Toplum ve Teknoloji #31
#31
Teknoloji ve Yapay Zeka Politikaları Programı6 Ekim 2025
Yapay zekadan alışveriş yapılır mı?

Toplum ve Teknoloji #31

Ekonomik Sinyaller Olarak “Sohbetlerimiz”

Meta, 16 Aralık 2025 itibarıyla, yapay zeka destekli sohbet asistanı üzerinden yapılan konuşmaları reklam hedefleme amacıyla kullanmaya başlayacağını duyurdu. Bu gelişme, sıradan kullanıcıların gündelik sohbetlerini doğrudan reklam piyasasına açacak. Tatil planlarınızdan, sağlıkla ilgili şikayetlerinize, hatta can sıkıntısı üzerine edilen basit bir sohbete kadar pek çok şey Meta’nın gözünde pazarlanabilir veri noktaları olacak.

Şimdiye kadar şirket kullanıcılarının ilgi alanlarını anlamak için paylaşımlardan, beğenilerden ve tıklamalardan veri topluyordu. Sohbetler ise çok daha doğrudan, filtrelenmemiş bir alanda gerçekleşiyor. Daha kolay ve dolaysız paylaşım yapmak için çokça müsait bir zemin. Beğeni ya da paylaşımlar, çoğu zaman sosyal olarak inşa edilmiş, başkalarının da gözü önünde gerçekleşen davranışlardı. Fakat bir chatbot ile yapılan birebir konuşma, çok daha saf, anlık ve niyet odaklı bir içerik taşıyor. Bu da reklamcılar açısından neredeyse kusursuz bir hedefleme imkanı anlamına geliyor.

Meta, bu verileri reklam sistemleriyle beraber öneri algoritmalarına da entegre edeceğini açıkladı. Yani Facebook ve Instagram’da gördüğünüz gönderiler, videolar ve haberler, artık yapay zekaya yönelttiğiniz sorularla da şekillenecek. Örneğin yürüyüşe dair bir soru sorarsanız, karşınıza hiking grupları, rota önerileri veya yürüyüş ayakkabısı reklamları çıkacak. Bu kullanıcı deneyimini daha alakalı kılmak için tasarlanmış gibi görünse de, aynı zamanda Meta’nın kişisel yaşamlarımız üzerindeki görünmez gözetimini bir katman daha derinleştireceğe benziyor.

Gelir rakamları Meta için devasa boyutlarda. Şirket, geçtiğimiz çeyrekte 46,5 milyar dolarlık reklam geliri elde etti. Bu bir yıl öncesine kıyasla %21’lik bir artış demek. Sohbet verilerinin eklenmesinin, reklam pazarındaki bu büyümeyi daha da hızlandıracağı kesin.

text, icon

Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve Güney Kore, katı gizlilik yasaları sayesinde bu uygulamanın dışında kalıyor. Dünyanın geri kalanındaysa, kullanıcılar kendi verilerinin nasıl ve hangi ölçüde kullanıldığını “kontrol edebilmek” için Ads Preferences gibi araçlara yönlendiriliyor. Meta, “hassas verilerin” –örneğin sağlık, siyasi görüş, dini inanç, cinsel yönelim– reklam hedeflemede kullanılmayacağını söylese de, sınır çizgisinin nerede başlayıp nerede biteceği her zamanki gibi muğlak.

Bu noktada kritik soru kullanıcı için bu değişim faydalı mı olacak, yoksa “fazla ileri gitmiş” bir deneyim mi yaşatacak? Kendi ilgilerimizle alakalı içerik ve reklam görmek, platformları daha kullanışlı hale getirebilirken diğer yandan sohbetlerinize kadar uzanan bir veri madenciliği, dijital mahremiyetin sınırlarının neredeyse tamamen silindiğini gösteriyor. “Benim söylediklerim sadece bir yapay zeka ile paylaştığım kişisel notlardı” diyebileceğiniz bir alan kalmıyor.

