Toplum ve Teknoloji #29
#29
Teknoloji ve Yapay Zeka Politikaları Programı22 Eylül 2025
Bazen sahip olmadığımız ve fark etmediğimiz ihtiyaçlar sahip olduğumuz yetilerden ve farkındalıklardan olmamıza sebep olabiliyor.

Toplum ve Teknoloji #29

Kendimizi Saate Bakarak Fark Etmek

Akıllı saatler geçtiğimiz yılların giyilebilen teknolojik cihazları olarak oldukça geniş kitlelere yayılım gösterdiler. Daha önceki bültenlerde de işlediğimiz gibi, genişletilmiş zihinlerimiz gibi çalışıyorlar. Hal böyle olunca biz de pek çok görevi saatlerimize devretmiş oluyoruz.

Bir bakışa göre, giyilebilir cihaz kullanımı ve akıllı eklentiler günlük hayatımızı kolaylaştırıyor, işlerimizi daha planlanabilir hale getiriyor. Bu fikir teknoloji üreticileri arasında da rağbet görmekte.

Öte yandan teknolojik gelişmelere dair pesimist olanlar ve temkinli yaklaşanların yorumları da dikkat çekici nüanslar barındırıyor. Bu yorumları sadece akıllı saat düzeyinde şerh edecek olursak akıllı saatlerin bizden neler götürdüğüne dair fikir edinmemiz kolaylaşır. Elbette bu metin de, söz konusu yorumlar da akıllı saatlerin kullanımını doğrudan olumsuzlamamakta. Ancak pek çok bültende de belirttiğimiz gibi, bir cihazı kullanırken ona kapsayıcı bir yaklaşım sunmaya imkan tanımaktadır.

a close up of a person wearing a smart watch

Bedenli varlıklar olarak bütün deneyimimiz bedenin dolayımından geçerek anlam dünyasında yerini bulmaktadır. Bir otobüsü kaçırmamak için peşinden koştuğunuzda hissettiğiniz adrenalin ve heyecanı düşünün. Zihninizde o ana dair katmanlaşan bir hatıra ve deneyimin oluşacağını bilirsiniz. İşte bu deneyimin nasıl oluştuğuna, yani fiziksel sürecine baktığınızda, onun beden dolayımından geçtiğini hemen görebiliriz. Üstelik bütün bu sürecin de bizatihi farkındayızdır. Nabzımızın arttığını hissederiz, ayaklarımız biraz titrer belki, nefes nefese kalmışızdır. Kendi bedenimize dair sahip olduğumuz farkındalık kendisini gösteriverir.

Beden farkındalığına dair onlarca örnekten söz etmek mümkün. Üşüme, hasta olacağımızı hissetme ve hatta şekerimiz düştü diye isimlendirdiğimiz halsizleşme gibi semptomlar bunun örneklerindendir. Bütün bu farkındalık da bedenimizi dinlemekten, ona tanık olmaktan ve tabiri caizse onun dilinden anlamaktan geçer. İşte giyilebilir teknolojilerin bizden götürdüğü en önemli şeylerden biri de bedenimizin dilinden anlama kabiliyetimiz gibi görünmekte.

Aynı zamanda maraton koşucusu olan New York Times yazarı Lindsay Crouse, akıllı saat kullanımının nasıl kolayca bağımlılığa dönüşebileceğini kişisel deneyimi üzerinden anlatıyor. Başlangıçta maraton performansını artırmak için aldığı saat, kısa sürede sürekli rakamlarla meşgul olduğu, bedenini hissetmek yerine uygulamadan onay beklediği bir araca dönüşüyor.

Akıllı saatlerle beraber kalp ritminden uyku düzenine kadar her şey ölçülür hale geliyor. Ancak Crouse’a göre bu “sayısallaştırma kültürü” kendi bedenimizle bağımızı zedeliyor, dışsal onaya bağımlılık yaratıyor ve hatta stresimizi artırabiliyor. Uzmanlar da bu cihazların tıpkı diğer dijital teknolojiler gibi bağımlılık riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Sonunda saatini çıkarmaya karar veren Crouse, rakamları bırakıp yeniden bedenine kulak vermeyi öğrenmenin daha sağlıklı bir yol olduğunu vurguluyor.

Crouse’un bahsettiği gibi bedenimize dönük fiziksel farkındalığımızı askıya alıp bu bilgiyi sadece saatin nabız ölçüsünden ve bize dair geliştirdiği çıkarımlardan anlamaya kalkarsak söz konusu farkındalığın azalması riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Elbette bu farkındalığı kaybetmemek için saatlerin kullanılmamasını önermek akıllıca bir çözüm değil. Zira bazı fark edemeyeceğimiz nüanslar ancak hassas ölçümlerle mümkün.

Apple, örneği ise farkındalık ve ölçümün ötesine geçmiş durumda. Apple saatin yeni modeli tansiyonu ölçmeden diğer göstergeleri takip ederek kullanıcıyı tansiyon konusunda uyarabiliyor. Apple, 2019’da başlattığı kalp ve hareket çalışmasında 100.000 katılımcının verilerini analiz ederek saatten gelen sinyaller ile geleneksel tansiyon ölçümleri arasında ilişki kuran bir algoritma geliştirdi. Algoritma, 2.000 kişilik özel bir çalışmada test edilip FDA onayı aldı. Bu çalışmanın sonuçları da artık uygulama sahasında saatin bir özelliği olarak karşımızda.

Yeni sistem doğrudan ölçüm yapmıyor; kullanıcıyı yalnızca “yüksek tansiyon ihtimali” konusunda uyarıyor ve manşonlu ölçüm ile doktora başvurmaya yönlendiriyor. Apple, özelliği 150’den fazla ülkede kullanıma sunmayı planlıyor.

