Megastar Yapay Zeka
Breaking Rust’ın ‘Walk my Walk’ adlı country şarkısı kısa sürede listelerde 1 numaraya yükseldi ve Spotify’da 3 milyondan fazla dinlendi. Breaking Rust ismini daha önce duymamış olmanız gayet doğal çünkü gerçekte böyle bir sanatçı yok.
Dijital teknolojiler öncesinde mekanik manipülasyonlarla, dijital teknolojilerde “shop”larla ve artık yapay zeka teknolojileri ile duyusal algımıza olan güvenimiz sarsılmış durumda. Artık deneyimlediğimiz nesnelerin gerçekliğini verili kabul etmemek bizim için daha güvenli. Bu tedirginlik hali ise mutlak bir soruşturma ve sorgulama evresinin kapılarını bize aralıyor. Önceleri teşhis ettiğimiz şeyler şimdi teşhis edilemez durumda. Bu örnekte de Billboard sitesi listelere giren altı kadar yapay zeka üretimi sanatçıyı duyurmuş olsa da bu sanatçıları ve eserleri bir noktadan sonra teşhis etmek oldukça zor.
En başa dönecek olursak, ‘shop bu!’ dediğimiz durumlar aslında zımnen bir gerçekliği kabul ediyor. Ancak ayrım yapma imkanını yitirdiğimiz anda gerçekliğin sınırı da muğlaklaşmaya başlıyor. Gerçek olmayanın, gerçekten daha gerçekçi sunulduğu bir hiper-gerçeklik evreni bizi az ötede bekliyor. Böylesi bir atmosferde elbette hakiki olanın değeri de kayboluyor, toplumsal bir değer olmaktan çıkıp sunulma biçimi ve işlevine göre değerlenmeye başlıyor.

İşte tam manasıyla bir şeylerin kendi özlerinden ziyade, yalnızca işlevlerine göre gerçeklik ve değer hiyerarşisine yerleştiği bir düzende, bugün, pek çok ‘gerçek dışı gerçekle’ hakikatlerimizi inşa ediyoruz. Bu inşadan her ne kadar detaylı incelediğimizde yahut şarkı künyesine baktığımızda yapay zeka olduğunu fark etsek de duygusal olarak etkilenimden kaçınmamız çok zor görünüyor. Zira, bu sözleri söyleyen, şarkıyı okuyan kişinin duyguları olabileceği manipülasyonuna katılmamak bilişsel olarak çok zor.
Duygusal etkilenim ve manipülasyonlara müsaade etsek de gerçekliğin kaybına dair hissettiğimiz güvensizlik çevremiz ve dünyamızın tutarlılığını elimizden almaktadır. Sosyal medyada etkileşim alan içeriklerin etkilerine, çağdaş meselelere dair duygulanım geliştiren sanat eserlerine ve hatta dijital güvensizlik fikrine dair güvenimiz bile kaybolmaktadır.
Tüm bu sosyo-psikolojik tahribatın ötesinde, meselenin bir de piyasa gerçekliği var. Güvensizliğimiz nakde çevriliyor. Platformların bu ‘hayalet’ şarkıları sistemden ayıklamamasının temelinde etik kaygılardan ziyade algoritmik karlılık yatıyor. Sonuç olarak, emeksiz ve ucuz bir ekonomik model için, gerçeklik algımızı ve ayağımızı bastığımız o güvenli zemini takas etmiş oluyoruz.
Hollanda Geri Adım Attı
Geçtiğimiz haftalarda bültenimizde yer verdiğimiz, Hollanda hükümetinin ülkenin en büyük çip üreticisi Nexperia’nın yönetimine el koymasıyla başlayan krizde yeni bir gelişme yaşandı. Otomotiv sektörünü durma noktasına getiren karşılıklı restleşmelerin ardından Lahey yönetimi, şirketin kontrolünü devralma kararını geri çektiğini duyurdu. BBC’nin aktardığına göre Hollanda hükümeti, Nexperia’nın Çinli ana şirketi Wingtech ile vardığı mutabakat sonucunda, şirkete atanan kayyumu geri çekme ve el koyma sürecini sonlandırma kararı aldı. Bu gelişme, küresel teknoloji savaşlarında Avrupa’nın manevra alanının sınırlarını gözler önüne seriyor.