Aslında Meta’nın bu hamlesi, teknolojinin bugünkü yayılım yönünü de özetliyor. Kullanıcı deneyimini geliştirmek adına, kullanıcıya dair bilinebilecek her şeyin ölçülmesi, toplanması ve işlenmesi bugün sosyal medya teknolojilerinin bel kemiği haline gelmiş durumda. Bir bakıma Meta, sohbetleri yalnızca sohbet olmaktan çıkarıp, onları yeni bir veri ekonomisinin hammaddesi haline getiriyor. Bu dijital gözetimin sıradan bir parçası haline gelmiş bir dünyada yaşadığımızı hatırlatıyor. Üstelik buradaki risk sadece gözetim de değil. Beğeni ve paylaşım verilerinden edinilen kişisel bilgiler bir yere kadar toplumsal veri anlamı taşıyordu. Ancak chatbotlarla konuşulan içerikler daha hassas mühendislik anlamına geliyor.

Kısacası Meta, yapay zeka ile yaptığınız her konuşmayı bir tür “ekonomik sinyal” olarak görmeye başlıyor. Bir milyardan fazla insanın her ay kullandığı Meta AI, artık yalnızca sorularınıza cevap veren bir araçtan öte şirketin milyarlarca dolarlık reklam gelirini büyüten bir veri motoru haline gelmiş durumda. Her ne kadar kullanıcının izni dahilinde kullanım gerçekleşeceği söylense de, pratik uygulama pek çok zaman izin verilenden daha fazla verimizin izlendiğini gözler önüne seriyor.

ChatGPT’den Alışveriş Yapılır mı?

OpenAI, ChatGPT’ye “Instant Checkout” adını verdiği yeni bir özellik ekleyerek sohbet üzerinden doğrudan alışveriş yapılmasının önünü açtı. Artık ABD’deki kullanıcılar, sohbet içinde önerilen ürünleri tek tuşla satın alabiliyor. Kullanıcılar, sohbet sırasında “100 dolar altı en iyi koşu ayakkabısı” diye sorduklarında, önerilen ürünlerden birini seçip, ödemesini ve kargo bilgilerini aynı ekranda tamamlayabiliyor.

Bu adım ilk bakışta son derece pratik görünüyor. Sohbetten çıkmadan ürün aramak, değerlendirmek ve satın almak, mobil alışverişin önündeki en büyük engellerden biri olan “sürtünmeyi” ortadan kaldırıyor. Ancak mesele yalnızca kolaylık değil. Burada dikkat edilmesi gereken asıl konu, giderek daha fazla işlemin tek bir uygulamanın içine kapanması. Arama motorları, e-ticaret siteleri, sosyal medya platformları ve mesajlaşma uygulamaları ayrı ayrı işlevlere sahipken şimdi bu işlevlerin hepsi yavaş yavaş ChatGPT gibi merkezi sistemlerde birleşiyor.

Bu birleşmenin riskleri ise göz korkutucu. Öncelikle, çeşitlilik kayboluyor. Normalde farklı sitelerde karşılaştırma yaparak ürün seçebilirken artık tek bir platformun sunduklarıyla sınırlı kalabilirsiniz. “Ürünler organik sıralanıyor” deniyor olsa da, uzun vadede bu sıralamanın hangi ticari anlaşmalar veya algoritmik tercihler tarafından şekilleneceğini garanti etmek zor. Bir noktadan sonra kullanıcıya önerilen şey, gerçekten en uygun seçenek değil, platformun en çok kazandırdığı seçenek olabilir. Hal böyle olunca da istediğimizi değil bize önerileni satın almak durumunda kalacağız gibi görünüyor.

İkinci olarak, şeffaflık sorunu büyüyor. ChatGPT şu an için reklamsız, ama bu durumun kalıcı olacağı kesin değil. Dijital ekonomide “önce kullanıcıyı bağla, sonra gelir modellerini çeşitlendir” stratejisi defalarca görüldü. Bugün kolay alışveriş sağlayan “Instant Checkout”, yarın akış içi reklamlarla birleşirse, sohbet deneyimi ticari bir vitrinin arkasına gizlenmiş bir reklam panosuna dönüşebilir.

