Toplum ve Teknoloji Bülteni #17
#17
Teknoloji ve Yapay Zeka Politikaları Programı30 Haziran 2025
Bize ait bir dünyadan vazgeçecek miyiz?

Toplum ve Teknoloji Bülteni #17

“İnsan Eliyle Yazılmıştır”

Geçtiğimiz günlerde Amerika’da aralarında Naomi Klein, Michael Chabon, Carmen Maria Machado ve Viet Thanh Nguyen gibi isimlerin de bulunduğu yaklaşık 70 yazar, Penguin Random House, HarperCollins, Simon & Schuster, Hachette Book Group ve Macmillan gibi önde gelen yayınevlerine hitaben bir açık mektup kaleme aldı. Mektup, yazarların haklarını ve sanatın insanla kurduğu asli ilişkiyi gündem ediyor. Mektubun kaleme alınma gerekçesi ise yapay zeka çağında edebiyatın ve yayıncılığın karşı karşıya kaldığı varoluşsal bir kriz.

a close up of a wall made of paper

Yazarların mektubu, yapay zeka sistemlerinin insan emeğiyle üretilmiş metinleri izinsiz bir şekilde kullanarak kendilerini eğittiğini ve bu metinlerin maddi, manevi hiçbir karşılık verilmeden birer “ham veri”ye dönüştürüldüğünü dile getiriyor. Ancak bu mesele yalnızca bir telif hakkı meselesi değil. Daha derin ve kapsamlı bir kriz söz konusu. İnsan olmanın, deneyimlemenin, hatırlamanın ve anlatmanın yerini otomatikleştirilmiş sistemlerin alması tehlikesi.Anlatı, hatırlama ve deneyim gibi insan varoluşunun temel bileşenleri, yalnızca verinin işlenmesiyle üretilebilecek içerikler değildir. Bu alanlar, tarihsel birikim, duygulanım, sezgi ve etik sorumlulukla şekillenir. Hal böyleyken, yapay zeka sistemlerinin bağlamsal derinlikten yoksun bir biçimde, yalnızca örüntü tanıma ve üretme mekanizmaları üzerinden çalışması anlatı gücünün ontolojik niteliğini tehdit ediyor. 

İnsan anlatısı, yalnızca bilgi taşımaz; aynı zamanda anlam üretir, bir etik zemin kurar ve toplumsal tahayyülü besler. Bu zemin zayıfladığında, kültürel süreklilik de kırılganlaşır. Dolayısıyla, yapay zeka sistemlerinin kültürel üretim süreçlerine sınırsız ve denetimsiz müdahalesi, insan merkezli bilgi rejimlerinin erozyonu olarak da değerlendirilebilir. Yazarların mektupta atıfta bulunduğu bu problemin bir yankı yapıp yapmayacağı ise belirsiz.

Teknolojinin Kolaylaştırıcı Vaadi ve Görünmez Bedeli

Bugün muhasebe hesaplarından, çeviri işlemlerine, metin özetlemelerinden öneri sistemlerine kadar birçok alanda yapay zeka sistemleri insanların yükünü azaltıyor. Bu yönüyle yapay zekanın kullanımı, tıpkı sanayi devriminde mekanik araçların insan kas gücünü hafifletmesi gibi, belirli işlevsel avantajlar sağlıyor.

Ancak tarihteki teknolojik sıçramalardan farklı olarak dil modelleri çok ciddi biçimde insanoğlunun zihinsel iş yükünü devralıyor. Bugün geldiğimiz noktada, yapay zeka yalnızca bedensel işlerimizi kolaylaştırmakla kalmıyor yerimize düşünebilir, yazabilir, tasarlayabilir fikrini de pekiştiriyor. Bu düşünce, kültürel üretimin temelindeki öznelik anlayışını tehdit ediyor. Artık kültürel üretim gerçekleştiren farklı farklı özneler yerini öznesiz bir matematiksel formül üreticisine bırakıyor.

