Çeşitlilik ve Yeniden İnşa: 2025’te Türkiye’de Bienaller
#8
ODAK28 Aralık 2025

Çeşitlilik ve Yeniden İnşa: 2025’te Türkiye’de Bienaller

Türkiye’nin kültür-sanat belleğinde 2025 yılı, yalnızca etkinliklerin yoğunluğuyla değil bienal formatının çeşitli şekillerde sorgulandığı kamusal tartışmalarla da kayda geçti.

Uzun yıllar boyunca İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) liderliğinde şekillenen, tek merkezli ve yüzünü büyük oranda Batı sanat kanonuna dönmüş olan geleneksel bienal ekosistemi, 2025 itibarıyla daha çok kutuplu, odak seçimi açısından daha çoğulcu ve coğrafi olarak daha merkezsiz bir görünüm sergiledi. 1994’te küratörlü sisteme geçişle birlikte, uzun süre çoğunlukla Avrupa merkezli kurum ve ağlar üzerinden, Türkiye’nin küresel güncel sanat dolaşımına açılan bir pencere olarak öne çıkan İstanbul Bienali, bu edisyonunda tek bir merkeze daha az bağımlı bir yaklaşım izledi. Bu anlamda 2025, bienallerin kendi varoluş gerekçelerini, örgütlenme biçimlerini ve hedef kitlelerini masaya yatırdığı bir “içe bakış” dönemi olarak değerlendirilebilir.

Bu durumun en belirgin tezahürü, iki ana eksenin eş zamanlı yükselişiyle görüldü: Küresel kültür-sanat ağlarıyla örülü yapısını sürdüren 18. İstanbul Bienali ile Türk-İslam medeniyet havzasını referans alan estetik çizgisiyle kurumsallaşan 3. Yeditepe Bienali. Bu iki farklı bakış açısının aynı takvim yılı içinde birbirini tamamlayan bir görünüm sergilemesi, Türkiye kültür ortamının tek yönlü bir estetik norma sığmayacak kadar genişlediğini kanıtlamış oldu.

Merkezsizleşme eğilimi ise İstanbul sınırlarının dışına taşan güçlü bir dalga yarattı. 2. Türkiye Tekstil Bienali, etki alanını Antalya ve Gazipaşa’ya yayarak bienal kavramını ekolojik bir çağrıya dönüştürürken; Ankara ve Antalya’da hayat bulan Şehircilik ve Mimarlık Bienalleri, kenti estetik bir nesne olmaktan çıkarıp, kamusal katılım pratiklerinin denendiği bir müzakere sahası hâline getirdi. Bu çeşitliliğe, ulusötesi dayanışma ağlarının somut bir örneği olan Gazze Bienali İstanbul Pavyonu, alanın sınırlarını zorlayan Baskıresim Mini Bienali, Uluslararası Cam Bienali ve geleceğin sanatçılarına alan açan 3. Uluslararası Öğrenci Bienali de eklendi.

Tüm bu etkinlikler, 2025’te bienallerin steril sanat mekânlarından çıkıp ekolojinin savunulduğu, kent hakkının tartışıldığı ve politik dayanışmanın örüldüğü canlı kamusal alanlara dönüştüğünü gösterdi. 2025 bienalleri, küratöryel stratejilerde “temsil” odaklı sergileme pratiklerinden “onarım, sürdürülebilirlik ve mekânsal müdahale” eksenli eylem biçimlerine doğru bir kayışa sahne oldu. Bu yeni dil, izleyici profilini de dönüştürdü; sanatseverlerin yanı sıra mahallelilerin, zanaatkârların ve ekoloji aktivistlerinin dâhil olduğu “hibrit” bir bienal kitlesi ortaya çıktı.

