#17

Ukrayna Olmadan Avrupa'nın İnsansız Sistemler Karnesi

Ukrayna savaşı ile beraber insansız sistemler gerçeği modern muharebe sahasındaki rolünü perçinledi. Savaş boyunca hem Rusya hem de Ukrayna cephesi, sahada insansız sistemlerin önemini fark ederek buna yönelik çalışmalar geliştirdi. Bu süreç bir bakıma insansız sistemler için “test laboratuvarı” oldu. Buradan alınan derslerle beraber pek çok ülke kendi sistemlerinde geliştirmelere gitti. Ancak süreçte en çok eleştiri alan aktörlerden biri Avrupa oldu. Eleştirinin özü basit bir cümlede toplanıyor: Avrupa’nın kabiliyeti var, fakat kitlesel üretim kasları zayıf ve ciddi anlamda dışa bağımlı.

Peki Avrupa, Ukrayna’dan bağımsız düşündüğümüzde bu dönüşüme ne kadar hazır? Ve Ukrayna’nın sahada ürettiği hız, ölçek ve inovasyon Avrupa’nın doktrininden sanayisine kadar hangi alanları şekillendiriyor?

Neden Ukrayna Olmadan bir karne?
Avrupa’nın son yıllardaki savunma refleksi büyük ölçüde Ukrayna savaşının yarattığı aciliyetle hızlandı. Artan Rus tehdidiyle beraber savunma bütçeleri yükselirken ortak tedarik, üretim ölçekleme ve yeni fonlar gündeme geldi. AB üyesi ülkelerin savunma harcamalarında son yıllardaki hızlı artış, hem Avrupa Konseyi’nin derlediği verilerde hem de Avrupa Parlamentosu kaynaklarında net biçimde görülebiliyor. 2024’te AB üyesi ülkelerin savunma harcaması 343 milyar avroya ulaşırken sanayi bütçelerinin bu yeni gerçeğe göre yeniden şekillendirildiğini vurguluyor.

Fakat bu stratejik uyanış ve katalizör etkisi, Avrupa’nın endüstriyel yapısının her noktasına aynı hızla nüfuz edebilmiş değil. Bunun en çarpıcı örneği ise yıllardır tartışılan temelleri Ukrayna- Rusya savaşından çok önce 2015 yılında atılan Eurodrone projesi. Proje, uluslararası raporların da işaret ettiği aciliyete rağmen beklenen ivmeyi kazanamadı. Ukrayna sahası, maliyet etkin, hızlı üretilebilir ve sarf edilebilir sistemleri dikte ederken Eurodrone’un ağır bürokratik süreçleri ve artan maliyetleri, savaşın öğrettiği derslerle ters bir tablo çizdi. Projenin Ekim 2025’te tamamlanan Kritik Tasarım İncelemesi (CDR) sürecine rağmen Fransa’nın artan maliyetler ve operasyonle gecikmeler nedeniyle projeden çekilmeyi ve alternatifleri değerlendirdiğini açıklaması, Avrupa’nın hızlanma ile endüstriyel hantallık arasındaki makasının Ukrayna’nın yarattığı aciliyete rağmen stratejik projelerde hala kapanamadığını kanıtlıyor.

Ukrayna ordusu keşif ve saldırı dronlarını cephede aktif olarak kullanıyor, Anadolu Ajansı
İkincisi ise Avrupa'nın zayıf kaldığı yerleri çok net gösteren "Ayna etkisi". Yani düşük maliyetli kitlesel dronlar, elektronik harp koruma katmanı, C-UAS (karşı-İHA) mimarileri, hızlı tedarik döngüsü ve cepheye yakın üretim/onarım gibi başlıklarda Avrupa'nın birçok ülkesi hala günlük savaş temposuna uygun bir seviyede değil.

Kabiliyet var, "kitlesellik" ve "bağımsızlık" sınırlı
Avrupa ülkeleri uzun süre insansız hava araçlarında (özellikle MALE sınıfında) ABD ve İsrail tedariklerine dayandı. Bu durum "bağımlılık" tartışmasını da beraberinde getirdi. Sadece platformda değil, ekosistemin birçok katmanında bağımlılık oluştu. Bu mesele, Avrupa'nın hava gücünde dışa bağımlılığını tartışan analizlerde de öne çıkıyor.