İnsanlık, tarih boyunca gündelik yüklerinden kurtuldukça edebiyat, sanat ve felsefeyi geliştirme imkanı buldu. Tarım araçları insanların zamanını serbest bıraktığında, bu zaman edebi ve düşünsel uğraşlara tahsis edildi. Ancak bugün, hem fiziksel hem zihinsel işlerin yapay sistemler tarafından üstlenilmesiyle birlikte, insanın kendine ayırabileceği zamanın içeriği de tehdit altında. Eğer romanı da, şiiri de, eleştiriyi de bir makine yazabiliyorsa, insana kalan zaman nasıl bir üretim alanına dönüşecek? 

Bu boşluğu yine yapay zekanın ürettiği içeriğin tüketilmesi aldığında sonraki aşamalarda kısır bir döngüyü beraberinde getiriyor. Zira insanoğlu artık bu tüketimi de makine aracılığıyla yapıyor. Makine üretiyor, makine tüketiyor. Yani kendi ürettiğinden kendisi tüketiyor. Bu denklemde makine bir yerden sonra kendi kendini öğütecek ya da kalan birkaç sahici metinden çeşitlemeler yapmaya devam edecektir. 

Sanatın Yerini Kopya mı Alacak?

Öyleyse sanatın yerini üretici-tüketici makine mi alacak? Yazarların yayınevlerine yazdığı açık mektupta yer alan şu satırlar, bu sorunun cevabını arıyor:

“Yapay zeka, insan gibi görünmek için tasarlanmıştır; ama asla insan değildir. Acıyı bilmez, sevdayı tanımaz, açlık çekmemiştir. Biz yazarken, hayatımızı yazdık. Anne babalarımızı kaybettik, çocuklarımızı kucakladık, aşklar yaşadık, hayal kırıklıklarına uğradık. Bu deneyimlerimiz bizden koparıldı ve birer veri noktası gibi kullanıldı. Şimdi de bu makinelerin yazdığı kitaplar, bizim yazdığımız raflara yerleşecek.”


Yazarların Çağrısı: Etik Bir Yayıncılık Sözleşmesi

Açık mektup, yayınevlerinden aşağıdaki etik taahhütleri talep ediyor:

  • Yapay zeka tarafından yazılmış metinlerin yayımlanmayacağına,

  • Gerçek olmayan "yazarlar" icat edilmeyeceğine,

  • Yapay zeka sistemlerinin eğitilmesinde kullanılan haksız emekten doğan tasarımların kullanılmayacağına,

  • İnsan çalışanların görev tanımlarının yapay zekaya uyarlanarak değersizleştirilmeyeceğine,

  • Sesli kitaplarda yalnızca insan anlatıcıların tercih edileceğine dair açık bir söz.

Bu talepler yalnızca bugünün yazarları adına değil, henüz ilk cümlesini kurmamış genç yazarlar adına da dile getiriliyor.

Bugün yapay zeka modelleri, yüz binlerce romanı, şiiri, denemeyi “öğrendi.” Ve ironik biçimde, bu modeller bizden daha çok kitap okudu. Ancak asıl mesele, bu okumanın içselleştirilmiş bir deneyime dönüşüp dönüşmediği meselesinde yatıyor. Çünkü okuyan sadece bilgi sahibi olmaz, bu bilgiyle dönüşür. Okuyan insan, aynı zamanda başkasının yerine geçmeyi, empatiyi ve sınır tanımayı öğrenir. Ancak makineler için bu gelecek neredeyse imkansız. Öyleyse bu değirmenin öğüttüğü her şey suni…

Yazarların mektubu bu anlamda hayati bir hatırlatmayı içeriyor:

Kitaplar yalnızca enformasyonların değil, insan deneyimlerinin kaydıdır. İnsan eliyle yazıldılar, insan için yazılıyorlar ve insan için yazılacaklar…

İnsanla Yaşayan Makineler: Davos 2025’ten Robotik ve Yapay Zeka Üzerine Notlar

2025 Yaz Davos Forumu’nda, Wang Xingxing, ticari robot teknolojilerinin geleceği, endüstriyel uygulama senaryoları ve etik zorluklara dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında en büyük meselenin “güvenlik” olduğunu vurgulayan Wang, özellikle ev ve benzeri yakın temas ortamlarında, teknik ilerlemenin yanında ahlaki sorumlulukların da belirleyici hale geldiğine dikkat çekti.