Ancak 2025’in ruhunu belirleyen asıl kırılma, formatın içeriğinde ve izleyiciyle kurduğu ilişkide yaşandı. 18. İstanbul Bienali ekseninde yaşanan, etkinliğin tarihinin değiştirilmesine kadar varan kriz ve ardından gelen “geri dönüş”, sanat dünyasında ciddi bir kurumsal muhasebeyi tetikledi. Bu süreç, kültür kurumlarının şeffaflığı üzerine yürütülen tartışmaları alevlendirirken, sanatçıların ve kamuoyunun kurumlar üzerindeki dönüştürücü gücünü görünür kıldı. Kamusal tepkiler ve şeffaflık talepleri katılımı azaltmak bir yana bienalleri, pasif bir izleme deneyiminden aktif bir tartışma zeminine taşıdı. Etkinlik ve katılımcı sayılarındaki belirgin artışın ötesine geçen bu niteliksel dönüşüm, 2025’i Türkiye sanat tarihinde bienalin bir format olarak yeniden düşünüldüğü bir yıl olarak işaretledi.

18. İstanbul Bienali

2025’te, Türkiye’nin çağdaş sanat alanındaki en köklü kurumu olan İstanbul Bienali’nin yaşadığı “meşruiyet ve yönetim krizi” önemli tartışmalara neden oldu. Süreç, Danışma Kurulu’nun küratör olarak Defne Ayas’ı önermesine rağmen, İKSV yönetiminin bu tavsiyeyi reddedip Danışma Kurulu Üyesi Iwona Blazwick’i küratör olarak atamasıyla başladı. Bu karar “şeffaflık”, “çıkar çatışması” ve “demokratik karar alma mekanizmaları” üzerine sert tartışmaları tetikledi. Krizin büyümesiyle birlikte sanatçı boykotları, ardından Blazwick’in görevi bırakması ve bienalin 2024’ten 2025’e ertelenmesi gündeme geldi.

İKSV, çözüm adına bienal direktörlüğünde değişikliğe giderek Kevser Güler’i göreve getirdi ve küratör olarak yeni bir ismi, Christine Tohmé’yi atadı. Bu kriz, Türkiye’de sanat kurumlarının dokunulmaz olmadığını ve sanatçıların etik taleplerinin etkinlik takvimini bile değiştirebilecek güce eriştiğini gösterdi.

Daha da önemlisi kriz, bienalin küratöryel dilini de biçimlendirdi. Eylül 2025’te izleyiciyle buluşan edisyonun başlığı “Üç Ayaklı Kedi” oldu. Bu metafor hem “yaralı ama hayatta kalmış” bir canlı üzerinden bienalin kendi durumuna, hem de gezegenin aldığı ekolojik ve politik hasarlara işaret ediyordu. Tohmé’nin stratejisi, bienali tek seferlik bir mega-sergi olmaktan çıkarıp 2025-2027’ye yayılan üç aşamalı bir öğrenme ve iyileşme platformuna çevirmek oldu.

Küratör, mekânsal olarak Beyoğlu-Karaköy hattında yürünebilir bir saha kurmayı (Elhamra Han, Eski Fransız Yetimhanesi, Meclis-i Mebusan 35, Galata Rum Okulu vb.) ve büyük manifestolar yerine “kendini koruma” ve “gelecek olasılıkları” etrafında, bireysel/topluluk bazlı hayatta kalma stratejilerine odaklanmayı tercih etti. Ancak, Küratör Tohmé’nin kişisel sebeplerle görevini bırakması, 3 yıllık, 3 ayaklı planın iptal edilmesine ve bienalin 2025’te gerçekleştirilen ilk ayakla nihayetlenmesine sebep oldu.

Kurumsal krize rağmen, bienal 2025’te 600.000’i aşkın ziyaretçiyle tarihinin en yüksek izleyici sayısına ulaştı ve Türkiye’de çağdaş sanatın artık yalnızca estetik açıdan değil, etik ve yönetişim prensipleri bakımından da ölçüldüğünü gösterdi. Küratör Christine Tohmé’nin ayrılığı ve bu nedenle “Üç Ayaklı Kedi” projesinin tamamlanamaması hayal kırıklığı yaratsa da 18. İstanbul Bienali yoğun ziyaretçi ilgisi ve kamusal tartışmalarla hafızalara kazınmış oldu.

