Eylül ayında yaşanan gelişmeler Avrupa’yı yeni bir hava savunma sistemi projesini düşünmeye sevk etti. 9 Eylül günü Polonya hava sahasına giren insansız hava araçları (İHA) NATO savaş uçaklarının havalanmasına neden oldu. Benzer bir durum 22 Eylül’de Kopenhag’da yaşanırken 26 Eylül’de Danimarka’nın Aalborg Havalimanı kimliği belirsiz İHA’lar nedeniyle bir hafta içinde üçüncü kez uçuşlara kapatıldı. İhlallerden Rusya’yı sorumlu tutan Avrupa ülkeleri Rusya’ya karşı inşa edilmesi planlanan bir drone duvarı projesine start verdi. Projenin gerekliliği ve maliyeti konusunda derin ihtilaflara rağmen Avrupa için çözüm bulması gereken bir sorun olarak Rus drone saldırılarının gündemde kalmaya devam etmesi muhtemel. Neredeyse her kriz esnasında birlik içindeki tartışmalarda kendini tekrar hissettiren Doğu-Batı ayrışması şimdiden drone duvarı müzakerelerinin de merkezine yerleşmiş görünüyor.
2022’den bu yana süren Rusya-Ukrayna Savaşı’nın politik, ekonomik ve askerî çalkantılarını en yakından hisseden Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri İHA saldırılarıyla neşvünema bulan yeni tehdidin karşısında da ön saflarda yer almakta. Bu nedenle güvenliklerinin sağlanması için NATO ve AB içindeki müttefiklerinden askerî destek arayışındalar ve bu arayışın saldırılar sırasında büyük ölçüde karşılık bulduğunu belirtmek gerek. Nitekim Polonya’daki saldırının akabinde NATO’nun savunma sistemleri hemen devreye girdi ve NATO görev gücüne bağlı savaş uçakları tarafından İHA’lar etkisiz hâle getirildi. Bu misyon sırasında İHA’lara müdahâlede Polonya’nın F-16 ve Patriot hava savunma sistemlerine, Hollanda Hava Kuvvetleri’nin F-35’leri bilfiil destek verdi.

Ne var ki, bunlar kalıcı çözümler değil. İmha edilmek istenen İHA’lar ile onları etkisiz hâle getirmek isteyen silahlar arasındaki maliyet asimetrisi, bir İHA’nın tespitinde savaş uçaklarının kullanılma zarureti de eklendiğinde, sürdürülebilirlik sınırlarını zorlamaya başlıyor. Buna ek olarak çok sayıda İHA’nın kolaylıkla kullanılabilmesi, mevcut önleme prosedürlerin sürekliliğini imkansız kılmakta. Değeri 10 bin dolar olan bir ihayı düşürmek için kullanım maliyeti yüz binlerce doları bulan sistemlerin kullanımının uzun vadede sürdürülemeyeceğini Avrupa Konseyi Dış İlişkiler araştırmacısı Ulrike Francke de “her zaman F-16 ve F-35’leri mi göndereceğiz? Bu sürdürülebilir değil.” diyerek belirtti.
Bu sebeple Avrupa Birliği nezdinde daha maliyet-etkin bir sistemin kurulması için harekete geçilmiş durumda. Polonya Başbakanı Donald Tusk, bu saldırıların Polonya’yı İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana çatışmaya en yakın duruma getirdiğini söylerken Rusya’ya karşı hızlıca harekete geçilmesinin gerekliliğini vurguluyor. Saldırılar sonrasında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Rusya’nın bu kasıtlı hareketine karşı “Operation Eastern Sentry”nin hayata geçirildiğini duyurdu. Polonya Başbakan Yardımcısı da NATO’nun 4. Maddesini dayanak göstererek bu saldırıların yalnızca Polonya’yı değil tüm Avrupa’yı hedef aldığını söyledi. Bu yorum Doğu Avrupa ülkelerinin hissettikleri tehdidin yoğunluğunu ve yükünü diğer Avrupa ülkelerine paylaştırmak istediklerini açıkça göstermekte.