Üçüncü mesele ise mahremiyet. Alışveriş davranışı, internetteki en değerli veri türlerinden biri. Çünkü yalnızca zevklerinizi değil, gelir düzeyinizi, yaşam tarzınızı ve hatta kişisel ihtiyaçlarınızı açığa vuruyor. ChatGPT üzerinden yapılan alışverişler, konuşmalarınızla birlikte kaydedildiğinde, kişisel profiliniz daha da bütünleşmiş bir veri setine dönüşüyor. Bu kadar yoğun bilginin tek bir elde toplanması politik ve kültürel açıdan da kontrol gücünü artırıyor.

Tüm bu risklere rağmen, satıcı tarafı için de cazip fırsatlar var. Küçük işletmeler için sohbet tabanlı satış, daha önce ulaşamadıkları müşteri kitlelerine açılan bir kapı olabilir. Ancak bu aynı zamanda satıcıları platforma bağımlı kılacak bir yapı yaratıyor. Müşteri ilişkisi, veri ve sipariş süreçleri görünürde satıcıda kalıyor, fakat gerçekte kullanıcıyla ilk temas, yönlendirme ve satın alma davranışı ChatGPT’nin kontrolünde. Bu da satıcıyı giderek daha fazla OpenAI ekosistemine mahkûm edebilir.

Kullanıcı açısından, bugünkü tablo “sohbette bul, sohbette satın al” gibi cazip bir kolaylık sunuyor. Ama uzun vadede bunun anlamı, internetteki serbest dolaşımın daralması, alışkanlıkların tek bir yapay zeka aracılığıyla yönlendirilmesi ve farklı bilgi kaynaklarının görünmezleşmesi olabilir. Kullanıcı belki de farkında olmadan yalnızca “tek bir kapının izin verdiği seçenekler” üzerinden dünyayı deneyimlemeye başlayabilir.

“Instant Checkout” internetin işleyişinde kritik bir dönemeç. Eğer her şey tek uygulamada toplanırsa, biz kullanıcılar konfor kazanırken özgürlüğümüzü kaybedebiliriz. Açık sorulması gereken soru şu. Alışverişimizi daha kolaylaştıran bu sistem, aynı zamanda seçimlerimizi daraltıyor mu? Ve bir gün, ChatGPT’de gördüklerimiz internetin bütününü değil, yalnızca tek bir şirketin bize göstermek istediği parçayı mı yansıtacak?

Bilimsel Deneyleri Yapay Zekaya Devretmek Mümkün mü?

ChatGPT’nin kurucularından Liam Fedus’un yeni girişimi Periodic Labs, yapay zeka alanında ezber bozan bir iddia ile sahneye çıktı. İnternetten öğrenen dil modelleri artık sınırlarına dayandı. Bundan sonra gerçek bilimsel keşifler ancak gerçek dünyada yapılan deneylerle mümkün olacak. Bu nedenle şirketin amacı “yapay bilim insanları” inşa etmek. Yani hipotez kuran, deney yapan, sonuçlardan öğrenen ve bu süreçleri döngü halinde tekrarlayarak bilginin sınırlarını zorlayan yapay zeka sistemleri.

Bugüne kadar yapay zekanın gelişimi büyük ölçüde internetteki metinlere dayalıydı. Ancak internetin sunduğu veri miktarı her ne kadar geniş olsa da yine de sınırlı. Fedus’un ifadesiyle, en ileri modeller bu kaynağı büyük ölçüde tüketmiş durumda. Bir ders kitabını defalarca okumak yeni bakış açıları kazandırabilir ama bir noktadan sonra deney yapmadan gerçek keşif mümkün değildir. İşte Periodic Labs’ın vizyonu tam da bu eksikliği doldurmak. Bilgisayarların yalnızca sözcüklerden değil, doğrudan doğa yasalarından öğrenmesini sağlamak.