Hollanda’nın geri adımı, stratejik bir tercihten ziyade ekonomik bir zorunluluk olarak okunuyor. Pekin’in, Hollanda’nın ilk müdahalesine cevap olarak Nexperia’nın Çin fabrikalarından Avrupa’ya yapılan ihracatı durdurması, Volkswagen gibi otomotiv devlerinin üretim bantlarını kilitlemişti.
Sanayi çevrelerinden gelen yoğun baskı ve tedarik zincirindeki kırılma, Hollanda hükümetini ulusal güvenlik öncelikleri ile ekonomik sürdürülebilirlik arasında bir seçim yapmaya zorladı. Kararın geri alınmasıyla birlikte Çin tarafının da ihracat kısıtlamalarını kaldırması ve Avrupa otomotiv endüstrisinin nefes alması bekleniyor.
Pekin’in “Eski Çip” Kozu ve Avrupa’nın Kırılganlığı
Avrupa ve Amerika her ne kadar Çin’i yaptırımlarla baskılamaya çabalasa da Çin artık birçok sektörde tedarik zincirlerini kilitleyerek bu yaptırımlara cevap verebilir düzeye gelmiş durumda. Özellikle ‘legacy chips’ olarak bilinen ve savunma sanayiinden beyaz eşyaya kadar her alanda kullanılan temel çiplerde Çin’in sahip olduğu üretim kapasitesi, Avrupa için göz ardı edilemeyecek bir bağımlılık oluşturuyor. Hollanda’nın bu kararı, ABD’nin Çin’i teknolojik olarak izole etme stratejisine uyum sağlamaya çalışan Avrupa ülkelerinin kendi sanayilerini korumak adına zaman zaman Washington’dan ayrışabileceğini veya orta yolu bulmak zorunda kalacağını gösteriyor.
Kriz şimdilik çözüme yakın olsa da, Nexperia vakası Batılı hükümetlerin Çin menşeli tedarikçilere yaklaşımında temkinli davranmaya devam edeceği bir gerçek. Ancak oluşan bağımlılık artık ticari ilişkileri istenildiği zaman kesilemeyeceği seviyeye gelmiş durumda.
“Yapay Zeka Orta Sınıfı Nasıl Etkiliyor?” Klişenin Ötesine Bakmak
“Yapay zeka insanların işlerini alacak” söylemi klişe bir hal aldi. Peki hangi insanın yerini, ne zaman alacak? Bu soruların cevabı epey su götürür olsa da bir vaka olarak karşımıza çıkan (ve sadece yapay zekaya yüklenemeyecek) bir gerçek var: Orta sınıfın sessiz bir şekilde çözülmesi. Üstelik bu çözülme, sadece beden yoğun işlerle sınırlı kalmayıp beyaz yaka ve giriş seviyesi entelektüel pozisyonların da yapay zeka tarafından ikame edilebilir hale gelmesiyle hızlanıyor.
Brian P. Klein makalesinde; son yıllarda yapay zeka alanında önde gelen isimler, özellikle de büyük dil modellerinin kapasitesini geliştiren teknoloji liderleri, artık “çok dar bir iş grubunun” ötesinde finans, hukuk, medya, kamu yönetimi, araştırma ve kurumsal operasyonlar gibi alanlarda çalışan genç profesyonellerin de risk altında olduğunu dile getiriyor. Buradaki uyarı kritik. Yapay zeka artık araç olmanın ötesine geçip içerik üreten, analiz yapan, karar veren bir aktöre dönüşüyor.
