#14

TikTok, Yeni Propaganda Biçimleri ve Parçalanan İnternet

2018 senesinde tüm dünyaya açılan TikTok kısa sürede konvansiyonel sosyal medya uygulamaları arasından sıyrılarak geniş bir kullanıcı yelpazesine ulaştı. Çin menşeli bir şirketin uygulamasının bu derece bir başarı yakalaması sosyal medya sektöründe neredeyse evrensel bir dominasyonu olan ABD'de tartışmalara yol açtı. ABD, tarihinde ilk kez kendisine rakip bir ülkenin sosyal medya platformunun kendi dijital kamusal alanında belirleyici bir güç haline gelmesiyle karşı karşıya kaldı. Bu başarının arkasında uygulamanın pazarlama başarılarının yanı sıra oluşturulan algoritmanın kullanıcıları ve içerik üreticilerini hızlı bir şekilde uygulamaya adapte etmesi de var.

Sosyal medya platformları günümüzde bilgi akışının kontrol eden ve dolaylı olarak jeopolitik mücadelenin anlatısını şekillendirmeyi ve yönlendirmeyi sağlayan birincil araçlar haline gelmiş durumda. Tabii olarak bu durum algoritmaları kontrol eden gücün kullanıcıları istenilen konularda belli ölçülerde yönlendirmesi anlamına geliyor. Bu metinde, tekno-milliyetçilik ve splinternet (internet balkanizasyonu) kavramları üzerinden algoritmaların siber dünyayı nasıl şekillendirdiğini ve politika yapıcıların bu gelişmelere tepkilerini TikTok'un satışı bağlamında ele alacağız.

TikTok

Kaynak: AFP


Tekno-Milliyetçilik ve Algoritmanın Rolü
Tekno-milliyetçilik, teknoloji altyapılarının ekonomik yatırımlar olduğu gibi aynı zamanda ulusal kimliğin, egemenliğin ve güvenliğin bir uzantısı olarak kavranması anlamına geliyor. Özellikle yapay zeka, çip üretimi ve veri yönetimi gibi alanlarda ortaya çıkan rekabet, şirketler arasındaki pazar yarışını devletler arası bir güç mücadelesi seviyesine taşıdı. TikTok'un satışı da bu bağlamda okunmaya uygun. Çünkü mesele yalnızca bir uygulamanın sermayedarının kim olduğu ve ne kadar kar elde ettiğinden ibaret değil. Asıl tartışma, algoritmanın hangi değerler sistemi çerçevesinde işlediği ve bireyleri kimin çıkarları doğrultusunda, hangi yöntemlerle yönlendirdiği sorularında yoğunlaşıyor.

Algoritmik manipülasyonun potansiyeline dair en somut ve küresel çapta en çok tartışılan vaka, TikTok ve Çinli ana şirketi ByteDance üzerinde yoğunlaşan siyasi baskılar. ABD Kongresi'nde TikTok CEO'su Shou Zi Chew'in verdiği ifadelerle zirveye ulaşan süreç, platformun güçlü "Sizin İçin" (For You) algoritmasının, Çin Komünist Partisi'nin jeopolitik çıkarları doğrultusunda bir propaganda aracına dönüşme riskini merkezine alıyordu. Temel endişe, yapay zekanın doğrudan sahte içerik üretmesinden ziyade, mevcut içerikler arasından hangilerinin viral hale geleceğini veya hangilerinin görünmez kılınacağını belirleyerek kamuoyunu sessizce şekillendirmesiydi. TikTok'un "Project Texas" gibi projelerle veri güvenliğini sağlama vaatlerine rağmen, algoritmanın şeffaf olmaması ve espiyonaj iddiaları çoğalarak devam etti. Yakın döneme kadar Amerika'nın sosyal medya şirketleri aracılığıyla önde götürdüğü siber dünyadaki propaganda mücadelesi Çinli şirketleri büyümesi ve Batıda popülerlik kazanmaları ile birlikte iki süper güç arasında daha eşit bir konuma geldi. Bu vaka, modern propagandanın savaş alanının artık içeriğin kendisinden çok içeriğin dağıtım mekanizmasına kaydığını gözler önüne sermektedir.