Brüksel’in bu soruna kalıcı bir çözüm bulması Doğu Avrupa’nın güvenlik endişelerini karşılamasına bağlı. Bu doğrultuda Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri tarafından Rusya sınırına bir drone duvarı kurulması fikri birlik içinde yüksek sesle dillendirilmekte. Avrupa’nın doğu kanadı için bu proje hayati öneme sahip olsa da, Avrupa’nın batısına doğru gidildiğinde değişen önceliklere bağlı olarak ayrık sesler yükselmekte.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ilk dönemlerinde, Doğu Avrupa ülkeleri Rus tehdidini karşısında Ukrayna’ya daha fazla destek verilmesini ve Rusya’ya karşı sert politikalar uygulanmasını talep ederken Batı Avrupa ülkeleri daha dengeli bir pozisyonda ısrarcı olmuştu. Bilhassa Ukrayna’ya askerî birlik gönderimi konusunda yaşanan tartışmalar esnasında İtalyan Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, Ukrayna’ya birlik göndermenin riskli olduğunu bunun Rusya’yla savaşmak anlamına geldiğini söyleyerek “Rusya ile savaşta değiliz.” yorumunu yapmıştı. Benzer tartışmalar şu anda drone savunma sistemi özelinde de yaşanmakta. Projenin finansmanı, kapsamı ve yeterliliği Avrupa’da tartışma konusu olsa da aslında tartışmanın merkezinde rakamlar ve projelerden fazlası yer alıyor. Batı ve Doğu Avrupa ülkeleri güvenlik öncelikleri söz konusu olduğunda ortak hareket etmekte ne kadar zorlandıkları gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyorlar.
Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa başkentleri nezdinde Moskova’nın bir tehdit olduğu konusunda kağıt üzerinde mutabakat olsa da drone savunma projesinde yaşanan tartışmalar Avrupa ülkeleri arasında tehditlerin algılanma biçimindeki farklılığı gösteriyor. Doğu Avrupa ülkeleri Rus agresyonunu daha yakından hissettiğinden hızlıca harekete geçilmesi gerektiğini vurgularken, Batı Avrupa ülkeleri ise daha dengeli bir politika güdülmesi taraftarı. Savunma harcamalarından, AB bütçelerine kadar pek çok alanda bu ayrışma görülüyor. Geçtiğimiz Eylül ayında Avrupa Birliği’nin önümüzdeki yedi yıllık bütçesinin hazırlığına giden süreçte zengin Batı ve Kuzey Avrupa ülkeleri bir araya gelerek belirli şartları görüşmüştü. Buna karşın Doğu Avrupa ülkeleri de daha büyük bir bütçe ve bu bütçeden alınması planlanan fazlaca paydan yana olduğunun sinyallerini vermişti. Tüm bu farklılıklarda Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkisi belirgin. Doğu Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini artırırken birlik tarafından daha fazla destek beklemekte. Her ülke dayanışmadan söz etse de bu dayanışmayı koordine etmek konusunda zorlandıklarını gizleyemiyorlar. Litvanya Dışişleri eski Bakanı Landsbergis, daha önce Avrupa’nın Ukrayna’ya silah göndermek ve silah satın almak konusunda bir türlü anlaşamadığını söyleyerek sitem etmişti. Ayrışmanın diğer tarafındaki ülkelerden Fransa ise Ukrayna’ya sürekli biçimde silah yardımı yapmak yerine kaynakların Avrupa savunmasını uzun vadede güçlendirmek için harcanmasını istiyor. Doğu Avrupa ülkeleri kendilerini Rusya tehdidinden korumak için anti-personel mayınların kullanımını yasaklayan Ottawa Anlaşması’ndan çekilmeyi düşünürken bir yandan da Rus tanklarını durdurmak için kuruyan bataklıkları sulandırmayı planlıyor. Doğu Avrupa ülkeleri böylesi hazırlıklar yaparken Batı Avrupa’nın fikir ayrılıkları Avrupa’nın dış politika gibi net ve kararlı adımlar atılması gereken bir alanda çok sesli olmasına ve hamle yapmakta gecikmesine neden oluyor.