Bu bağımlılık yalnızca platformlarla sınırlı değil. "İnsansız sistem yeteneği" dediğimiz kavram veri linkleri ve komuta-kontrol (C2) entegrasyonundan uydu bağlantılarına, mühimmat ve sensör tedarik zincirinden elektronik harp dayanımına, sertifikasyon ve sivil hava sahası entegrasyonuna kadar uzanan bir bütün. Avrupa'nın güçlü olduğu alanlar var fakat bu bütünün her parçası aynı olgunluk seviyesinde ilerlemiyor.

Avrupa Parlamentosu'nun savunma finansmanı ve bütçe artışlarına dair çalışmaları, Avrupa'nın son yıllarda ciddi bir kaynak mobilizasyonuna gittiğini gösteriyor ancak kaynak artışı tek başına saha temposunu üretmiyor. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisinin 2025 tarihli brifingi, Ukrayna'daki savaşın dronları keşiften deniz operasyonlarına kadar geniş yelpazede belirleyici hale getirdiğini vurgularken AB'nin hem geliştirme hem düzenleyici çerçeve, ve karşı önlem tarafına ağırlık vermeye çalıştığını da not ediyor.

Savaşın Ukrayna'ya etkisi
Ukrayna'nın insansız sistemler konusunda vardığı noktanın en çarpıcı tarafı ulaşılan üretim "adedi" ve bu ölçeğin yarattığı stratejik baskıdır. 2025 yılı için hedeflenen yaklaşık 4,5 milyonluk yerli FPV alımı, bir önceki yıla göre katlanarak artan devasa bir üretim hacmine işaret ediyor. Uluslararası raporlar, Ukrayna ekosistemini sadece teknik inovasyon değil, insan kaynağı ve geri bildirim döngüsü üzerinden okuyor.

Bu tür raporlarda "azami kapasite" ifadelerinin, savaş koşullarında sürdürülebilir üretimle birebir aynı şey olmadığını not etmek gerekir, ancak yine de Ukrayna'nın geldiği ölçek, Avrupa'nın alıştığı savunma sanayi ritmini sarsacak kadar büyük.

Öte yandan, bu büyümenin kırılgan yönü de tedarik zinciri. OSW'nin (Center for Eastern Studies) 2025 tarihli değerlendirmesi, Ukrayna drone sanayisinin ölçeklenmesinde kritik bileşenlerde dışa bağımlılık riskini özellikle vurguluyor. Örneğin, belli malzeme/ komponent kalemlerinde Çİn kaynaklı bağımlılık gibi başlıkları açıkça tartışıyor. Ukrayna ekosistemi hızlı uyarlama ile büyürken aynı zamanda bileşen tedariki ve elektronik harp ortamına dayanım gibi alanlarda sürekli bir baskıyla karşı karşıya.

Ukrayna'nın Avrupa'ya süreçteki etkisi ne/ler oldu?
Ukrayna, özellikle taktik ve sarf edilebilir sınıftaki dronları sadece bir silah değil, saha üstü bilgi mimarisi haline getirdi. Keşif, hedef tespiti, topçu düzeltmesi, FPV ile nokta vuruş, loitering, deniz dronlarıyla baskın, kara robotlarıyla risk azaltma… Bu çok katmanlı kullanım, Avrupa'ya platform değil sistem perspektifini dayattı.

Shutterstock
Avrupa’nın kurumsal refleksi bu baskıyı açıkça kabul ediyor. Avrupa Komisyonu’nun “Readiness Roadmap 2030” çerçevesi, 2030’a kadar savunma hazırlığını artırmak için dört proje tarif ediyor ve bunlardan biri doğrudan European Drone Defence Initiative yani tespit, takip ve etkisizleştirme kabiliyetlerini çok katmanlı ve birlikte çalışabilir bir mimaride birleştirme hedefi. Bu girişim, yalnızca drone tehdidine karşı savunma demek değil. Avrupa’nın dron teknolojisini hem savunma hem de hassas vuruş (precision strike) gibi kabiliyetlerde daha sistematik düşünmesi demek.

