
Suriye’de 8 Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesinin ardından ülke, devlet dışı silahlı örgütlerin etkisinin derinleştiği ve toprak bütünlüğünün geleceğine dair tartışmaların öne çıktığı yeni bir döneme girmiştir. Şam’daki geçiş hükûmeti, görece kapasite eksikliği ve dış müdahaleler sebebiyle ülke genelinde otoritesini tesis etmekte güçlükler yaşamaktadır. Kuzeydoğu’da, PYD/YPG öncülüğünde kurulan Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi (KDSDÖY) ve onun silahlı gücü Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD desteğiyle fiilen özerk bir yönetim kurmuştur. PKK ile ideolojik ve örgütsel sürekliliğe sahip olan PYD/YPG, bu yapıları siyasi hedefleri doğrultusunda yönlendirmekte ve bölgede kendi siyasal projesini kurumsallaştırmaktadır. ABD açısından bu yapı, Suriye sahasında nüfuz alanı yaratma, DEAŞ’ı temizleme ve İsrail’in çıkarlarını koruma hedeflerinin bir aracı olmuş; ABD tarafından askeri, organizasyonel ve finansal destek almıştır.
Güneyde ise, Süveyda merkezli Dürzi topluluklar, dini lider Hikmet Hicri liderliğindeki Yüksek Hukuk Konseyi ve onun silahlı kanadı Ulusal Muhafızlar aracılığıyla, İsrail’in koruması ve desteği ile fiilen özerk bir yapı oluşturmuştur. Hicri’nin otonomi ve uluslararası koruma talepleri, Şam’la entegrasyon çabalarını reddeden bir çizgiye dönüşmüş; bu durum Dürzi hareketinin İsrail’in Suriye’nin zayıf tutulması ve bu doğrultuda parçalı yapısının kalıcı hale getirilmesi stratejisinin bir aracı olmuştur.
Mevcut tartışmalar, devlet-dışı aktörlerin entegre edilip edilmeyeceği ikileminde yoğunlaşırken, entegrasyonun nasıl ve hangi modelle gerçekleştirileceği sorusunu büyük ölçüde göz ardı etmektedir. Bu çalışma, sahadaki mevcut güç dengesinin devamı durumunda olası entegrasyon modellerinin ayrışmayı derinleştireceği ve hatta kurumsallaştıracağını iddia etmektedir. Bu doğrultuda, Irak tecrübesinden yola çıkarak ortaya çıkabilecek üç olası senaryoyu incelemektedir:
1. Senaryo – İç Savaşın Devamı: Aktörler arasında çatışmaların süreklilik kazanması ve savaş ekonomisinin kalıcılaşması beklenir. Bu durumda devlet dışı aktörler dış hâmilerin desteği ile giderek kurumsallaşır ve parçalı yapı kalıcı hale gelir.
2. Senaryo – Federal Sistemin İnşası: SDG ve Dürzi bölgeleri anayasal statü kazanarak Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) benzeri bir model geliştirir. Kısa vadede görece istikrar sağlansa da uzun vadede kimlik temelli ayrışmalar ve kaynak paylaşımı sorunları çatışmaları derinleştirir. SDG’nin öngördüğü federal yapının, IKBY’den farklı olarak güçlü yerel aşiretler yerine PYD/YPG’nin hiyerarşik kontrolü altında şekillenecek olması, komşu devletler için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturacaktır.
3. Senaryo – Paramiliter Entegrasyon (Haşdi Şabi Modeli): SDG’nin ve Dürzilerin güvenlik kurumlarına dâhil edilmesi, kısa vadede çatışmasızlık sağlayabilir. Ancak silah ve komuta yapılarının korunması, devlet içinde dış destekli paralel güvenlik yapılanmalarına zemin hazırlar. Bu yapılar, Irak’takine benzer şekilde askeri güçlerine dayanarak yerelde ve merkezde devlet kurum ve kaynaklarını merkezle paylaşmayı isteyebilir; bu durum da bölünmeyi önce yerelden Şam’a sonra da şartların olgunlaşmasıyla tekrar yerele taşıyabilir.
Her üç senaryo da kalıcı bir istikrar üretmemektedir. Ortak sonuç, merkezî otoritenin zayıf kalmaya devam ettiği, ayrılıkçı vekil örgütlerin kurumsallaştığı ve istikrarsızlık ortamında dış aktörlerin etkisinin vekillere sundukları destek yoluyla sürdüğü bir Suriye’dir. Bu noktada PYD/YPG’nin ve Hikmet Hicri liderliğindeki Dürzilerin mevcut yapılarıyla Suriye’nin birlik ve bütünlüğüne katkı sağlayacak bir iradeye sahip olmadıkları vurgulanmalıdır. Her iki oluşum da kendi politik ajandaları doğrultusunda hareket etmekte, özerklik veya fiilî bağımsızlık hedefini stratejik öncelik olarak görmektedir. Bu nedenle, bu yapıların gönüllü biçimde Suriye’nin ulusal bütünlüğünü sağlayacak bir entegrasyona yönelmeleri olası değildir.
Suriye’nin bütünlüğünü koruyacak ve sürdürülebilir istikrarı sağlayacak bir entegrasyon, öncelikle devlet-dışı silahlı örgütlerin ayrılıkçı kadrolarının tasfiyesi, askerî kapasitelerinin hızlı bir şekilde eritilmesi yoluyla mümkün olabilir. Bu dönüşüm, hem işlevselliklerini yitirecek olan örgütlere dış desteği zayıflatacak hem de merkezi otoritenin güçlenmesine olanak tanıyacaktır. Bunlar, Suriye’de kalıcı istikrarın tesis edilmesinin ön koşuludur. Aksi takdirde, ‘entegrasyon’ adı altında geliştirilecek her model, fiilen ayrışmayı kurumsallaştırma riski taşımaya devam edecektir.
Okumak için tıklayınız