Birliğin 30 Ekim’de yayımladığı “Savunma Yol Haritası 2030” belgesi Avrupa’nın 5 yıl içinde kurmayı planladığı savunma ekosisteminin hedeflerini göstermekte. Buna mukabil, yalnızca kara, hava ve denizle sınırlı kalmayan siber güvenlik ve uzay alanlarında da etkili olabilecek dört proje üzerinde çalışmalara başlandı. Avrupa’yı tam kapasiteli ve koordinasyonlu bir şekilde savunmayı amaçlayan öncelikli dört proje şu şekilde: Doğu Kanadı Gözetleme Operasyonu, Drone Savunma Girişimi, Avrupa Hava Kalkanı ve Avrupa Uzay Kalkanı.
Tüm projelerin merkezinde gelişmiş askeri ve teknolojik yatırımlar yer alıyor. Bu da Avrupa için yüksek teknolojili silahlanmada vites arttırmak manâsına gelmekte. Ne var ki AB’nin silahlanma kapasitesindeki eksikliklerin göze çarptığını vurgulamakta fayda var. Bilhassa Brüksel’in Washington’a duyduğu bağımlılık bu alanda uzun yıllardır büyüyen bir açık ortaya çıkarmış durumda. Bu açığı kısa sürede kapatmak için paranın yanına tecrübeyi eklemek de elzem. Süregelen yetersiz yatırımlar da göstermektedir ki Avrupa bu isterleri karşılamaktan uzak görünmektedir. Halihazırda yatırımlar artırılsa da Avrupa tedarik zincirindeki atıllığın ortadan kaldırılması için bu yatırımların nasıl verimli şekilde kullanılacağı da öğrenilmeli. Diğer yandan, üretilen silahları ve operasyonel kabiliyetini herhangi bir sıcak çatışmada teste tabi tutamayan Avrupa ordularının savaşa ne kadar hazır olacağı da müphemliğini koruyor. Bunun için üye ülkelerin ordularının ve teçhizatlarının yetenek ve deneyim boşluklarının kapatılması gerekmekte.
Kaynak: AABu hedef dahilinde “ReArm Europe” planı kapsamında toplam 800 milyar euroluk kaynağın seferber edilmesi planlanıyor. Avrupa bu kaynağın %55’ini birlik bünyesindeki üretime %35’ini ise ortak tedarik projelerine yönlendirmeyi hedeflemektedir. Ekipman tedariğine ek olarak 600 bin kişinin yeniden eğitilerek savaşa hazırlanması da öngörülüyor. Avrupa Birliği’nin bu alanda “birlik” olarak hareket edebilmesini sağlamak adına bir görev dağılımına gidildi. Birlik içerisinde Yetenek Koalisyonları kurulması ve bu koalisyonların belirli bir alanda odaklanarak uzmanlaşmasının üretim sürecinin temeline yerleştirildiği söylenebilir. Bu şekilde, pazarda oluşabilecek rekabetten ileri gelen negatif durumları devre dışı bırakarak stratejik üretimi hızlandırmak amaçlanmakta. Avrupa’nın geleneksel güvenlik hamisi ABD ile yaşadığı anlaşmazlıklar, tedarikten insan gücüne kadar geniş bir yelpazede Avrupalılaşmayı bir zaruret haline getirmekte. Donald Trump’ın hazırladığı 28 maddelik Ukrayna barış planının Avrupa tarafından kabul edilemez bulunması da bunun son yansıması olarak değerlendirilebilir. Avrupa birlik olarak güvenlik politikaları söz konusu olduğunda giderek kendi göbeğini kendisi kesme zorunluluğuyla karşı karşıya.