3. Uluslararası Yeditepe Bienali

18 Nisan ile 18 Haziran 2025 tarihleri arasında düzenlenen 3. Uluslararası Yeditepe Bienali, İKSV’nin Batı merkezli çağdaş sanat anlayışına bir alternatif olarak ortaya çıktı. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı iş birliğiyle düzenlenen bienal, Türkiye’nin “alternatif kültür diplomasisi” vizyonunun somutlaşmış hâli olarak görüldü.

Bienalin iddiası yalnızca “geleneksel sanatları sergilemek” değil; hüsn-i hat, tezhip, minyatür, ebru gibi formları folklor/zanaat kategorisinden çıkarıp çağdaş sanat düzleminde yeniden yorumlamaktı. Batı sanat tarihinin “yüksek sanat” tanımlarına yönelen bu yerel epistemolojik müdahale “Gölge Varsa Işık da Var” temasıyla açığa çıktı. Kurulan bu metafizik çerçeve, gelenek ile çağdaşın sentezini hedefleyen bir küratöryel stratejiyle birleşti; amaç, klasik sanatlarla enstalasyon arasında “üçüncü bir yapı” kurmaktı. Ancak, geleneksel olanın kadim ağırlığı ile çağdaş olanın deneysel serbestliği arasında kurulmaya çalışılan ince dengenin her zaman korunamamış olması bir sorun olarak öne çıktı.

Rakamlar bu iddianın ölçeğini gösteriyor: Bienale 30’dan fazla ülkeden 263 sanatçı 215 eserle katılım sağladı. İzleyici profili açısından mekân seçimi de belirleyici oldu: Yedikule Hisarı, Sirkeci Garı Ambarları ve Nuruosmaniye Cami mahzeni gibi tarihî mekânlarda, ücretsiz ziyaret edilebilen sergiler düzenlendi. Bu gibi tarihî ve mimari açıdan güçlü karaktere sahip yapıların eserleri gölgede bırakması bir handikap oluştursa da geniş bir yerli izleyici kitlesi bienali ziyaret etti. 3. Yeditepe Bienali gösterdi ki Türkiye’de kültürel hayat artık tek bir yöne akan yekpare bir estetik rejimle yetinmeyerek, kimi zaman rekabet eden, kimi zaman ise birbirini tamamlayan farklı “modernlik” iddialarının yan yana durmasına imkân tanıyor.

Gazze Bienali - İstanbul Pavyonu

2025’in en politik ve vicdani çıkışlarından biri, 18. İstanbul Bienali ile eş zamanlı olarak 19 Eylül ile 8 Kasım 2025 arasında Depo İstanbul’da açılan Gazze Bienali-İstanbul Pavyonu’ydu. “Elimde Bir Bulut” başlıklı sergi, Gazze’deki soykırım, zorla yerinden edilme ve kültürel yıkıma karşı bir sanatsal direniş olarak kurgulandı. 50’den fazla Gazzeli ve Filistinli sanatçının eser ve hikâyesini barındıran bienal, mekânın sınırlarını tanımayarak Gazze’deki ablukayı kırmayı hedefliyordu.

Pavyonun belirleyici özelliği, yalnızca teması değil üretim ve dolaşım modeliydi. Gazze’deki sanatçıların seyahat edememesi nedeniyle Alfredo Jaar, Walid Raad gibi uluslararası sanatçılar Filistinli meslektaşlarıyla iş birliği yaparak ya da onların sesini taşıyarak “hayalet yazarlık” modelini uyguladı ve tele-söyleşilerle mekânsal kapatılma aşılmaya çalışıldı. Ana akım bienallerin sıkça görmezden geldiği ya da estetikleştirdiği çatışma gerçekliğini ham ve doğrudan sunan bir hat kuran Gazze Bienali İstanbul Pavyonu, ulusal sınırların ötesinde bir vicdan ittifakı önermiş oldu.

2. Türkiye Tekstil Bienali

2. Türkiye Tekstil Bienali, 2025’te İstanbul merkezli bienal fikrinin kırıldığı en önemli etkinlik oldu. 22 Şubat ile 13 Nisan 2025 tarihleri arasında Antalya’nın Alanya ve Gazipaşa ilçelerinde düzenlenen bienal, sanatı Anadolu’nun güneyine taşıyarak merkezsizleşme ve ekolojik farkındalık mesajlarını öne çıkarttı. Özellikle “Dalga Kumaş” teması, tekstil endüstrisinin yarattığı su krizini ve ekolojik tahribatı merkeze aldı.

