Küresel bazda sürdürülemez bir üretim ve tüketim yapısının beraberinde getirdiği, her geçen yıl artış gösteren ve genellikle çöplüklerde sonlanan tonlarca endüstriyel ve kişisel atığın yarattığı çevresel olumsuzluklar, sadece insanların değil dünya üzerindeki tüm canlıların yaşamı için tehlike arz etmektedir. Bu durum; atıkların, çevresel açıdan toplumsal yaşama yansımalarının yanı sıra ekonomik ve sosyal boyutlarının da düşünülerek yönetilmesi gereken önemli bir sorun olarak ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Dünya, Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun (WCED)1 1987 Brundtland Raporunda2 “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarını karşılayan kalkınma” tanımıyla çizilen yol haritası, 1992 Rio Konferansı’nda “kaynakların sürdürülebilir kullanımı” başlığı ile yenilenemeyen doğal kaynakların azalmasının yaratacağı ciddi sorunlara dikkat çekilerek kavramın ekonomik, ekolojik ve sosyal boyutu ortaya konmuştur.
Süreç içinde Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu ve bağlı organları, Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu gibi uluslararası düzeyde ilgili kurum ve komisyonlar, çeşitli eylem planlarıyla ve çok sayıda yasal düzenlemelerle, çevre odaklı sürdürülebilirlik uygulamalarının ekonomik ve sosyal açıdan yaratacağı etkilere yönelik ilkeler ve stratejiler geliştirmeye devam etmektedirler. Ancak; Birleşmiş Milletlerin (BM)3 2015 New York Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde kabul edilen, 2030 yılına kadar dünyada yoksulluk, çevre ve iklim krizi, refahın adil paylaşımı ve barışın sağlanması için küresel bir eylem çağrısı niteliğindeki 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı ve 169 ilişkili hedeften sadece %17’sinin 2030’a kadar başarılı olmak için yeterli ilerleme gösterdiği belirtilmektedir. Rapora göre geri kazanılan atık, 2022’de toplam atığın yarısından fazlasını (%61,4) oluşturmuştur. Geri kalan atık ya çöplükte (30,2%), enerji geri kazanımı olmadan yakılmış (%0,4) veya başka bir şekilde bertaraf edilmiştir (%8,0).
Küresel sera gazı emisyonları ve atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonlarının 2022’de bir kez daha yeni rekorlara ulaştığı ve 2023’te yavaşlama belirtisi göstermediği belirtilen raporda, sera gazı emisyonlarında 2030’a kadar köklü azalmaların gerçekleşmesi ve 2050’ye kadar net sıfıra ulaşması gerekliliği vurgulanmıştır.
Günümüzde sürdürülebilir atık yönetiminin karbon emisyonlarının azaltılmasında hayati bir rol oynadığı ve yaşamın tüm alanlarında oluşan hasarın, atık üretimini en aza indirme ile doğrudan ilişkili olduğuna yönelik çevresel farkındalık artmakla birlikte sürdürülebilir bir gelecek için araştırma kapsamı genişletilmiştir. Daha sürdürülebilir yaşam tarzlarına geçiş için arayışlar kapsamında kültürün, toplumlardaki insanların refahını artırmayı amaçlayan ekonomik değer üretme potansiyeline sahip olduğu görüşü kabul görmektedir. Dünya Kültür ve Kalkınma Komisyonu (World Commission on Culture and Development) raporunda4 kültürün, birlikte yaşama ve insan varlığına anlam katma rolleri üzerinde durularak, ekonomik gelişmeyi teşvik edici ve medeniyetlerin karakteristiklerinin oluşmasındaki işlevine dikkat çekilerek, kültürel politikalarla sürdürülebilir kalkınma ilişkilendirilmiştir. Kültürel sürdürülebilirliğin sürdürülebilir kalkınmayla yakından ilişkisi, UNESCO’nun “kültür, kalkınma süreçlerinin sürdürülebilirliğini sağlayan gerekli dönüştürücü boyutu sağlar” açıklamasında da net bir şekilde görülmektedir. Birleşmiş Milletler, 2010 ile 2021 yılları arasında kültür ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki artık tartışmasız olan bu bağlantılar hakkında 8 kararı kabul