Avrupa’nın kağıt üzerinde hesaplayarak yaptığı planların belirli kritik eşikleri aşması gerekmektedir. Birlik üyeleri kara, deniz, hava, siber güvenlik ve uzay savunmasında tam kapasiteli ve yüksek koordinasyonlu şekilde hareket etmek mecburiyetinde. Buna ek olarak Avrupa, silah üretimi ve tedarik zincirindeki dışa bağımlılığı azaltırken, savunma alanında da eş güdümlü hareket edebilmeli. Tüm bunlar tedarik zincirinden sanayi hamlelerine, karar alma süreçlerinden, politik aksiyonlara kadar her alanda savaşa hazır hale gelmek ve bir zihniyeti dönüştürmek anlamına geliyor. Yeni silahlanma finansman projesi Security Action for Europe (SAFE)’in temel prensipleri de bunu destekleyecek şekilde şöyle belirlenmiş durumda: daha fazla, daha iyi, birlikte ve Avrupalı bir silahlanma. Hem raporda hem de ReArm Europe planında Avrupa’nın otonomi arayışı vurgulanıyor. Uluslararası düzenin değiştiğini ve Avrupa’nın geleneksel müttefiklerinin de ilgisini başka yerlere çevirdiğini zikreden 2030 raporu, kendi kendine yeten bir Avrupa’nın kurulmasını amaçlıyor. Yeni yol haritasının satır araları okunursa görülecektir ki 27 üyeden oluşan kalabalık bir birlik olmasına rağmen Avrupa kendini yalnız hissetmektedir.
Otarşik bir güvenlik sistemi vurgusu yapan Avrupa’nın 5 yıl gibi kısa bir sürede karadan uzaya kadar böylesi kapsamlı bir savunma planını gerçekleştirirken acilen çözüm bulması gereken sorunları da var. Bunun farkında olan Brüksel, kıtadaki NATO müttefikleri ile ilişkilerin ve işbirliğinin hayati bir öneme sahip olduğunu kabul ediyor. Bu ilişkinin belirginleştiği noktalardan biri Doğu Gözetleme Operasyonu. Avrupa Birliği’nin doğu sınırını güçlendirmeyi amaçlayan bu projenin NATO kumanda ve kontrol sistemi ile entegre edilmesi planlanıyor.
Bu bağlamda, Avrupa Birliği ile NATO’nun en büyük ikinci ordusu olarak Avrupa’nın doğusu için vazgeçilmez bir savunma partneri olan Türkiye arasındaki ilişkiler pozitif gelişmelere gebe.
Avrupa’nın İhtiyacı Güvenlik ve Güvenilir Müttefikler
Biden döneminde ABD ile yakın ilişkilerini sürdüren AB, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü sonrasında, Amerika ile ilişkilerinde toptan bir dönüşümle karşı karşıya kalmıştır. Özellikle Avrupa, ABD’nin güvenlik şemsiyesinin daralmasının sonuçlarından kuşku duymaktadır. Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski’nin katıldığı bir podcastte her acil durumda ABD’yi çağırmak zorunda kalmamak adına Avrupa’nın savunma kapasitesini artırması gerektiğini belirtmesi de birliğin kendi başının çaresine bakmaya odaklandığını gösteriyor.
Anlaşılan o ki Avrupa kriz anlarında kendine yetemeyeceğinin farkında. Bir yandan Rusya savaştaki tıkanmaya rağmen barışa yanaşmazken diğer yandan ABD’nin ilgisinin giderek Asya-Pasifik’e kaydığını fark eden birlik kendi adımlarını atmak zorunluluğunu hissetmekte. ABD’nin öncelik olarak belirlediği Çin tehdidine karşı harekete geçmek isterken Avrupa için günümüzde ve gelecekte Rus tehdidi merkezde yer alacaktır. Bu nedenle Avrupa yeni müttefiklere ihtiyaç duymaktadır. Rusya’nın bölgede yarattığı istikrarsızlığın etkilerini yakından hisseden iki aktör olarak Türkiye ve Avrupa arasındaki ilişkinin dinamikleri AB için daha cazip bir konumda. Alman şansölyesi Merz de 30 Ekim’deki Ankara ziyaretinde dünyanın yeni bir jeopolitik döneme girdiğini belirterek bu yeni dönemde Türkiye ile güçlü bağlar kurmanın öneminin altını çizdi. Organik partner sayısının azaldığının farkına varan Brüksel, Ankara’nın da kendisinden uzaklaşmasını istemeyerek ilişkileri geliştirmekten yana olacaktır.