Burada tartışmaya farklı rotalar da çizmek mümkün. Önleyici sağlık hizmetinin önem kazanması ve saati kullanan insanların verilerinden sağlık risklerinin hesaplanması ihtimali toplumsal sağlık ölçümü için bulunmaz bir veri seti imkanı da tanımakta. Ve elbette bu tartışma da mahremiyetle ilişkili görünmektedir.

Dolayısıyla, bu örnek bir akıllı saatin içerisine tansiyon riskini öngören bir yapay zeka ölçümünün yerleştirilmesinin kodların yaptığı işin çok ötesinde etkilere sahip olduğunu tekrar aşikar ediyor. Bedensel farkındalığın yitiminden, yanlış yönlendirmeye, mahremiyet riskinden toplumsal sağlık verisi nakli riskine kadar pek çok boyutu bulunmakta. Elbette tüm bunlarla beraber olası sağlık problemlerini çok önceden fark ederek insanların hayatlarına etki etme ve daha sağlıklı bir yaşam sunma imkanını da barındırmakta. Bu sebeplerden ötürü konu üzerine dikkatle tefekkür etmeyi hak ediyor. Zira bazen sahip olmadığımız ve fark etmediğimiz ihtiyaçlar sahip olduğumuz yetilerden ve farkındalıklardan olmamıza sebep olabiliyor.

2050’de Okullar: Yapay Zeka Çağında Eğitim Nasıl Dönüşecek?

Geçtiğimiz hafta Harvard Eğitim Fakültesi’nde düzenlenen bir panelde, ünlü psikolog Howard Gardner (çoklu zeka kuramının geliştiricisi) ve hukuk profesörü Anthea Roberts, 2050’de eğitimin alacağı yeni biçimleri tartıştı. Panel, “Yapay Zeka ile Zenginleşmiş Bir Dünyada Düşünmek” başlığıyla Longfellow Hall’da gerçekleşti.

Gardner’a göre, yapay zeka eğitimi son bin yılın en köklü dönüşümüyle karşı karşıya bırakıyor. 2050’ye gelindiğinde çocukların yalnızca birkaç yıl boyunca temel beceriler olan “okuma, yazma, aritmetik ve biraz kodlama” eğitimi alacağını, sonrasında ise öğretmenlerin daha çok birer koç olarak öğrencileri farklı etkinliklere yönlendireceğini öngörüyor.

“10-15 yıl boyunca okula gitmek artık mantıklı değil” diyen Gardner, öğrencilerin ilgi duydukları meslek alanlarına erken yaşta yönlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Tabi ki bu sürenin azalmasındaki en önemli etmen yapay zekanın gelişim hızı olarak görünüyor. Ancak bu henüz çözüme kavuşmuş ve kesin bir yargının verilebileceği bir durum değil. Zira öğretmenin ikame edilebilir olduğu fikri tartışmalı bir husus. Geçtiğimiz bültenlerde ele aldığımız gibi, teknolojik gelişmelerin öğretmenin yerini alamayacağını söyleyebiliriz. Ancak bu durum mevcut eğitim modeli için geçerli. Gardner’ın bahsettiği de böylesi temelden bir dönüşüm.

Roberts ise gelecekte bilginin “üreticisi” değil, yapay zekaların orkestra şefleri olacağımızı belirtti: “Bir aktörün değil, yönetmenin; bir atletin değil, koçun; bir yazarın değil, editörün rolünü üstleneceksiniz.”

Tam da bunun için öğrencilerin yapay zekayla etkileşim kurarken güçlü bilişsel ve yönetsel beceriler geliştirmesini gerektirdiğini söyledi. Nitekim yazar değil editör olabilmek için hem yazarı yönlendirebilecek hem de yazdıklarını değerlendirebilecek yetiye sahip olabilmek gerekmektedir.

Zihinlerin Geleceği: Hangileri Yapay, Hangileri İnsanî?

Gardner, kendi geliştirdiği Çoklu Zihinler kuramını yeniden düşündüğünü dile getirdi. "Bence zihnin bilişsel yönlerinin çoğu disiplinli zihin, sentezleyici zihin ve yaratıcı zihin büyük dil makineleri ve mekanizmaları tarafından o kadar iyi yerine getirilecek ki, bunları insan olarak yapıp yapmamamız isteğe bağlı hale gelecek" dedi.

"Öte yandan, zihnin saygı boyutu olan diğer insanlarla nasıl iletişim kurduğumuz ve etik davranışların en açık sözlü, çok yönlü ve zeki makinelere bile bırakılabileceğini veya bırakılması gerektiğini bir an olsun düşünmüyorum." dedi.

Panelde, öğrencilerin bilişsel yükü tamamen yapay zekaya devretmesinin eleştirel düşünmlerini zayıflatabileceği uyarısı da yapıldı. Roberts, “Evet, zihinsel işleri devredebilirsiniz. Ama asıl mesele, bu devri bir genişleme mi yoksa ikame mi yapacağımızdır” dedi. Yani kolaylaştırıcı olarak kullanmakla zihin yerine kullanmak arasında büyük farklar var.

Roberts ayrıca paylaştığı kişisel deneyiminde yapay zeka robotu kullanımından bahsetti. Roberts, "Artık neredeyse tüm zamanımı LLM'lerle sürekli diyalog halinde geçiriyorum" dedi. "Tüm akademik çalışmalarımda Gemini, GPT ve Claude'u açık tutuyor ve onlarla diyalog halindeyim...Onların cevaplarını birbirlerine aktarıyorum. Dördümüz arasında sürekli bir diyalog halindeyim."

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.