Bu değişim, klasik teknoloji devrimlerinden önemli bir yönüyle ayrılıyor. 1980’ler ve 1990’ların bilgisayarlaşma süreçleri bir işin doğasını değiştirmiş fakat o işteki insan ihtiyacını ortadan kaldırmamıştı. Yazılımcılar, analistler, metin yazarları ve yöneticiler bilgisayarları daha verimli olmak için kullandılar. Bugün ise yapay zeka, aynı pozisyonların “başlangıç seviyesindeki beceri gereksinimini” büyük ölçüde absorbe ediyor. Bu da işverenlerin, insanı devre dışı bırakma kapasitesini dramatik biçimde artırıyor.
Orta sınıfın zayıflaması, günümüz küresel piyasa ekonomisi adına aynı zamanda ekonomik ve sosyal istikrarı tehdit ediyor. Bu sistemde orta sınıf, hem tüketim gücünün hem de toplumsal uzlaşının temel taşı olarak kabul görüyor. Bu anlatı etrafında durumu ele alınca; orta sınıf çökmesiyle gelir eşitsizliği keskinleşir, politik kutuplaşma artar, sosyal güven azalır. Yapay zekanın verimlilik kazançları büyüyebilir, fakat aynı anda toplumun geniş kesimleri ekonomik olarak dışarıda kalırsa, bu büyüme sürdürülebilir bir refaha dönüşmez.
Bu nedenle sorun, “insan mı yoksa teknoloji mi kazanacak” gibi yüzeysel bir tartışmada saklı değil. Asıl mesele, toplumların orta sınıfı koruyacak, insan becerisini yapay zekanın yanında yeniden anlamlandıracak ve nitelikli iş gücünün üretim mekanizmasını ayakta tutacak bir geçiş sürecini yönetip yönetemeyeceği. Gelecekteki ekonomik güç dengeleri, toplumların bu dönüşümü nasıl yöneteceğine bağlı olacak.
Fakat asıl büyük soru burada başlıyor: Giriş seviyesindeki entelektüel görevleri yapay zeka üstlenirse, geleceğin orta–üst seviye uzmanlarını kim yetiştirecek?
Günümüz küresel ekonomik sistemi içerisinde orta sınıf dar bir iş sahasını oluşturan bir küme olmanın ötesinde birçok sektör ve iş sahasının yöneticilerini, uzmanlarını, akademisyenlerini, strateji geliştiricilerini, kültürel üreticilerini, yani geleceğin nitelikli insan kaynağını içeren geniş bir toplumsal havuz olma iddiasındadır. Bu havuzun tabanındaki ilk birkaç iş, bir kariyer merdiveninin basamaklarıdır. Mevzubahis iş sahalarında işe yeni başlayacakların öğrendiği şey yalnızca görev değil; hata yapma hakkı, mentorluk, ekip çalışması, kurumsal kültür ve problem çözme refleksidir.
Eğer bu giriş seviyeleri yapay zeka tarafından doldurulursa, yetenek gelişiminin çok önemli bir evresi ortadan kalkmış olur. Örneğin on yıl sonra bir şirketin orta kademe yöneticilerini, üretken akademisyenini veya stratejik danışmanlarını yetiştirecek insan kaynağı eksikliği ciddi bir krize dönüşebilir. Nitelikli insan kaynağı kendiliğinden ortaya çıkmaz, bütün bir süreçte yetişir ve birikim kazanır. Yapay zeka bu basamakları silerse, geleceğin beşeri sermayesi için bir boşluk oluşabilir.
Mevzubahis giriş seviyesindeki iş sahasının yapay zeka tarafından domine edilmesini yakın geleceğe dair problemi olarak görüyoruz. Bununla beraber bir gelecek projeksiyonu çizersek, yapay zekanın gelişme hızını göz önünde bulundurduğumuzda sadece giriş seviyesi değil orta ve ileri seviye birçok insan kaynağını da yerinden etme ihtimalinin uzak olmadığından bahsedebiliriz.