etmiş ve üye devletlerin kapsayıcı ve dayanıklı toplumları şekillendirmek için kültürün etkileştirici rolünü ileriye taşıma taahhüdünü de kanıtlamıştır.5 AB Konseyi, Mayıs 2020’de önemli bir adım atarak, 2019-2022 kültür çalışma planına bir öncelik olarak “Sürdürülebilir kalkınmanın itici gücü” şeklinde kültürü eklemiştir. UNESCO’nun 28-30 Eylül 2022 tarihleri arasında Meksika’da gerçekleşen Kültür Politikaları ve Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Konferansı MONDIACULT 2022 raporunda; kültürün her biçimi, ifadesi ve anlamı ile insan gelişimi için herhangi bir dönüşüm yolunun merkezinde olması gerektiği vurgulanmış, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir gelecek için kültürel hayal gücümüzü beslemek amacıyla insanlar ve doğa arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmek için bir dizi öneri formüle edilmiştir.6

AB Konseyinin 2030 ajandası çerçevesinde ise kültür tarafından yönlendirilen dönüşüm yolları tasarlamada, sanatçılar ve kültür örgütlerinin tam rol oynaması gerektiği mesajı ile kültür ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki etkileşimi daha da güçlendirmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda; kültürel ve sanatsal uygulamaların ve bilginin sürdürülebilirliğini ifade etmesinin yanı sıra kültürel kaynakların korunması ve kullanımında gelecek nesillerin ihtiyaçlarının dikkate alınmasını sağlamayı da kapsayan kültürel sürdürebilirlik, sürdürülebilir kalkınmanın dördüncü ayağı ve sürdürülebilir yaşamın belirleyicilerinden olarak görülmektedir.
Bu bağlamda; 2053 vizyonu doğrultusunda hazırlanan 12. Kalkınma Planı, cumhuriyetimizin yüzüncü yılında ülkemizin potansiyelini harekete geçiren, bu sayede sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedefinin gerçekleştirilmesini sağlayan bütüncül bir yol haritasıdır. 2024-2028 On İkinci Kalkınma Planı’nda7 “Kültür ekonomisi, ülkemizde hızlı büyüme performansı, yüksek katma değeri, nitelikli iş gücü istihdamı, kültürün yeniden üretimi ve zenginliğine katkısı sayesinde sürdürülebilir kalkınma için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu alanın kapsayıcı ve sistemli bir şekilde yönetimi, izlenmesi ve desteklenmesi, bu potansiyelin gerçekleştirilmesi için önem arz etmektedir.” şeklinde vurgulanarak, sürdürülebilirliğin kültürel boyutuna yönelik çalışmaların devamlılığının sağlanması hedeflenmiş ve ülkemizde hem özel hem de kamusal kurumlar tarafından önemli stratejiler geliştirilmiş ve uygulamalar gerçekleştirilmiştir.
Küresel kültürün egemenliğinin her geçen gün arttığı dünyada çevresel, ekonomik, sosyal ve kültürel değişikliklerle ilgili giderek artan sayıda sorun alanı, sanat ve kültürel kurumlarda karmaşık bir faktör olmuştur. Ülkemizde de birçok moda markası ve tasarımcı yaratıcı bir ekonomi geliştirmek ve kültürel kimliği sürdürmek için kültürel öğelerin önemini benimseyerek endüstrideki sosyal ve kültürel sorunları ele alma misyonunu üstlenmeye başlamıştır. Tasarımlarında ve üretim süreçlerinde kültürel sürdürülebilirliği dikkate alarak tasarımlarını kültürel değerlerle şekillendirmeye başlamış, dolayısıyla güncel yaşama taşıdıkları bu değerleri geleceğe aktarma işlevini de yerine getiren yaratıcı sosyal girişimleri ile de dikkat çekmektedirler. Ünlü moda tasarımcıları kültürel tarihe ve geleneklere saygı duyarak, dünya çapında bir kitleye hitap eden ürünler yaratmaktadır. Böylece çeşitli kültürel unsurlar ve küresel trendler arasında köprü kurarak, farklı pazarlarda kültürel mirasa daha derin bir değer verilmesini teşvik etmektedirler.8 Son yıllarda, yerellikten ilham alıp kültürel köklerine dönmenin öncelikli trendler arasında yer aldığı dünya modası gibi ülkemizde de Özgür Masur, Atıl Kutoğlu, Aslı Filinta, Arzu Kaprol, Dilek Hanif, Zeynep Tosun gibi tanınmış birçok tasarımcının yanı sıra genç tasarımcıların da Anadolu’nun kültürel mirasını, motiflerini ve geleneklerini, Türk el sanatlarını yenilikçi bir yorumla kullanarak hazırladıkları koleksiyonlar ile ulusal olduğu kadar uluslararası moda platformlarında da özgünlükleriyle farklılık yarattıklarını ortaya koymaktadırlar. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi metropollerde sistematik olarak düzenlenen moda fuarlarında üniversitelerin ilgili birimleri, kültürel ögelerden ilham aldıkları, yaratıcı güncel tasarımlardan oluşan koleksiyonlarını sergi ve defilelerde sunarak konuya duyarlılıklarını yansıtmakta ve büyük beğeni almaktadırlar. Moda ve kültür temelli sivil toplum kuruluşlarının ve moda markalarının da büyük ilgi ve katılım gösterdiği bu fuarlar, sürdürülebilirliğin kültürel boyutunun yanı sıra ekonomik ve sosyal boyutunu da içermeleri açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Ayrıca, İngiltere merkezli Fashion Revolution’ın (FR) Türkiye ayağı olan Fashion Revolution Türkiye gibi kuruluşlar, “çevreyi koruyan ve iyileştiren, büyüme ve kârın yerine insanlara değer veren küresel bir moda endüstrisi” vizyonuyla, kültürel miras, el sanatları ve yerel bilgelik konularının değerine yönelik farkındalık artırma ve moda kültürüne yerleşmiş kalıpları yeniden şekillendirmek için sanat ve tasarımcılarla iş birliği çalışmalarını sürdürmektedirler.

Devamlılık arz eden bu çalışmalar arasında, özellikle kamusal projeler ve sonuçlarının yarattığı farkındalık ve toplumsal etkinin, ülkemizdeki kültürel sürdürülebilirlik çalışmalarına ışık tuttuğunu söylemek mümkündür. MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı Sabancı Olgunlaşma Enstitüsünün Geleneksel dokuma kültürünün korunması ve zengin kültürel birikimin gelecek kuşaklara aktarılmasını amaçlayan “Türkiye Dokuma Atlası Projesi” kapsamında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ilk defa açılışı gerçekleştiren ve Sayın Emine Erdoğan’ın sunumunu yaptığı “Türkiye’nin Dokuma Atlası Sergisi” kültürel sürdürülebilirlik açısından en önemli gelişmelerden biridir. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği, Marmara Üniversitesi, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığının da katkılarıyla yürütülen projede, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine özgü 150’yi aşkın kumaş çeşidi sergilenmiştir. Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurarak, tarihî mirasın küresel ölçekte bilinirliğini artıracak olan bu projenin sektör için bir ilk olma niteliği taşıması, sonraki adımlara yön vermesi açısından önemlidir. Ayrıca sergi kapsamında düzenlenen panellere, akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri, tekstil sektörü temsilcileri, dokuma ustaları, moda ve tasarım dünyasından isimlerin katılarak yaptıkları paylaşımlar konuya farkındalığı artırmanın yanı sıra pek çok girişimi de teşvik edici bir etkinlik olarak da dikkat çekmektedir.
Proje ile birlikte; yerel ve küresel sergiler, atölyeler ve iş birlikleri tasarlamak, geleneksel dokumalarla giysi koleksiyonları oluşturmak gibi önemli çalışmaların olması, “dokuma kültürü rotaları” ve “yaşayan müzeler” oluşturarak yerel kalkınmaya ve kültür turizmine katkıda bulunulması, olumlu gelişmeler olarak devam etmektedir. Proje ile Türk dokumacılığının bir zanaat olarak yaşatılmasını sağlamanın yanı sıra, teknolojik değişim ve gelişmelerden faydalanarak dünya kumaş sektöründe fark yaratmak ve Türk modası imajı yaratılarak prestijli bir ticari faaliyetle hem yerel hem de ulusal çerçevede sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamak hedefine de hizmet edilmektedir.