Türkiye’nin Silah Üretim Kapasitesi Avrupa’nın Açıklarını Kapatacaktır
İlişkilerin kurulması için bir başka alan ise Avrupa’nın tedarik etmek istediği silahlar. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra gelişen süreç, AB’nin silah üretim kapasitesinin yetersizliğini gözler önüne serdi. Burada tezahür eden boşluğun hazırlanan 2030 belgesinde de kabul edildiği görülüyor. Her ne kadar adımlar atılması gerektiği üzerinde mutabık kalınsa da Avrupa’nın halihazırda hem klasik silah ve mühimmatlara hem de gelişmiş teknolojilere ihtiyacı var. Türkiye ürettiği klasik ve otonom silahlar, akıllı mühimmatlar ve elektronik savaş sistemleri ile Avrupa’nın belirlediği temel ihtiyaçları karşılayabilecek bir partner. Geçtiğimiz yıl Repkon tarafından ABD’de açılan top mühimmatı fabrikası da bu kabiliyetin önemli bir göstergesi.
Ekim ayındaki Ankara ziyaretinde Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul “Savunma sanayilerimiz birlikte çalışabiliyorsa bundan memnuniyet duyarız.” diyerek Türkiye’ye bir mesaj vermişti. Bu minvalde Türkiye ve AB arasındaki ilişkinin önümüzdeki dönemde savunma sanayi alanındaki anlaşmalar, satışlar ve işbirlikleri ile beraber gelişeceğini söylemek mümkün. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in 27 Ekim’deki Türkiye ziyaretinde Türkiye ile 20 Eurofighter Typhoon satışı için anlaşıldığını açıklaması Türkiye ile savunma alanında geliştirilen ilişkilerin bir yansıması.Bu anlaşma bir yandan NATO’nun Doğu Kanadı’nı güçlendirmeyi amaçlarken Türkiye için de hava savunma filosunu geliştirme imkânı barındırıyor. Madalyonun diğer tarafında ise olası işbirliği ihtimalleri ve ihracat planları yer almaktadır. Starmer’in ziyaretinin akabinde 28 Ekim’de İspanya, Türkiye’den toplam değeri 3.1 milyar euro olan 45 adet Hürjet satın alacağını duyurdu. Tüm bu gelişmeler, Brüksel’in savunma sanayindeki operasyonel açığı kapatabilecek bir partner olarak Ankara ile ilişkileri geliştirmek istediğine işaret ediyor. Böylece Avrupa Birliği ve Türkiye arasında silah alım-satım üzerinden karşılıklı bir ilişkinin ve savunma partnerliğinin çatısının kurulduğu görülmekte. Geçtiğimiz haftalarda TUSAŞ ve Avrupa’nın en büyük savunma şirketi BAE Systems arasında insansız hava sistemleri alanında ortak hareket etmek için imzalanan mutabakat da Ankara’nın elini güçlendiriyor, zira bu birliktelik neticesinde Türkiye Avrupa’nın temel projelerinden birinin partnerlerinden oldu. Buna mukabil, Alman ordusundan bir yetkili de Türk İHA’larının başarısına dikkat çekerek “Pazar analizleri ve işbirliği imkânı açısından Türkiye kesinlikle görüşülmeye değer bir aktör. Bu konuda en kısa zamanda temasların kurulması, konunun yakından incelenmesi gerekiyor.” yorumunu yaptı.
AB nezdinde de Türkiye ile ortaklığın gerekliliğinin farkında varıldığı görülmekte. Türkiye’nin, AB’nin yeni silahlanma programı SAFE’e katılım başvurusu da Avrupa Komisyonu tarafından değerlendirilmektedir. Böylece Türkiye, Avrupa’nın güvenliğinin sağlanmasında birlik dışı önemli aktörlerden biri olabilir. Buna paralel olarak, geçtiğimiz haftalarda Avrupa Komisyonu, Polonya’nın Ankara’da görev yapan Savunma Ataşesi Albay Adam Grzymkowski’yi askeri danışman olarak Türkiye’ye atadı. Bu hamleye karşılık olarak Türkiye de benzer şekilde AB ile ilişkide bulunacak bir subayı Brüksel’de görevlendirdi. Birliğin bu ataması savunma ve güvenlik alanında Türkiye’nin stratejik öneminin kabul edildiğini ve iletişimin geliştirilmek istendiğini göstermektedir.
