#48

#48 Toplum ve Teknoloji

xAI Neden Ödüllü Yazarları İstihdam Etmek İstiyor?

Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı ivmelenme, matematik ve bilgisayar bilimleri uzmanlarının odağını büyük dil modellerine kaydırdı. Ancak Elon Musk’ın yapay zeka girişimi xAI, Grok için yayınladığı son iş ilanıyla bu kez ezber bozuyor. Şirket, alışılagelmişin dışına çıkarak mühendisler yerine ödüllü yazarlar, usta gazeteciler ve deneyimli senaristlerin peşine düşüyor. Grok’un edebi niteliğini ve anlatım gücünü en üst seviyeye taşımayı hedefleyen bu ilan yüksek kaliteli içerik üretimi, editörlük ve metin analizi süreçlerini kapsıyor. Sosyal medyada büyük yankı uyandıran asıl detay ise, yazı ustalarına teklif edilen yüksek maaşlar.

Büyük dil modelleri, mevcut metin korpuslarından derlenen verilerle eğitilerek, eğitim setindeki verilerin özgün kombinasyonları aracılığıyla yeni içerikler üretmektedir. Dilin yapısal kullanımı üzerine kurgulanan bu modellerde, veri setinin niteliği ve kapsamı, model çıktılarının karakteristiğini doğrudan belirleyen temel değişkendir. Örneğin yalnızca 19. yüzyıl literatürü ile eğitilmiş bir modelin, dönemin özelliklerini yansıtan çıktılar üretmesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda, dil modellerinin optimizasyonu ve eğitim süreçleri, yalnızca bilgisayar mühendisliğinin teknik sınırları içerisinde kalmamakta, eş zamanlı olarak dilbilim, sosyal bilimler ve yaratıcı yazım disiplinlerinin de temel araştırma gündemlerinden biri haline gelmektedir.

Kaynak: xdaily
xAI’ın ödüllü yazarlar ve gazetecileri aradığı ilanı bu anlamda bir ilk değil. Nitekim diğer dil modellerinin de ince ayarlamalar için metin yazarları ile çalıştığını söylememiz mümkün. Ancak burada dikkat çekmesi gereken birkaç husus bulunmakta. İlk olarak yazarların emeklerinin ve nitelikli yazı faaliyetlerinin asli niteliklerinin yitirilip yalnızca “veri girişi”ne indirgenmesi büyük bir risk. Zira yazı faaliyeti aynı zamanda bir kaç farklı amaca sahip bir faaliyet. Yazı, yazarın fikirlerinin aktaran bir araç olduğu kadar, onları saklayan, belirli görünüşler ve süslemelerle fikri sunan bir araç.

Bu haliyle fikirlerin içerikleri ile biçimlerini birleştiren bir araç olan yazı, nitelikli kalemlerden çıktığında üslup ve görünüş imkanlarıyla fikirleri daha etkili hale getirebilmekte. Buradan hareketle, Grok gibi metin üretiminde sabıkalı bir dil modeli için bir diğer tehlike de modellerin aşırı radikal görüşleri, eğitimlerinde edindikleri ağdalı dil vasıtasıyla tüketilebilir hale getimesinde yatıyor. Manipülasyonun süslenmesi, nitelikli metinlerde karşılaştığımız, zaten toplumsal hafızada aşina olduğumuz dile tahvil edilmesi tahmin edilebilir riskleri barındırmakta. Bunun içindir ki işe kabulün şartları, ya ödüllü bir yazar olmaktan ya da geniş kitlelerin tükettiği içerikleri oluşturmuş biri olmaktan geçiyor.

Yazarlar açısından incelediğimizde de olası durumlar, yazarlığın ve otantik yazının geleceği açısından riskler barındırıyor. Dil modelini eğiten bir yazar için vakıa bir anlamda mesleki gerilim barındıran bir paradoks da içeriyor. Eğittikleri modellerin kendi yerlerine geçme, ödüllü yazarlara özenen senaryolar üretme, hikayeler yazma riski bulunmakta. Bu durumda tek seferlik ücretlerle ekosistemin dışına itilen yazarlar olma riskleri her zaman gözetilmek durumunda.

Tüm bu gerilimler ve riskler elbette yazarların dil modellerine olan katkılarından onları geri tutmayacaktır. Bizi bekleyen gelecek metinlerin tekdüzeleştiği, fikri mülkiyetin ve müellifli metin üretiminin yitirildiği, özgünlüğün çoktan kaybolduğu bir gelecek olabilir. Bu gidişe reaksiyoner bir karşı tutum sergilemenin yanında gerçekleşen dönüşümün farkında olmamız elzem. Zihinsel besin kaynaklarımızın çölleştiği bir zamanda bulduğumuz yeşillikleri kaybetmemek, onları da çölün düzleyiciliğine terk etmemiz gerekmektedir. Aksi halde müellifin elinden çıkmayan, niyeti bulunmayan, ne söylediği değil nasıl söylediği önemli bulunan harfler ve kelimelerin istatistik hesaplarıyla bir araya getirildiği metinlerle örülmemiz çok muhtemel.