“Bir robot küçük bir kızın ayakkabısına bastı. Neyse ki zarar görmedi. Ama bu bile büyük bir uyarı işaretiydi. İnsanların yaşadığı ortamlarda güvenlik, artık sadece teknik değil etik bir meseledir.”

Henüz ev işleri için hazır olmasalar da, robotların tam-vücut hareketlerini öğrenmesi için dans ve dövüş gibi senaryolarla eğitildiklerini belirten Wang, son dönemde robot kol manipülasyonu gibi karmaşık görevlerde ilerleme kaydettiklerini söyledi. Özellikle mekanik tasarım, hareket kontrolü ve sensör entegrasyonu gibi alanlarda yapılan yeniliklerin bu dönüşümü hızlandırdığını aktardı.

İnsan Biçimi Geçici mi?

Wang, robotların bugün insan biçiminde tasarlanmasının, yapay zeka modellerinin insan verisiyle eğitilmesinden kaynaklandığını belirtti. Ancak AGI’ın (genel yapay zeka) gelişimiyle birlikte robot formlarının çeşitleneceğini ve insan biçiminin kalıcı olmadığını savundu.

Panelin diğer konuşmacısı Haier CEO’su Zhou Yunjie, gelecekte rekabetin şirketler arasında değil, endüstriyel ekosistemler arasında yaşanacağını söyledi. Wang da Unitree’nin bu tür ortaklıklara açık olduğunu ancak teknoloji hazır olmadan pazara girmenin risk taşıdığını vurguladı.

“Gerçek başarı, ürünün teknik kapasitesiyle pazar ihtiyacının birebir örtüştüğü noktada başlar.”

Wang, Çin’in genç neslini robotik gelişimin itici gücü olarak tanımlarken, yapay zeka gibi hızlı gelişen alanlarda her ay somut teknik ilerleme kaydetmenin kaçınılmaz olduğunu söyledi:

“Yüksek teknoloji alanında bir yıl değil, bir ay bile geri kalırsanız kimse sizi kurtaramaz.”

Yakın Gelecekte Evde ve Fabrikada Robotlar

Önümüzdeki 6–12 ay içinde robotların futbol oynamada insanları geçebileceğini belirten Wang, 2026 itibarıyla fabrika ve ev kullanımında kitlesel geçişin başlayabileceğini söyledi. Ancak bu sürecin sadece teknik değil, aynı zamanda toplumsal ve etik altyapılarla birlikte inşa edilmesi gerektiğini de vurguladı.

Wang Xingxing’in açıklamaları, robotların artık iş araçları olmanın yanında, toplumsal aktörler olmaya başladığını gösteriyor. Bu dönüşüm, mühendislikle beraber hukuk, etik ve eğitim gibi alanların da dahil olduğu çok-disiplinli bir hazırlık süreci gerektiriyor.

Alıştığımız dünya hızla değişiyor. Bu değişimde neyin aynı kalması gerektiğine karar vermemiz elzem. Her şeyiyle değişen bir dünya ise, bu değişimin ne şekilde olacağı; bir şeylerin aynı kalmasıyla değişen bir dünya ise aynı kalan şeylerin ne olacağını cevaplamak oldukça hayati. Aksi takdirde dünya ile asimetrik ilişkiler kurmanın pek çok bedeli olduğu bariz. Bu ilişkileri olabildiğince kendi usulümüzce yontmak ve bize ait bir dünyadan vazgeçmememiz gerekmektedir.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.