TikTok CEO

Kaynak: AA


ABD'nin TikTok'a yönelik baskısının ardında Çin'in dijital ekosisteminin Batı pazarına ve toplumuna doğrudan nüfuz etmesi endişesi yatıyordu. Bu endişe temelde ideolojik bir çekinceyi işaret ediyor. Dijital alanda anlatı oluşturma ve buna inandırma gücünün el değiştirmesi Batılı ülkelerin aleyhinde bir konsensüs oluşturma potansiyelini gösterdi. Özellikle Filistin meselesinde geleneksel medya kanallarının söylemlerinin güvenilirliğinin, TikTok gibi platformlarda hızla yayılan karşı anlatılar tarafından sarsılması bu endişenin en somut yansımalarından biridir. Nitekim, Netanyahu'nun TikTok'un satışını destekleyen ve sosyal medyayı "yeni bir savaş aracı" olarak nitelendiren açıklamaları bu dijital egemenlik mücadelesinin ne denli kritik olduğunu göstermektedir. Bu açıklamalar, devletlerin kontrol edemedikleri algoritmaları ulusal güvenliklerine ve jeopolitik anlatılarına doğrudan bir tehdit olarak gördüğünü teyit etmektedir. Tıpkı Soğuk Savaş döneminde uzay yarışı ya da nükleer teknoloji üzerinden yürüyen prestij mücadelesi gibi bugün de devletler dijital üstünlük yarışında. Fakat bu yarışı takip etmek ve etkisini anlamlandırabilmek diğer teknolojilere kıyasla daha meşakkatli.

Diğer sosyal medya platformlarında olduğu gibi TikTok'un algoritması da kullanıcı davranışlarını sadece kaydetmekle kalmıyor. Onları öngörüyor, biçimlendiriyor ve yönlendiriyor. Bu yönlendirme, kullanıcıların neyi, ne zaman, ne sürede izlediğini tespit ederek ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğine dair tahmin üretip etkileyebilecek bir kapasiteye sahip. Dolayısıyla bir ülkenin bu algoritma üzerinde sahiplik iddiası, bilgi dolaşımı üzerindeki tahakküm talebiyle eşdeğer hale geliyor. Tekno-milliyetçilik bu noktada dijital çağın yeni bir güç mücadelesi alanına işaret ediyor.

Teknolojik özerklik her ülkenin, kendi altyapısını, veri yönetişimini ve algoritmik çerçevesini kontrol etme arzusu olarak tanımlanabilir. ABD'nin Çin merkezli uygulamalara karşı geliştirdiği politikalar, Avrupa Birliği'nin "Dijital Egemenlik" yasaları veya Hindistan'ın veri lokalizasyonu uygulamaları hep aynı refleksin ürünü. Algoritmalar, görünürde tarafsız bir matematiksel mekanizma gibi çalışan araçlar. Ancak hangi verilerin dahil edildiği, hangi çıktının doğru kabul edildiği ve hangi etkileşimlerin ödüllendirildiği tamamen politik ve kültürel bir tercih. Bu tercihler, algoritmaların üretildiği toplumsal bağlamdan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla Çin'in algoritma yaklaşımıyla ABD'nin yaklaşımı arasındaki farkın yalnızca teknik değil değer temelli olduğu iddia edilebilir. Dolayısıyla TikTok'un algoritması, Çin'in teknolojik egemenlik planının küresel dolaşıma girdiği ilk örneklerden biri sayılabilir. Bu nedenle TikTok'un satılması meselesi ideolojik bir güç mücadelesinin direkt bir sonucu olarak okunmalıdır.