Pentagon’un Yapay Zeka Stratejisi

9 Ocak’ta Pentagon ABD Savaş Bakanlığı için yapay zeka stratejisini yayınladı. Sadece 6 sayfadan ibaret bu kısa döküman bildiğimiz üzere yapay zekanın savaş teknolojileri için gelecekte ne kadar kritik bir rol oynayacağını ve Savaş Bakanlığının bu gelişmelere bir an önce adapte olması gerektiğini vurguluyor. Bu tarz strateji belgeleri bazen bizlere birçok done verse de çoğu zaman genel ifadelerin yer aldığı ve çok spesifik olmayan bilgilerin paylaşıldığı belgeler olarak karşımıza çıkıyor. Tabii ki bu değerlendirmeyi yaparken belgelerin tasnif dışı (paylaşılmayan) olan kısımlarının olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Belgenin önemli sayılabilecek bir noktası Bakanlık içerisinde yapay zekaya uyum sağlayamayacak birimlere karşı birçok tehdidin olması. Örneğin belgenin “Yapay Zeka Tabanlı Savaş” alt başlığının altında “Savaşmak için eski yaklaşımları bir kenara bırakmalı ve bu yıkıcı teknolojiyi ordumuzun ölümcül gücünü artırmak için kullanmalıyız. Yapay zeka ve otonom yetenekleri anlamlı bir şekilde içermeyen tatbikatlar ve deneyler, kaynak ayarlaması için Maliyet ve Program Değerlendirme Direktörü tarafından gözden geçirilecektir.” ifadeleri yer alıyor. Buradaki gözden geçirme ifadesi bürokratik nezaket içerisinde bu birimlerin bütçelerinin kesileceği anlamına geliyor. Diğer bir deyişle eğer projelerde ve programlarda yapay zeka kullanımı yeterli görülmezse Pentagon buradaki bütçelerde kesinti yapabilecek.

Dikkat çeken bir başka nokta ise “Veri Erişimi” alt başlığında geçen CDAO’ya (Dijital ve Yapay Zeka başkanlığına) bakanlıkta çalışan herkesin verilerini talep etme hakkı veriyor. 30 gün içerisinde ellerinde bulundurdukları (gizlilik seviyesi fark etmeksizin) tüm verileri CDAO için kataloglandırılması ve talep edildiği takdirde 7 gün içinde bu verilerin paylaşılmasının zorunlu olduğunu bildiriyor. Bu veriler paylaşılmadığı takdirde öncelikle Araştırma ve Mühendislik Müsteşarına verilerin neden paylaşılmadığına dair açıklama yapılması gerektiği yeterli görülmezse direkt olarak Bakan Yardımcısına açıklama yapılmasını öngörüyor. Bu da muhtemel olarak bakanlık çalışanlarını böyle zorlu bir bürokratik sürece girmeden ellerindeki verileri bu başkanlık ile paylaşmaya razı olmak durumunda kalacaklarını gösteriyor.

Kaynak: AA
Bir diğer dikkat çeken nokta proje ve operasyon yönetim süreçlerinde karşılaşılan “engelleyicilerin” ortadan kaldırılması. Bu engelleyiciler birincil amacı bakanlık ağında gerçekleşecek her türlü işlemin siber güvenlik protokollerinden geçirilmesi ve herahangi bir zararlı yazılımın ağda bulunmaması. Önemli bir güvenlik endişesine teması eden bu protokol her ne kadar gerekli görülse de diğer taraftan yeni sistem ve projelerin adaptasyonunu yavaşlatıyor. Yayınlanan belgede bu engelleyicilere karşı “savaş zamanındaymışçasına” bir tavır takınılması ve süreçleri hızlandırmak adına bu noktada risk alınabileceği belirtiliyor. Bu minvalde Araştırma ve Mühendislik Başkanlığı altında aylık engelleri ortadan kaldırmak üzere bir kurul toplanacak ve bakanlık içerisindeki işe almadan veri paylaşımına çeşitli süreçler hızlandırılacak. Riskli olarak nitelendirilebilecek bu hamle yapay zeka adaptasyonun sadece yatırım ve teşvikle başarıya ulaşamayacağını ve Bakanlık nezdinde iç süreçlerin -adeta savaş döneminde bulunulduğunu varsayarak- hızlandırılması gerektiği benimsenmiş.

Yukarıda bahsettiğimiz üç nokta beraber değerlendirildiğinde her ne kadar belge spesifik olarak yapay zekanın nasıl benimseneceği ve kullanılacağını ortaya koymasa da Bakanlık içerisine bu adaptasyonun zorla ve bazı engelleri yok sayarak gerçekleştirileceğini ve bunun için gerekli adımların bir an önce atılması gerekliliğini bildiriyor. Bu da önümüzdeki dönemde yapay zekanın sadece teknolojik olarak değil savaşlara direkt olarak ne anlamda etki edeceğini bir merak konusu haline getiriyor.