Projenin yaygın etkisi kapsamında birçok ilde farklı kurumlar tarafından yörelere özgü dokumaları tanıtma ve belgelendirmeye yönelik proje ve faaliyetlerin artış göstermesi, projenin kültürel sürdürülebilirlik açısından yaygın etkisinin sonuçları olarak görülmektedir. Erzurum Aziziye Belediyesi tarafından düzenlenen “Türkiye Dokuma Atlası Projesi ve Ehram Örneği” paneli, Tiftik ve Sof Araştırma ve Geliştirme Derneği’nin Kazan’da düzenlediği “Ankara’nın Tarihî Kumaşı Sof, Ankara Keçisi ve Tiftik Çalıştayı”, Kızılcahamam Halk Eğitim Merkezi’nin öncülüğünde Ankara Kalkınma Ajansı ve Kızılcahamam Belediyesi protokolü ile “Tezgahtan Hayata Sof Kumaş” projesi kapsamında kurulan atölyelerde usta öğreticiler yetiştirilmesi, MEB ve Ankara Olgunlaşma Enstitüsü tarafından düzenlenen ve önemli sonuçlara ulaşılan Ankara Sof Çalıştayı gibi faaliyetler önemli örneklerdendir.

2025 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının Türkiye Kültür Yolu Festivalleri bünyesinde her ilde düzenlenen etkinliklerde geleneksel kumaşların üretimi ve moda tasarımında güncel koleksiyonlara yansıtıldığı sergi ve defileler kültürel sürdürülebilirliğin güzel örnekleri olarak bu bilincin artmasına katkı sunan gelişmelerdir. Ankara Olgunlaşma Enstitü bünyesinde faaliyete geçen sof atölyesinde, Ankara tiftik keçisinin yününden aslına uygun olarak dokunan sof kumaşların, geleneksel el sanatlarıyla bezenmiş “Sofu Okumak Sofu Dokumak” koleksiyonuyla Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde gerçekleştirilen sergi ve defilesi, Türk tekstil ve moda sektörünün gelecek yol haritası için alternatif seçenek sunmuştur.
İlham verebilecek uygulamaların ve inançların merkezinde kültürün yer aldığı düşünüldüğünde, yaratıcı veya sanatsal ifade biçimi olarak kültürün tasarım süreçlerine entegre edilmesi, kültürel sürdürebilirliğin önemli argümanlarından biri olarak görülebilir. Böylece tasarımlarla yansıtılan anlatılar, değerler ve eylemler, sürdürülebilir kalkınmanın kültürel açıdan daha hassas bir anlayışının ortaya çıkmasını sağlarken sanatın, kültürün ve kültürel politikanın rollerinin açıklığa kavuşturulmasına da katkıda bulunulabilecektir. Tasarım yoluyla farklı kültürel uygulamaları ve metodolojileri paylaşmak, farklı ülkelerdeki ve etnik gruplardaki çeşitli geleneksel kültürlerinin tanınmasını sağlayarak, tasarımcıların sürdürülebilir bir gelecek için kültürel hayal gücünü besleyecek ve 2030 gündeminde “itici güç olarak kültürün” temelini oluşturduğu Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (SDGs) ulaşılmasına da katkı sağlayacaktır. Bu kapsamda; ülkemizde, 2025 yılındaki faaliyetler kültürel sürdürülebilirliğin sağlanmasında gelecek vadeden olumlu gelişmeler olarak görülmektedir.
WCCD (World Commission on Culture and Development) (1995). Our CreativeDiversity. Paris: UNESCO Publishing.
United Nations (1987). Report of the World Commission on Environment and Development Our Common Future. https://www.are.admin.ch/en/1987-brundtland-report
UN-United Nations (2024). The Sustainable Development Goals Report. https://unstats.un.org/sdgs/report/2024/
WCCD (World Commission on Culture and Development) (1995). Our CreativeDiversity. Paris: UNESCO Publishing.
UNESCO (2023). Culture in Public Policy. https://www.unesco.org/en/articles/culture-public-policy
Europan Commission (2022). Experts put Forward Recommendations on How to Harness The Power of Culture for Sustainable Development. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_22_5726
T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028:24). https://www.sbb.gov.tr
Koca E. (2025). “Moda Tasarımında Kültürel Sürdürülebilirliğe Yönelik Sanatsal ve Yorumlayıcı Bir Model.” Güzel Sanatlarda Çağdaş Araştırmalar içinde (Bölüm 2, 36-56). Konya: All Sciences Academy.