Yalnız AB değil, NATO da aynı hatta ilerliyor. Ukrayna’nın Eylül 2024’te gerçekleştirilen NATO tatbikatına ilk kez katılması, savaş tecrübesinin İttifak standartlarıyla buluştuğu ve Ukrayna ordusunun NATO doktrinine entegrasyonu açısından somut bir örnek teşkil ediyor. Bu katılım, Kiev'in sadece silah alan değil, Batı güvenlik mimarisine pratik düzeyde eklemlenen bir aktör olduğunu gösteriyor.

Bu tablo, Avrupa’nın yukarıda da bahsedilen ayna etkisiyle yüzleştiği yeri de gösteriyor. Avrupa’da anti-İHA alanında ürün var fakat ortak mimari ve ortak işletim konsepti aynı hızda olgunlaşmış değil. Bunun farkında olan AB, hem Ar-Ge hem de doktrin/konsept tarafını beslemeye çalışıyor.

Avrupa Savunma Fonu (EDF) kapsamındaki E-CUAS projesi buna iyi bir örnek. Proje, Class I UAS tehditlerine karşı pasif/aktif sensörler, soft-kill ve hard-kill efektörler, komuta-kontrol, ağ/iletişim, siber güvenlik ve birlikte çalışabilirlik veri modellerini entegre bir çözüm ailesinde birleştirme hedefi koyuyor. Komisyonun EDF kapsamında savunma Ar-Ge’sine 2024’te 1 milyar avronun üzerinde fon ayırdığı açıklamalar, bu hattın sadece kağıt üzerinde kalmadığını gösteriyor.

Avrupa’nın atılımları nerede başlıyor?
Avrupa’nın son iki yılda en hızlı ivmelendiği alan, açık ara anti-İHA (C-UAS) hattı oldu çünkü Ukrayna, dron tehdidinin yalnız cephe hattında değil sınır güvenliğinden kritik altyapıların korunmasına kadar geniş bir zeminde günlük güvenlik problemine dönüştüğünü gösterdi. "European Drone Defence Initiative" metninde drone teknolojisini "hassas vuruş" gibi kabiliyetlerde de kaldıraç olarak kullanma fikrinin de yer alması, Avrupa'nın dronu artık sadece bir başlık olarak görmediğinin de en açık göstergesi.

Bu ivmenin ikinci taşıyıcısı, ortak test ve birlikte çalışabilirlik meselesidir. NATO’nun Eylül 2024’teki C-UAS Teknik Birlikte Çalışabilirlik Tatbikatı, bu çabanın merkezinde yer alıyor. Ukrayna’nın da dahil olduğu bu süreçte NATO, temel hedefi ticari anti-drone sistemlerinin "seamlessly together" yani birlikte sorunsuz çalışabilirliğini test etmek olarak tanımlıyor. Bu tatbikat, sadece bir askeri prova deği Avrupa’nın parçalı anti-drone ekosisteminde ortak bir teknik dil üretmenin ve saha dersi ile standartları aynı masada buluşturmanın en pratik yoludur.

Üçüncü atılım alanı ise kurumsal finansman ve Ar-Ge sürekliliği. Avrupa Savunma Fonu gibi mekanizmalarda dron/anti-dron ekseninin giderek daha fazla öne çıkması, bu alandaki kabiliyet boşluklarının geçici değil yapısal görüldüğüne işaret ediyor. Örneğin E-CUAS gibi projeler, sensör-efektör-komuta-kontrol-ağ-siber güvenlik-interoperability katmanlarını tek bir çerçevede düşünmeye çalışıyor. Bu yaklaşım, Avrupa’nın C-UAS tarafında doğru problemi tanımladığını gösteriyor. Mesele tek bir ürün almak değil, ortak ve işleyen bir mimari kurmak.

Avrupa’nın geride kaldığı alanlar
Avrupa’nın hala zorlandığı yer, tam da Ukrayna’nın en hızlı büyüttüğü katman olan düşük maliyetli, kitlesel ve gözden çıkarılabilir (attritable) sistemler. Ukrayna’nın 2025 için koyduğu 4,5 milyon adetlik fpv drone hedefi, savaşın bir platform yarışından ziyade maliyet etkin bir yıpratma savaşına (war of attrition) ve ölçek yarışına dönüştüğünü kanıtlıyor.