Splinternet: Dijital Sınırların Yeniden Çizilmesi
İnternet yaygınlaşmasından itibaren uzun zamandır herkesin bilgiye aynı şekilde ulaşabileceği, sınırların ortadan kalktığı küresel bir ortak alan olarak düşünülüyordu. Ancak bugün bu tahayyül, yerini "splinternet" (internet balkanizasyonu) fikrine bırakıyor. Devletler internet özelinde kendi regülasyonlarını, kendi içerik standartlarını inşa ediyor. TikTok meselesi bu parçalanmanın hızlandığı ve iyice ayyuka çıktığı bir döneme denk geliyor. ABD'nin ve Çin'in karşılıklı olarak sosyal medya şirketlerini ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlaması, çeşitli dijital platformlara erişimin sınırlaması ya da Avrupa'nın veri koruma yasaları gibi örnekler dijital alanın nasıl bloklaştığını ortaya koyuyor. Artık internet, teknik olarak birbirine bağlı ama politik olarak ayrışmış bir alan.

Bu yeni düzende algoritmalar bilgi akışını sağlıklı bir biçimde sağlamaktan çok bilgiyi kontrol etme ve akışı belirleme araçları haline gelmiş durumda. Hangi içeriklerin hangi ülkede gösterileceği, hangi verilerin hangi sunucularda tutulacağı, hangi dillerin algoritma tarafından önceliklendirileceği, hepsi birer siyasi hamle olarak görülebilir. PEN America, bir raporunda, bu süreci "dijital egemenlik" arayışı olarak tanımlanıyor. Devletler, platformlara erişimi kısıtladıkça veya içerikleri filtreledikçe, aslında yeni bir sansür biçimi de inşa etmiş oluyorlar. Bu sansür kamuya açık yasalarla gelen eski örneklerinin aksine kapalı kapılar arkasında oluşturulan algoritmalarla şekilleniyor. Kullanıcılar neye maruz bırakıldıklarından bihaber hale geliyorlar.

TikTok'un satışı bu anlamda bir platformun değişiminden ibaret değil, değerli bir algoritmanın bir rejimden bir diğerine transferi anlamına geliyor. Uygulamanın hangi politik bağlamda çalışacağı, hangi kültürel normları görünür kılacağı, hangi davranış kalıplarını ödüllendireceği bu kurulacak çerçevenin sınırlarını belirleyecektir. Dolayısıyla TikTok'un satışı splinternet çağının bloklaşma zihniyetinin yeni bir örneğidir.

Kültürel Egemenlik ve Algoritmik Yönlendirme
Teknoloji politikaları bağlamında kültürel egemenlik, teknolojik üretim araçlarına sahip olanların kültürel üretimi de yönlendirmesi anlamına gelir. Zira teknik ve kültür arasında geçmişten günümüze kuvvetli bir bağ mevcuttur. Örneğin; televizyon, sinema, kitap, dergi ya da gazete gibi konvansiyonel medya araçları teknik imkanların zemin oluşturmasıyla birbirini zaman içerisinde ikame etmiş ve çeşitli sosyal ve politik alanlarda anlatı oluşturma misyonunu yerine getirmişlerdir. Bugün de aynı etkiyi sosyal medya araçları ve dolaylı olarak algoritmalar yaratıyor. Algoritmalar yalnızca içerikleri seçip öne çıkarmakla kalmayıp kültürel bir düzen inşa eder.

Veri Kolonyalizmi

Jacqui VanLiew; Getty Images


Nick Couldry ve Ulises Mejias'ın The Costs of Connection adlı kitabında ifade ettiği gibi, veri toplama süreçleri insan yaşamını sömürgeci biçimde yeniden yapılandırıyor. Bu yeni düzen, "veri kolonyalizmi" olarak adlandırılıyor. Kullanıcıların davranışları, tercihleri ve ilişkileri sürekli olarak veri haline getirilirken, bu verilerin nasıl işlendiğine dair denetim mekanizmaları henüz yeterince gelişmiş değil. Bu durum, kültürel alanın hem dijital sermaye hem de devletler tarafından ele geçirilmesine yol açıyor. TikTok'un algoritması da bu sömürgeci mekanizmanın ilgi çekici bir örneği. Kullanıcının neye ilgi duyacağını, hangi videonun daha fazla etkileşim alacağını belirleyen sistem, aynı zamanda hangi fikirlerin görünür olacağını, hangi toplulukların marjinalleştirileceğini de tayin ediyor. Bu, kültürel üretimin özgürlük alanını daraltan bir görünmez kontrol biçimi.

