#35

#35 Toplum ve Teknoloji

Mustafa Süleyman’dan “İnsancıl Süper Zeka” Vizyonu

Microsoft AI CEO’su Mustafa Süleyman son blog yazısında teknolojik ilerlemenin baş döndürücü hızını teslim ederken teknolojinin amacına, sınırlarına ve insanlığa nasıl fayda sağlayacağına odaklanmamız gerektiğini vurguluyor ve “Dünya ne tür bir yapay zeka istiyor?” sorusunu soruyor. Bu tutum son zamanlarda daha çok karşımıza çıkan teknoloji liderlerinin içerden eleştirilerinin son örneği.. Peki eleştirinin hem öznesi hem de nesnesi olan teknoloji liderlerinin maksatları ne?

Son zamanlarda dev şirketlerin söylemi bir değişim içerisinde. Daha önce “insan zekasını aşma” ve “dünyayı ele geçirme” gibi iddialı, determinist hedeflerin peşinde koşan aktörler, şimdi birden “sınırlar”, “sorumluluk” ve “alan spesifik uzmanlık” gibi kavramları kullanmaya başladılar. Bu durum masunmane bir düzenleme talebiyle açıklanamayacak bir öneme sahip gibi duruyor. Neden yolun sonuna geldiğimizde, tekrar başa dönüp regülasyon yapmamız öneriliyor. Üretken Yapay Zekaya (AGI) varmamış mıydık?

Hız mı, İnsaniyet mi? Yeni Yarışın Parametresi

Yazının temelinde Microsoft AI’ın hedeflediği İnsancıl Süper Zeka (Humanist Superintelligence - HSI) kavramı yer alıyor. Bu haliyle aslında Microsoft’un yeni yapay zeka hamlesi tanıtılıyor gibi bir izlenim veriyor. Süleyman, bu kavramı şöyle tanımlıyor:

“Microsoft AI olarak her zaman insanlar ve daha genel olarak insanlık için çalışan, insanlara hizmet eden, inanılmaz derecede gelişmiş yapay zeka yetenekleri için çalışıyoruz…Bu, yüksek derecede özerkliğe sahip sınırsız bir varlık değil, sınırlar içinde dikkatlice ayarlanmış, bağlamsallaştırılmış bir yapay zeka.”

Yapay zeka

Bu çıkış sektördeki “Üretken Yapay Zeka (AGI) yarışı” anlatılarına bir meydan okuma aslında. Bilindiği üzere yapay zekanın marjinal taleplerinden biri kendi kendine öğrenebildiği iddia edilen, Üretken Yapay Zeka seviyesine yükselmek. Bu sayede belirli bir hedefe odaklı çalışan modellerin ötesine geçilerek her şeyi düşünsel süreçlerine dahil edebilecek ve hatta kendi kendisine düşünebilecek, bir nevi insansı bir yapay zekanın mümkün olduğu varsayılıyor. Pek çok teknoloji devi bu hedefi aylardır çok yüksek sesle dile getirmekte. Hatta bazılarına göre çoktan hedefe vardığımız bile söylenmekte.

İşte sektördeki devlerin en hırslı yarışlarından biri, herkesin kabulleneceği o Üretken Yapay Zeka anına hemen sıçrayabilmek. Bu andan itibaren bütün ipler yapay zekaya devredilecek. Bütün teknik yatırımların gayesi bu. Ancak bazıları için bu hedefin kendisi beyhude, Üretken Yapay Zekaya ulaşmak mümkün değil. Nedeni ise basit: makineler kendi kendine düşünemez! Ancak bu tutum sektörün ekonomik dinamikleri açısından cılız bir tona sahip. Hakim anlatı ve yatırım ise Üretken Yapay Zeka’nın lehine.