Şirketin stratejisi ise özerk laboratuvarlar kurmak. Bu laboratuvarlarda robotlar binlerce malzeme bilimi deneyini otomatik olarak gerçekleştirecek. Her bir deney gigabaytlarca özgün veri üretecek ve bu veriler yalnızca başarıyı değil, çoğu zaman bilimsel makalelerde yer almayan başarısızlıkları da kayıt altına alacak. Ardından yapay zeka bu verileri inceleyip bir sonraki deneyin nasıl tasarlanacağına karar verecek. Böylece bilimsel süreç, makinelerle hızlandırılmış bir döngüye dönüşecek.

Periodic Labs, bu vizyonu hayata geçirmek için şimdiden 300 milyon doları aşkın yatırım aldı ve 1 milyar dolar değerlemeye ulaştı. Dahası, OpenAI, Meta, Google DeepMind gibi yapay zeka devlerinden ayrılan 20’den fazla araştırmacıyı bünyesine kattı. Yani bu girişim sermaye gücüyle beraber mevcut yetenek havuzuyla da bilim dünyasının dikkatini üzerine çekiyor.

Ancak her ne kadar vizyon büyüleyici görünse de, bu yaklaşımın ciddi riskleri var. Öncelikle, bilimin otomasyonu meselesi. İnsan aklının deneme-yanılma süreçleri, merak ve sezgiye dayalı araştırma yöntemleri burada yerini algoritmalara bırakıyor. Bu durum da bilim insanlarının rolünü dönüştürebilir. Belki artık yeni fikirler geliştiren değil, makinelerin ürettiklerini denetleyen “gözetmenler” haline gelecekler.

İkinci risk, veri tekeli. Bu deneylerin ürettiği devasa veriler, Periodic Labs gibi özel şirketlerin elinde toplanacak. Bu durum, bilimin kamusal bir faaliyet olmaktan çıkıp, ticari çıkarlarla sınırlı bir alan haline gelmesine yol açabilir. Tarih boyunca bilimin ilerleyişi, deney sonuçlarının paylaşılmasına ve başkalarının onları doğrulamasına dayanıyordu. Eğer deneylerin sonuçları yalnızca şirketin veri tabanlarında kalırsa, bu bilimsel bilginin eşitsiz dağılımını derinleştirebilir.

Üçüncü mesele, stratejik bağımlılık. Süperiletkenler veya çip verimliliğinde elde edilecek küçük bir ilerleme bile küresel rekabette büyük üstünlük sağlayabilir. Bu nedenle, devletlerin ve dev teknoloji şirketlerinin bu tür özerk laboratuvarları birer stratejik silah olarak görmesi muhtemel. Yapay zeka destekli laboratuvarlar ekonomik ve jeopolitik rekabetin yeni cephesi haline gelebilir.

Periodic Labs, yapay zeka ve bilimin kesişiminde yeni bir kapı aralıyor. Eğer bu vizyon başarıya ulaşırsa, insanlığın enerji, malzeme ve teknoloji sınırlarını aşmasına yardım edebilir. Fakat aynı zamanda bilimin özerkliği, erişilebilirliği ve etik yönleri açısından ciddi tartışmaları beraberinde getirecek. Bilim, daha hızlı ilerlesin diye makinelerin ellerine bırakıldığında, elde edilen bilgi gerçekten tüm insanlığın yararına mı olacak, yoksa dar bir grubun elinde yeni bir güç aracına mı dönüşecek?

Periodic Labs’ın açtığı bu yol, belki de yapay zekanın en iddialı yönlerinden birini gösteriyor. Sadece içerik üretmek değil, doğanın kendisiyle yapay zeka aracılığıyla yeni bir ilişki kurmak. Ama bu ilişkiyi nasıl yöneteceğimiz, önümüzdeki yıllarda bilimin geleceğini belirleyecek.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.