Abeba Birhane'nin "Algorithmic Colonization of Africa" başlıklı çalışmasında belirttiği gibi algoritmalar genellikle Batı merkezli veri setleriyle eğitildiği için farklı kültürel bağlamlarda hatalı, dışlayıcı ya da önyargılı sonuçlar üretebiliyor. Bu da teknolojinin tarafız olmadığını, bilakis politik ve ideolojik bir araç olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla TikTok'un satışı kültürel özerklik, ifade biçimleri ve üretilen içeriklerin geleceği açısından da belirleyici. Satış sonrası algoritmanın yeniden yapılandırılması, bazı üreticilerin görünürlüğünü azaltabilir içerik çeşitliliğini daraltabilir ve platformun genel havasını tek bir kültürel merkeze sabitleyebilir.

Algoritmik Egemenliğin Siyaseti
Kimin sunucuları, kimin yazılımı, kimin algoritması daha güçlü ise, o ülke yalnız bilgi akışını değil, düşünme biçimlerini de belirleme kapasitesine sahip olacaktır. Algoritmalar üzerinde egemen olmak jeopolitik mücadelenin yeni bir cephesi olarak nitelendirebilir. Algoritmik egemenlik, ulusal çıkarların korunması amacının yanında aynı zamanda söylem ve anlatının kontrol altında tutulması için de son derece mühimdir. Platformlar, kullanıcı davranışlarını görünmez biçimde kendi lehlerine yönlendirirken toplumların duygu ve düşünce dünyalarını dolaylı ve direkt olarak etkiliyor. Hangi konuların gündem olduğu, hangi duyguların dolaşıma girdiği, hangi sembollerin öne çıktığı, algoritmik seçimlerle şekilleniyor.

Bu bağlamda TikTok'un satışı, bir bilgi mimarisi mücadelesidir. Çin merkezli bir algoritmanın Batı toplumlarının kültürel alanına nüfuz etmesi, bilinç alanına yapılmış bir müdahale gibi algılanıyor. ABD'nin bu süreçte gösterdiği sert tepki bir anlatı üstünlüğü mücadelesidir neticesidir. Çünkü algoritma kimin elindeyse sadece bugünün içeriklerini belirlemek ile kalmayıp yarına dair neyin konuşulacağını ve tartışılacağını bu çerçevede belirleme salahiyetini haizdir.

Algoritmik Güç

Shehzil Malik'in illüstrasyonu


Kimin Algoritması, Kimin Dünyası?
TikTok ve benzeri dijital araçların uluslararası politikada niteliğini ve değerini "bu teknoloji neye ve kime hizmet ediyor?" sorusu belirliyor. Cevap artık yalnızca şirketlerin tekelinde değil. Devletler, kültürel değerler ve ideolojiler eskisinden çok daha fazla işin içinde.

Tekno-milliyetçilik, devletlerin algoritmik kontrolü ulusal savunma stratejilerine dahil ettiğini işaret eden bir kavram. Splinternet de internetin bir ortak alan olmaktan çıkıp politik sınırlarla çevrili bölgelere ayrıldığını ifade etmek için kullanılıyor. Kültürel egemenlik ise bu teknik süreçlerin sonunda söylem ve anlatı üstünlüğünün kimin elinde kalacağını belirliyor. Tüm bu dinamiklerin kesiştiği yerde algoritmalar sessiz ama belirleyici bir iktidar biçimi olarak yükseliyor. TikTok'un satışı da bu sessiz iktidarın araçları olan algoritmaların önemini gösteriyor.
Toplum ve Teknoloji
27 Ekim 2025
Her geçen gün daha parçalı hale gelen internet, jeopolitik mücadelenin bir cephesi haline gelmiş durumda. Alışageldiğimiz mücadeleden farkı burada savaşın kapalı kapılar ardında yürütülüyor olması.