Süleyman ve ekibi de her ne kadar parçası oldukları dev şirket teknoloji rekabetinde başı çekse de ikinci kampa daha yakın bir yerde duruyorlar. Onlar teknoloji peşinde amaçsızca koşmak yerine, en gelişmiş yapay zeka formlarında dahi kontrolün daima insanda kalmasını sağlamayı ve küresel sorunları çözme yolumuzu hızlandırmayı önceliklendiriyormuş gibi görünüyor. Sanki sırf teknoloji olsun, ekonomik kazanımlar hızlansın diye yapılmış bir tanım değil de; somut problemler için geliştirilen, pratik ve kontrol edilebilir bir süper zeka tanımıymış gibi duruyor. Kontrolü Kaybetme Korkusu

Süleyman, yapay zekanın potansiyelini anlatırken, son 250 yılda teknolojinin yaşam süresini iki katına çıkardığını, 1 milyardan 8 milyar insana gıda, sağlık ve bilgi sağladığını hatırlatarak teknolojiye olan borcumuzun altını çiziyor.

Ancak, tüm bu muazzam potansiyelin yanında, Süleyman’a göre temel bir sorun beliriyor:

“Bizden sürekli olarak daha akıllı olması tasarlanmış bir sistemi nasıl kontrol altında tutacağız? Hatta uyumunu (alignment) nasıl sağlayacağız?” Bu bağlamda da Microsoft tarafından geliştirilen yeni modelin bir takım hususiyetlerindan bahsediliyor. Temel kaygı ise tahmin edilebileceği gibi “daha insancıl bir yapay zeka modeli oluşturulabilir mi” kaygısı olarak görünüyor.

Teknolojiye karşı eleştirel tutumların tarihi neredeyse teknolojinin tarihi kadar eski. Her ne kadar 20.yy’da farklı bir derinliğe erişilmiş olsa da, ilk alet kullanımından itibaren “neyi kaybediyoruz” tartışmaları vakidir. Son dönemde de teknoloji dünyasının dev isimlerinden gelen “etik”, “sınırlama” ve “insancıllık” temalı açıklamaların artışı dikkat çekiyor. Her ne kadar bu açıklamaların samimiyeti şüpheli olsa da örnekler günden güne artıyor. Süleyman’ın “İnsancıl Süper Zeka” vizyonu da bu akımın son örneklerinden biri.

Ancak, bu kritik duruşun arkasında yatan asıl itici gücün, teknolojik vizyondan çok piyasa gerçeklikleri ve yavaşlayan inovasyon hızı olabileceği sorusu akla geliyor. Bu “insancıl” söylem acaba büyüyen bir balondan hava alma çabası mı sorusunun daha bir ciddiyetle sorulması gerekiyor.

Büyük dil modelleri (LLM’ler) son iki yılda şaşırtıcı ilerlemeler kaydetti, kabul. Ancak, sektördeki fısıltılar ve hatta bazı uzmanların itirafları, büyüklükteki artışın getirdiği verimin azalmaya başladığını gösteriyor. Piyasaya sürülen yeni modeller, “büyük sıçrama” beklentisini karşılayamıyor ve maliyetler hala yüksek.

Süleyman, kontrol ve uyumun tüm insanlığın kolektif çabasıyla mümkün olacağını söylerken, aslında topu hükümetlere, düzenleyicilere ve rakiplere atıyor. Bir yandan muazzam bir güç inşa edilirken, ‘ortak denetim’ söyleminin geliştirilmesi, regülatif süreçleri kasıtlı olarak erteleme riskini beraberinde taşır. Öte yandan bu söylem, gerçek denetim odağının kimde olduğu gerçeğini perdeliyen bir retorik hamle işlevi de görebilir. Süleyman’ın çıkışının hangi söylemin parçası olduğu ise bir sonraki köşe başına varana kadar muamma. Nvidia CEO’sundan Uyarı: Çin Öne Geçebilir