Avrupa, Türkiye’nin Tecrübesinden Yararlanabilir
2022 Şubat’ı Avrupa için bir dönüşümün de başlangıcı oldu. Uzun zamandır barış modunda yaşayan kıta, Ukrayna’nın işgali sonrasında olası savaş senaryolarını gündemine aldı. Bu alanda kas hafızasını diri tutamayan Avrupa’nın, sürece adaptasyonunu yükseltecek bir ortağın yardımına ihtiyacı olduğu söylenebilir. Bir yandan stratejik savunma yatırımlarının yapılması diğer yandan da bu yatırımları etkin kullanacak bir ordunun oluşturulması Avrupa’nın bir arada yürütmesi gereken bir süreç. Tartışmalar, hazırlanan programlar üzerinde yaşanan anlaşmazlıklar ve hantallık birliğin adımlarının gecikmesine neden oluyor.
Türkiye ise savunma sanayi yatırımlarının ve bu alandaki yerlilik oranının öneminin farkına uzun zaman önce varmış durumda. AB’nin bugün planladığı otonomi arayışı merkezli savunma yatırımlarını uzun yıllardır gerçekleştiren Türkiye sıcak çatışmalarda bu yatırımların karşılığını alıyor. Kendi yolunu çizmek isteyen birlik için Türkiye’nin bu alandaki faaliyetleri iyi bir örnek teşkil ediyor. Bu da aynı yolda yürümek isteyen Ankara ve Brüksel arasında ilişkileri geliştirmek için ilave bir zemin sunmaktadır.
Türkiye, kendisini kilit bir aktör olarak tanımlayan Avrupa için aynı zamanda da bir anahtar konumunda. Türkiye’nin varlığı, geliştirilmek istenen tedarik zincirini çeşitlendirmektedir. Buna ek olarak NATO’nun güney ve doğu kanadı boyunca lojistik olarak Avrupa’yı rahatlatmasıyla Karadeniz’den Ortadoğu’ya kadar AB-NATO savunma işbirliği Türkiye’nin etkisiyle beraber sağlanacaktır. Bu noktada birlik üyesi olan Yunanistan’ın Türkiye’nin SAFE’e dahil olmasına karşı veto hakkını kullanması süreci sekteye uğratma ihtimali barındırsa da AB’nin önceliklerini belirleyerek Türkiye ile stratejik öneme sahip savunma ve güvenlik ilişkilerini geliştirmeye devam etmesi beklenmektedir. SAFE projesine dahil olmasa da Türkiye, Avrupa’nın savunma ve güvenlik mimarisinin önemli parçalarından biri olacaktır.
Kendi içerisinde krizleri ve fırsatları barındıran AB-Türkiye ilişkileri güvenlik ve savunma alanlarında ilişkileri geliştirebilecek dinamik bir yapıyı ihtiva ediyor. Avrupa’nın 2030’a hazırlık planı öncelikleri belirlenmiş net bir çerçeveye sahip: karadan uzaya kadar katmanlı bir savunma, hızlı, yeterli ve birlikte üretim ve koordinasyon. Yetenek açıklarını kapatmak isteyen Avrupa’nın önceliklerini belirleyerek silahlanmasını artırdığı bu yeni dönemde, Türkiye gibi bir partnerle ilişkilerini stratejik önceliklerle kurması elzemdir. Değişen uluslararası sistemin yeni dinamiklerine ayak uydurması gerektiğini fark eden ve boş bıraktığı alanları doldurmak isteyen Avrupa için Türkiye’nin güvenlik mimarisinde çevreden merkeze doğru konumlanması kayda değer bir açığı dolduracaktır.
Avrupa’yı savunma sanayi deneyimi ve operasyonel tecrübeleriyle besleyebilecek Türkiye ise kendi ihtiyaçlarını giderecek ve Avrupa ile ilişkileri geliştirecek yeni bir dönemin eşiğindedir. Bir yandan Avrupa’nın savunmasının bir parçası olması planlanan Türkiye diğer yandan Avrupa’nın silah tedarik zincirinin önemli aktörlerinden ve proje ortaklarından biri olarak “tamamlayıcı” bir rol oynayabilir. Önümüzdeki dönemin Brüksel-Ankara arasındaki diyaloğun her daim süreceği ve ilişkilerin geliştiği günlerin habercisi olacağını söylemek mümkün.