Küratör Nihat Özdal’ın kurduğu çerçeve, estetikten çok “veriyle konuşan” bir çevre aktivizmi örneği sundu. Mekânsal strateji; Selinus ve Lamos Antik Kentleri, Yalan Dünya Mağarası, Kızıl Kule, Alanya Tersanesi, Syedra Antik Kenti gibi tarihî-doğal mekânlarda düzenlenen sergilerle, mekânı yalnız fon değil, eserin parçası hâline getiren bir “mekânsal müdahale” rejimi üretiyordu. Bu stratejiyle tarih ve doğa, serginin kurucu bileşenlerine dönüşmüş oldu.

2025 Ankara Şehircilik Bienali

2025, sanatın yanı sıra “kent” ve “mimarlık” odaklı bienallerin yükselişine de sahne oldu. 2025 Ankara Şehircilik Bienali, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp yaşadığı kente dair söz söyleyen bir “hemşehri” konumuna yükseltti. 13 Ekim-19 Ekim 2025 haftasında gerçekleşen ve İlhan Tekeli Şehircilik Kültürü Vakfı tarafından düzenlenen bienal, bir sergi olmanın ötesinde kentsel bir demokrasi forumu niteliği taşıma iddiasındaydı.

“Semt(li)ler / Semt(t)e(n) Bakış” olarak belirlenen tema, büyük ölçekli master planlar yerine mahalle ölçeğindeki yaşanmışlıklara odaklanılmasını hedefliyordu. Yerel yönetim aktörleriyle vatandaşların aynı masada buluşması, bienalin politika üreten bir laboratuvar olarak işlemesini sağladı. Bienal sadece sergileme düzeni olarak değil, kamusal müzakere düzeni olarak yeniden tarif edildi ve kent, sadece tema değil bizzat üretim yöntemi hâline geldi.

Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali (IABA 2025)

Sekiz yıl aradan sonra geri dönen Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali (IABA), 3 Kasım ile 9 Kasım 2025 tarihleri arasında, Kepez Belediyesi ev sahipliğinde ve Mimarlar Odası Antalya Şubesi organizasyonuyla gerçekleşti. Ana mekânın eski Pil Fabrikası olması, endüstriyel mirasın kente kazandırılması açısından sembolik bir önem taşıyordu. “Arada” teması, fabrikanın geçiş hâline ve mimarlığın eski ile yeni arasında köprü kurma rolüne bir atıf olarak öne çıktı.

Bienal, profesyonel mimarlar ve tasarımcılar kadar kente ve mimarlık kültürüne ilgi duyan geniş bir kitleye hitap ederek halka açık sergi ve etkinlikler düzenlendi. Etkinlikte mimarlık öğrencileri ve genç profesyoneller öne çıktı; Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve yurt dışından öğrenciler atölye ve sergi turlarına katılmak üzere Antalya’ya geldi. Deneysel enstalasyonlar, fotoğraf sergileri ve kentsel oyunlar gibi disiplinler arası içerikler dikkat çekti.

Uluslararası Mini Baskıresim Bienali

2025’in daha “mütevazı” ama stratejik etkinliklerinden biri ise Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından ilk kez düzenlenen Uluslararası Mini Baskıresim Bienali’ydi. Bienale 38 ülkeden toplam 1015 eser gönderildi ve uluslararası jürinin değerlendirmesiyle 312 eser sergilenmeye layık görüldü. 11 Aralık ile 26 Aralık 2025 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi bünyesinde gerçekleşen bienalin, atölyenin, okulun ve disiplinin kurduğu yatay bağlarla sürdürülebilir bir uluslararası ağ kurması en önemli hedefler arasındaydı.