Dünyanın en değerli şirketi Nvidia’nın CEO’su Jensen Huang, Financial Times’a verdiği demeçte “Yapay zeka yarışını Çin kazanacak.” gibi iddialı bir açıklamada bulundu. Peki Nvidia CEO’su Huang’ın bu durumu dile getirmesinin arkasında nasıl bir motivasyon var? Nvidia her ne kadar 5 trilyon dolarlık piyasa değerine ulaşmış olsa da dünyanın en büyük pazarlarından biri olan Çin pazarına erişimini jeopolitik çatışmalar nedeniyle kaybetti. Huang, ABD hükümetine mevcut stratejinin Çin’i gerçekten durdurmadığını iddia ediyor. Bunun yerine Nvidia’nın satışlarını sürdürerek GPU’larda küresel liderliğini korumasının ve Çin’in teknolojik bağımlılığının devam etmesinin gerekliliği mesajını veriyor.

Öte taraftan Huang, küresel yapay zeka yarışına bir çok cepheden hakim olan bir isim. Ocak ayında Çinli DeepSeek modeli ve peşinden gelen açık-kaynaklı modeller sektörde büyük yankı bulmuştu. Huang, Çin’in yazılımda ne kadar ilerlediğinin yanı sıra donanımda da nasıl bir kapasiteye sahip olduğunu ve ne kadar hızlı güncel teknolojiye yetişebileceğini tahmin edebilecek bir isim. Bu nedenle sözleri hem kendi şirketinin geleceği hem de küresel yapay zeka yarışının durumunu analiz etmek için de dikkate değer

Yapay zeka analiziKaynak: Reuter

Huang Çarşamba günü yaptığı başka bir açıklamada ise Çin’in Amerika’dan sadece nanosaniye geride olduğunu ve ABD’nin yarışı ve dünya genelindeki geliştiricileri kazanmasının hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyerek ilk açıklamalarından daha mutedil bir noktaya döndü. Huang’ın ilk vurguladığı nokta Batı’nın kendi kendine koyduğu engeller. ABD’nin 50 eyaletinden ortaya çıkabilecek “50 yeni regülasyon” gibi kaotik bir noktaya işaret eden Huang, Batı’nın inovasyonu “sinizm” ve aşırı şüphecilikle yavaşlattığını savunuyor. Huang, ABD ve Avrupa’nın yapay zekanın etik ve varoluşsal risklerini yönetmek için yeni regülasyonlar peşinde koşmanın böylesine kritik bir yarışta göze alınamayacak bir lüks olduğunu ima ediyor.

Huang’ın argümanının en önemli noktası Çin’in kendisine karşı koyulmuş engel ve yaptırımları aşma planında etkili olması üzerine kurulu. Malum olduğu üzere, ABD’nin stratejisi, Çin’i en yüksek teknoloji Nvidia çiplerinden mahrum bırakmak üzerine kurulu. Çin’in oyun planı ise daha az verimli olan yerli çiplerine (Huawei, Cambricon) yatırım yapmak üzerine kurulu. Huang’ın “Orada elektrik bedava” sözü, Çin’in enerji kapasitesini ve yapay zeka teknolojileri özelinde bu avantajı nasıl işlevselleştirdiğini de özetler nitelikte.

Çin’in çipleri daha az verimli ve çok daha fazla enerji tüketiyor olabilir. Ancak Çin, Alibaba, Tencent ve ByteDance gibi şirketlerin veri merkezlerine devasa enerji sübvansiyonları sağlayarak bu maliyeti devlet eliyle hafifletiyor. Bu nedenle ABD’nin çip yasağı, Çin’in yapay zeka gelişimini durdurmak için tam anlamıyla yeterli değil. Sadece Çin için bu alandaki gelişimi daha masraflı hale getiriyor. Ancak Çin bu masrafı karşılayacak enerji kapasitesine ve çeşitliliğine sahip durumda. Çin’in bu konudaki tutumu eğer bir donanımı çalıştırmanın maliyeti karşılanabiliyorsa, o donanımın ne kadar verimle çalıştığının önemi değildir diye özetlenebilir. Jensen Huang da doğal olarak şu an en tepe noktada olan şirketine çıkabilecek muhtemel rakipleri elimine etmek için bir konsensüs oluşturmak istiyor.