ABD TikTok Krizi: Güven, Sansür ve Alternatif Platformlara Kayış

TikTok’un ABD operasyonlarının çoğunluk hissesi Amerikalı yatırımcıların eline geçtikten sonra platform, yalnızca mülkiyet yapısı üzerinden değil, içerik politikaları, veri güvenliği ve siyasal sansür iddiaları üzerinden de ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya kaldı. TikTok USDS Joint Venture LLC adıyla kurulan yeni yapı, ABD’de olası bir yasak kararını bertaraf etmeyi amaçlarken, bu hamle sonrası platforma olan güven hızlı şekilde azalmaya başladı.

Özellikle ABD’de çok sayıda kullanıcı ve içerik üreticisi TikTok’un yeni sahiplik yapısıyla birlikte daha yoğun bir gözetim ve sansür ortamına sürüklendiğini düşünmeye başladı. Güncellenen kullanım koşulları ve gizlilik politikaları, platformun topladığı veri türlerini daha açık biçimde tanımlarken bu şeffaflık, kullanıcılar açısından güven artırıcı olmaktan ziyade rahatsız edici bir farkındalık yarattı. Sensor Tower verilerine göre, anlaşmanın duyurulmasını takip eden günlerde TikTok’un ABD’deki silinme oranları neredeyse iki katına çıktı.

Kaynak: AA
Bu teknik ve hukuki endişelerin ötesinde, tepkilerin asıl yoğunlaştığı alan ise politik içeriklerin görünürlüğü oldu. Özellikle İsrail’in Gazze’deki katliamlarına ve Batı Şeria’daki hukuksuzluklara yönelik eleştirel içeriklerin bastırıldığına dair iddialar, birçok kullanıcı tarafından dile getirildi. TikTok’un ABD operasyonlarını yöneten yeni CEO Adam Presser’ın, bu tür içerikleri “nefret söylemiyle mücadele” çerçevesinde ele aldığını savunması, pratikte Siyonizm eleştirisinin platformdan sistematik biçimde dışlanması olarak yorumlandı. Filistinli gazeteci ve aktivist hesapların askıya alınması ya da erişimlerinin kısıtlanması, bu algıyı daha da güçlendirdi.

Bu bağlamda TikTok’tan ayrılma çağrıları, bireysel bir tepkinin ötesine geçerek kolektif bir dijital boykot kampanyasına dönüştü. Örneğin; birçok komedyen, aktivist ve bağımsız gazeteci, yalnızca hesaplarını silmekle kalmayıp, takipçilerini de alternatif platformlara yönelmeye çağırdı. California Valisi Gavin Newsom’ın dahi platformda anti-Trump içeriklerin bastırıldığı yönünde açıklama yapması ve soruşturma sinyali vermesi, tartışmanın yalnızca sosyal medya kullanıcılarıyla sınırlı kalmadığını gösterdi.

Bu boşlukta öne çıkan uygulama ise UpScrolled oldu. Filistin asıllı girişimci Issam Hijazi tarafından kurulan platform, kendisini “şeffaf teknoloji” ve “sansürsüz sosyal medya” iddiasıyla konumlandırdı. TikTok’un ABD’deki mülkiyet değişimi sonrası artan sansür tartışmalarıyla UpScrolled’ın indirilme sayıları patlama yaşadı. Uygulama, ABD App Store’da sosyal ağlar kategorisinde zirveye yerleşti. Kullanıcılar, platformun kronolojik akış, algoritmik şeffaflık vaadini, Big Tech’e karşı gerçek bir alternatif olarak değerlendirdi.

Ancak burada kritik bir handikap bulunuyor. Tarihsel olarak bakıldığında, dijital platform değişimleri çoğu zaman politik tepkiyle başlar, teknik sürdürülebilirlikle devam eder ya da sona erer. UpScrolled ve benzeri alternatif platformların uzun vadeli başarısı, ideolojik pozisyonuna ötesinde altyapı kapasitesine, moderasyon dengesine ve hizmet sürekliliğine bağlı olacak. Sunucu çökmeleri ve hızlı ölçeklenme sorunları, bu tür alternatiflerin önündeki en büyük risklerden biri.

Netice itibariyle TikTok krizi, tekil bir uygulama tartışmasının ötesinde dijital kamusal alan hakimiyeti ve özgürlüğü sorununu gündeme getiriyor. Kullanıcıların tepkisi yalnızca bir şirketin politikalarına değil, küresel ölçekte merkezileşmiş teknoloji iktidarına yönelmiş durumda. UpScrolled gibi girişimler bu tepkinin bir ürünü; ancak bu dinamizmin kalıcı olup olmayacağı, alternatiflerin vaat ettikleri özgürlüğü gerçekten sürdürülebilir biçimde sunup sunamayacaklarına bağlı.
Toplum ve Teknoloji
02 Şubat 2026
-xAI Neden Ödüllü Yazarları İstihdam Etmek İstiyor? -Pentagon’un Yapay Zeka Stratejisi -ABD TikTok Krizi