III. Uluslararası Öğrenci Bienali (İAÜ)

İstanbul Aydın Üniversitesinin düzenlediği III. Uluslararası Öğrenci Bienali, farklı coğrafyalardan 70’i aşkın öğrenciye sunduğu sergileme olanağıyla öne çıktı. Genç kuşaklar arasında küresel bir bağ kuran sergiler 5 Mayıs ile 23 Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleşti. Diğer yandan, çevrim içi platformlar sayesinde farklı ülkelerden izleyiciler de etkinliği internet üzerinden takip etti. “Sırada Ne Var?” teması pandemi, deprem, iklim krizi ve ekonomik buhran gibi art arda gelen felaketlerin sonrasında insanlığın nasıl bir gelecek inşa edeceğini sorguluyordu. Felaketlerin sanatla düşünüldüğü, bir yandan travmanın kaydını tutarken diğer yandan gelecek tahayyülü için kolektif bir prova alanı açan bienal, atölyeler ve portfolyo değerlendirme oturumlarıyla eğitimsel boyutu güçlendirmeyi hedefledi.

2. Uluslararası Akdeniz Bienali/Çağdaş Sanat

15 Ekim ile 30 Kasım 2025 tarihleri arasında Mersin, Tarsus, Adana ve Hatay’ı kapsayan geniş bir coğrafyada gerçekleştirilen 2. Uluslararası Akdeniz Bienali, Akdeniz’i sadece coğrafi bir bölge olarak değil, “insanlığın ortak belleği” ve kültürel bir karşılaşma alanı olarak yeniden yorumluyordu. Özellikle Tarsus gibi tarihsel derinliği olan mekânların ve atıl kalmış endüstriyel yapıların sergileme alanı olarak kullanılması, bienalin en güçlü tanıtım unsuru olarak öne çıktı. Bu anlamda bienal “yerel dokuyla bütünleşme” stratejisi izleyerek, 60’tan fazla yerli ve yabancı sanatçının katılımıyla, 2023 depremlerinden etkilenen bölgenin sanatla buluşmasını sağladı.

8. Uluslararası Denizli Cam Bienali

Türkiye’nin “ilk ve tek” cam bienali olma özelliğini koruyan ve Denizli Büyükşehir Belediyesi ile Karma Tasarım Atölyesi iş birliğinde düzenlenen 8. Uluslararası Denizli Cam Bienali, Mayıs 2025’te “Dönüşüm ve Şeffaflık” temasıyla gerçekleştirildi. Japon Sanatçı Ayako Tani’nin katılımıyla, camın sadece bir süs eşyası değil hem endüstriyel hem de sanatsal bir ifade aracı olduğunu vurgulayan bienal, Denizli’nin antik çağlara uzanan camcılık geleneğini modern tasarımla buluşturdu.

Sonuç

2025’te bienaller tek yönlü değil, Doğu’ya ve ekolojik evrenselliğe açık çok katmanlı bir görünüm sergiledi. İstanbul’da hem eleştirmen hem takipçi kimliğine bürünen izleyici, Ankara’da mahalleli, Antalya’da ise mekânın kullanıcısı olarak ortaya çıktı. Küratöryel stratejilerin estetik beğeninin ötesine geçerek su krizi, kentsel dönüşüm, savaş ve kurumsal şeffaflık gibi gerçek dünya sorunlarına yönelmesi dikkat çekiciydi. Bu anlamda 2025, yeni hatlar üzerinden yeni enerji kanallarının açıldığı bir yıl olarak değerlendirilebilir.

Bienaller, sergi olmanın ötesinde toplumun farklı kesimlerinin gelecek tahayyüllerini sahneledikleri birer agora işlevi kazandı. İstanbul Bienali’nde kurumun etik sınavı, Yeditepe’de alternatif modernite iddiası, Gazze Pavyonu’nda ulusötesi vicdan ittifakı, Tekstil Bienali’nde ekolojik aciliyetin mekânla birleşmesi, Ankara, Denizli ve Antalya’da kent tecrübesi öne çıktı. 2025 itibarıyla görüyoruz ki Türkiye’de bienal artık yalnızca kültürel bir etkinlik değil, kültürün hangi değerlerle, kurumlarla, izleyiciyle ve hangi mekân politikasıyla kurulacağına dair canlı bir toplumsal müzakere alanı.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.