Kitlesel dron rejiminde asıl farkı yaratan şey, elektronik harp altında çalışabilme ve sahadaki karşı önlemlere göre süratle uyarlanabilme kapasitesi. Yani mesele "drone var mı?" sorusundan çok, "dron, yoğun karıştırma ve aldatma ortamında görevi sürdürebiliyor mu?" sorusu. Avrupa’nın birçok ülkesi, bu sert gerçekliği test eden ve sürekli güncelleyen bir endüstriyel döngüyü henüz Ukrayna kadar içselleştirmiş değil. Ancak bu durum, salt bir yetenek eksikliği olarak okunmamalı. Asıl mesele, Avrupa savunma ekosisteminin hala barış zamanı regülasyonlarına (peace-time regulations) sıkışmış olması. Ukrayna sahada hayatta kalmak için hızı öncelerken Avrupa’nın inovasyon refleksleri, katı güvenlik standartları ve uzun sertifikasyon prosedürleri tarafından frenleniyor.

Bir diğer geri kalma alanı tedarik zinciri dayanıklılığı. Drone ekonomisi, bileşen ekonomisidir. Motorundan bataryasına, veri linkinden optiğine kadar küresel tedarik bağımlılıkları burada stratejik kırılganlık üretir. Ukrayna örneği bile, ölçek büyürken bileşen bağımlılığı risklerinin tartışıldığını gösteriyor, Avrupa açısından bu risk daha da politik bir başlığa dönüşüyor. Bu yüzden Avrupa’nın sorunu daha fazla drone yapmaktan ziyade daha güvenilir ve sürdürülebilir bileşen zinciriyle yapmak.

Ukrayna etkisi Avrupa’da hangi mekanizmalarla karşılık buluyor?
Ukrayna deneyiminin Avrupa’ya taşınmasının en somut yollarından biri, Drone Koalisyonu (Drone Coalition) gibi girişimler. Letonya’nın önerdiği ve Birleşik Krallık’la birlikte koordine edilen bu koalisyon, tedarikle beraber dronların elektronik harp ve muharebe özellikleri açısından test edilmesi ve sertifikasyon süreçleri gibi saha uyumu katmanlarına da vurgu yapıyor. Bu, Avrupa’nın ürün alımından saha koşullarına uygunluk mantığına doğru kaydığını gösteriyor.

Bu etkinin endüstriyel boyutta kökleştiği en kritik mekanizma ise Avrupa Komisyonu’nun Avrupa Savunma Sanayi Stratejisi (EDIS) çerçevesinde kurduğu entegrasyon modeli. Özellikle Kiev’de faaliyete geçen AB Savunma İnovasyon Ofisi, Avrupalı üreticiler ile Ukraynalı teknoloji girişimleri arasında doğrudan bir veri köprüsü kurarak, savaş sahası deneyiminin aracısız olarak Avrupa Ar-Ge laboratuvarlarına akmasını sağladı. 2024’te temelleri atılan bu yapı, bugün Avrupa savunma sanayisinin Ukrayna’yı sadece bir hibe alıcısı değil, teknolojik olgunlaşma sürecinin fiili ortağı olarak konumlandırmasına ve sahadaki inovasyon hızını kendi üretim hatlarına taşımasına olanak tanıyor.

Savaştan Alınan Derslerle Yeni Yol Haritas
Avrupa, Ukrayna savaşıyla birlikte insansız sistemlerin savaşın merkezine oturduğunu kabul etti ve özellikle karşı-İHA mimarisi, birlikte çalışabilirlik ve kurumsal yol haritası tarafında ciddi bir hızlanma gösterdi. Buna rağmen Avrupa’nın en zor sınavı, kitlesel ve ucuz sistemlerin gerektirdiği ölçek-hız-iterasyon döngüsünü kalıcı hale getirmek. 2030’a giderken belirleyici olacak şey, Avrupa’nın bu döngüyü sadece Ukrayna’dan öğrenerek değil de kendi sanayi ritmine çevirerek kurup kuramayacağı.
Toplum ve Teknoloji
10 Ocak 2026
Yağmur Bayram
Alınan dersler, açıklar, sanayi kapasitesi ve 2030’a giden yol…