Rusya’nın Ukrayna’da kazanması durumunda sonraki hamlesinin bir Avrupa ülkesi olması endişesini herkes paylaşıyor. Ancak Varşova’nın Moskova’ya Paris’ten ya da Roma’dan daha yakın olması bu endişenin boyutunun farklılaşmasına neden oluyor. Her ne kadar Macron, Slovakya’da düzenlenen bir güvenlik konferansında “Sizden gelen sesleri her zaman duyamadık.” diyerek özür dilese de Avrupa’nın doğusu, Batı’nın kendi güvenlik endişelerini yeterince ciddiye almadığında hala ısrarcı. Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, geçtiğimiz yıl verdiği mülakatta Rusya’nın savaş durumuna geçtiğini ancak Avrupa’nın barış zamanında gibi davrandığını ve kriz moduna girmesi gerektiğini söyleyerek Batı Avrupa ülkelerine üstü kapalı bir sitem yöneltti. Polonyalı bakanın bu sitemini paylaşan Finlandiya, Norveç, Polonya ve Baltık ülkeleri Mayıs 2024’te NATO’nun doğu kanadında bir drone duvarı oluşturmaya karar verdiğini duyurmuştu. Ancak 2025 Mart ayında AB bu planın finansmanı için yapılan başvuruyu reddetti. Reddedilen teklifin yalnızca 12 milyon Euro’luk mütevazı bir harcama içerdiği düşünüldüğünde, Doğu Avrupa ülkelerinin beklentisinin Batı Avrupa nezdinde karşılık bulmadığından neden şikayetçi olduğu daha net bir şekilde anlaşılacaktır.

AB Savunma Şefi, Andrius Kubilius 1 Ekim’de gerçekleşen gayri resmi AB zirvesinde drone duvarı projesinin birlik için öncelikli olduğunu söyledi. Burada Kubilius’un Litvanyalı olmasının da etkisi olabilir. Ancak AB içerisinde bu düşüncenin karşılık bulduğunu söylemek güç. İtalya Başbakanı Meloni ve Yunan mevkidaşı Miçotakis bu sistemin yalnızca Avrupa’nın doğusu ile sınırlı kalmayan tüm Avrupa’yı kapsayan bir sistem olması gerektiğini söylerken, Ekim başındaki AB zirvesinde konuşan ve drone duvarına şüpheci bakan Macron ise Avrupa’nın caydırıcı olmak için balistik füzelere, etkin radar sistemlerine ağırlık vermesi gerektiğine vurgu yaptı. Almanya’nın ise her meselede olduğu gibi drone duvarı meselesinde de kafa karışıklığı sürüyor. Varşova Güvenlik Forumu’na katılan Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, drone duvarı planının önümüzdeki üç dört yıl içinde hayata geçirilemeyeceğini belirtti. Birlik içindeki bu derin görüş ayrılıkları karşısında, Baltık ülkeleri projeyi kendi imkânlarıyla geliştirmenin hazırlıkları içinde. Estonya drone savunması için hazırlanan bir projeye 3 yıl için 12 milyon Euro ayırdı. Diğer yandan, Letonya 10 milyon, Litvanya ise 3 milyon Euroluk bir katkı sağlayacak.
Hem siyasi hem de teknik konularda kafası karışık Avrupa’da bu çözümün birlikte olması kolay görünmüyor. Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri diğer ülkelerin de gözlerini Avrupa’nın doğu sınırına çevirmesini istiyor. Baltık ülkelerinin kendi projelerini geliştirmeye çalışması da bu isteğin karşılanmayacağını düşündürdüklerini göstermekte. Ancak çok geniş bir alanı kapsaması planlanan drone duvarı projesinin yalnızca birkaç ülkenin harekete geçmesiyle başarılı olma ihtimali uzak bir ihtimal. Bu alanda halihazırda teknolojik yatırımları olan Batı Avrupa ülkelerinin desteği alınmadan gerçekleştirilecek projenin de temeli sağlam olmayacaktır. Bu nedenle bilgiyi, maliyeti ve riskleri paylaşmak zorunda olan birlik üyeleri arasında ortak bir dil bulunması ve harekete geçilmesi gerekiyor. Drone duvarı Avrupa’nın doğusu ile batısı arasında var olan görünmez başka bir duvarın varlığını yeniden hatırlatmış durumda. Duvarların ötesindeki Rus tehdidinin Avrupa’yı birleştirmesi beklenirken süregelen bazı problemleri daha belirgin hâle getirdiği söylenebilir. Derinde bu problemler ve ayrışmalar kendini hissettirirken drone duvarı gibi kapsamlı ve yüksek maliyetli bir projenin gerçekleştirilmesi kısa vadede mümkün görünmüyor.