Google’ın Christmas Adası Yatırımı: Yapay Zeka, Savunma ve Yeni Pasifik Dengesi

Google’ın Avustralya Savunma Bakanlığı ile yaptığı anlaşma kapsamında Christmas Adası’nda kurmayı planladığı yeni veri merkezi Asya-Pasifik’teki dijital ve askeri güç dengelerini yeniden şekillendirecek bir adım olarak görülüyor. Reuters’ın özel haberine göre proje, yapay zeka destekli veri işleme kapasitesi ve Avustralya ordusunun insansız sistem ağlarıyla entegrasyonu açısından stratejik bir önem taşıyor.

Google’ın resmi açıklamaları, projeyi sivil bir bulut altyapısı olarak lanse ediyor. Reuters’ın haberleştirdiği planlama belgeleri ve ada yönetiminin raporlarına göre de 7 megavatlık enerji talebi ve Darwin’e uzanacak deniz altı fiber kablo hattı gibi yüksek kapasiteli unsurlara işaret ediliyor. Darwin kenti, yılın altı ayı boyunca ABD Deniz Piyadelerince üs olarak kullanıyor. Dolayısıyla bu sıradan bir veri merkezinin ötesinde, askeri düzeyde yapay zeka hesaplamaları için uygun bir yapı olabilir şüphesi gündemde.

Avustralya Savunma Bakanlığı’nın son dönemde odaklandığı alanlardan biri de insansız deniz ve hava sistemleri. Bu tür sistemler, büyük hacimli sensör verisini anlık analiz edebilmek için güçlü yapay merkezlerine ihtiyaç duyuyor. Avustralya ana karasından bin kilometre uzakta bulunan Christmas Adası’nın konumu Asya deniz yollarına yakın, böylece zımni olarak Çin’e de göz kırpan bir stratejik önem kazanmış oluyor.

Christmas Adası

Proje, ABD’nin, doğrudan adı geçmese de, Pasifik’teki dijital varlığını genişletme stratejisinin bir uzantısı olarak okunmaya müsait. Google gibi teknoloji devleri, uzun süredir Amerikan devletinin güç enstrümanlarının bir parçası olarak ön plana çıkmış durumda. Christmas Adası’ndaki tesis, ABD merkezli yapay zeka ve bulut teknolojilerinin bölge ülkelerinin savunma ekosistemine dahil edilerek koordinasyonun artırılması anlamına geliyor.

Çin’in son yıllarda Hint Okyanusu çevresinde oluşturduğu dijital altyapıları, Pakistan’daki Gwadar limanı çevresindeki fiber ağları söz konusu dijital varlığı genişletme pratiğine örnek olarak gösterilebilir. Google’ın Christmas Adası yatırımı da Çin’in atılımlarına karşı bölgede veri trafiğini gözetleme ve güvenli kanallar üzerinden gerçekleştirme çabasının bir parçası olarak okunmaya müsait. Nitekim, özellikle Çin’in deniz altı kablolarına erişim veya müdahale potansiyeli göz önüne alındığında bu yeni hat stratejik bir veri güvenlik hattı işlevi görebilir.

Christmas Adası projesi aynı zamanda teknolojinin jeopolitiğe nasıl iç içe geçtiğini gösteren somut bir örnek. Yapay zeka altyapısı son yıllarda beliren pek çok girişimden anlayabileceğimiz gibi yalnızca araştırma veya ticari rekabet konusu değil, ulusal güvenlik ve bölgesel nüfuz araçlarından biri haline gelmiş durumda. Google’ın Avustralyadaki hamlesi de söz konusu stratejik işbirliği çatısı aldında yerini alıyor. Her ne kadar Google projenin “büyük ölçekli bir yapay veri merkezi” olmadığını söylese de bu tür yatırımların askeri-ekonomik etkileri zamanla belirginleşeceğini söylemek mümkün..
Toplum ve Teknoloji
10 Kasım 2025
Yapay süper zeka hayalinin yerini insan merkezli retorik mi alıyor?