Gri Bölge #42
#42
Güvenlik ve Strateji Araştırmaları Programı22 Temmuz 2026
-Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Arasında Zelenski’nin Zor Tercihi -Hakaretten Siyasi Sembole Hindistan’da Hamamböceği Hareketi -İsrail Savunma Bakanı’ndan Soykırım İtirafı

Gri Bölge #42

Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Arasında Zelenski’nin Zor Tercihi

Savaşın ortasındaki Ukrayna’da geçtiğimiz günlerde ani bir görev değişikliği yaşandı. Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’u göreve gelişinin üzerinden sadece 6 ay sonra görevden aldı. Özellikle Avrupa’daki siyasi çevreleri şaşkına uğratan bu ani karar, Ukrayna’nın savaş stratejisine dair ciddi soru işaretlerine yol açmış durumda. Zira son aylarda savaşın seyrini Ukrayna lehine çeviren isimlerden biri olarak nam salan Fedorov’un ayrılığı, sıradan bir kabine değişikliğinden çok daha fazlasını ifade ediyor.

Henüz 35 yaşında askerliğe uzak bir isim olan Fedorov’un Savunma Bakanlığı görevine gelişi başlı başına şaşırtıcı bir karardı. Özel sektör geçmişiyle daha önce Dijital Dönüşüm Bakanı olarak görev almış olan Fedorov, Rusya’ya yönelik siber saldırılar düzenleyen gönüllülerden oluşan IT Ordusu’nu kurmasıyla adından söz ettirmiş; Ocak ayında göreve gelmesinin ardından ise insansız hava araçlarına verdiği ağırlıkla dikkatleri üzerine çekmişti.

Kaynak: AA

Fedorov’un görevden alınmasının temelinde aylardır süregelen ve çözümsüz görünen bir çekişme yatıyor. Fedorov’un teknoloji odaklı yaklaşımı, Ukrayna Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sirski’nin temsil ettiği geleneksel Sovyet tarzı hiyerarşik askeri kültürle sürekli çatışıyordu. Fedorov veriyi ve dijitalleşmeyi önceliklendirirken, geleneksel ordu kanadı ise komuta zincirini ve merkezi otoriteyi esas alıyordu. Hal böyle olunca, bu iki zıt anlayışın temsilcilerinden birinin tasfiyesi kaçınılmaz oldu.

Fedorov görevden alınmasının ardından sessiz kalmayarak doğrudan Genelkurmay’ı hedef alan sert açıklamalar yaptı. Sirski’nin ekibini örgütsel kaosa neden olmakla, verileri göz ardı edip kişisel sadakate dayalı kararlar almakla ve askeri reformları bilinçli şekilde sabote etmekle suçladı. Ona göre asıl görevi Rusya’yı asimetrik yollarla yenmek olan Genelkurmay, bunun yerine ülkeyi ikiye bölen bir iç çatışmanın tarafı haline gelmişti. Bu sert ithamlar kamuoyunda büyük yankı bulurken tartışma kısa sürede sosyal medyadan parlamento koridorlarına, oradan da sokaklara taşındı.

Kararın neden olduğu toplumsal reaksiyon beklenenden çok daha güçlü seyrediyor. Başkent Kiev ve diğer büyük şehirlerde, çoğunlukla genç Ukraynalılardan oluşan binlerce kişi, insansız hava aracı politikaları ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlarda somut ilerleme kaydettiğini düşündükleri Fedorov’un göreve iadesi talebiyle sokaklara döküldü. Bu protesto dalgasının Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları sürerken gerçekleşiyor olması da bir hayli dikkat çekici.

Zelenski ise milletvekillerine yaptığı açıklamada itiraf niteliğinde bir gerekçe sunarak savaş sürerken Genelkurmay ile Savunma Bakanlığı’nın sürekli birbiriyle kavga ettiği bir duruma artık göz yumamayacağını belirtti. Zelenski’nin cephedeki komuta birliğini askeri reform anlayışına tercih ettiğini gösteren bu kararın kısa vadede istikrar sağlayacağı bekleniyor, uzun vadede ise savaşın hangi vizyonla sürdürüleceğine dair önemli ipuçları taşıdığı söylenebilir.

Zelenski’nin bu kararı, kurumsal düzeyde bazı tepkileri de beraberinde getirdi. Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Pavlo Yelizarov, söz konusu kararı ülkenin savunma kapasitesi için ağır bir darbe olarak nitelendirerek görevinden istifa etti. Diğer yandan Zelenski, Fedorov’un yerine İçişleri Bakanı İhor Klimenko’yu atamaya çalıştığında parlamentodan beklenmedik bir direnişle karşılaştı. Milletvekillerinin bu ismi onaylamayı reddetmesi üzerine Zelenski şimdilik geçici bir atamayla yetinmek zorunda kaldı.

Zelenski’nin, savaşın ortasında teknoloji planlarıyla popülerlik kazanan Savunma Bakanı’nı feda ederek kurumsal istikrarı tercih etmesi, Ukrayna’nın yüzleştiği gerilimi gözler önüne seriyor. Konuyu Ukrayna özelinden çıkarıp daha genel bir çerçevede değerlendirecek olursak bu durum, olası gerginlik anlarında farklı kurumsal yapıların birbiriyle çelişmemesinin ne denli kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Hakaretten Siyasi Sembole Hindistan’da Hamamböceği Hareketi

Hamamböceği şüphesiz çoğu insan için oldukça aşağılayıcı bir benzetmedir. Hindistan’da ise son haftalarda bu ifade, binlerce gencin kendini ifade etme biçimine dönüştü. Sosyal medyada mizahla başlayan hareket, bugün ülkenin en büyük siyasi protestolarından biri haline gelmiş bulunuyor. Kendilerini Hamamböceği Halk Partisi’nin (CJP) parçası olarak gören ve özellikle kast sisteminin alt tabakalarından gelen gençler sistem tarafından değersiz görülmenin öfkesini sokaklarda yansıtıyor.

Kaynak: Wikimedia

Hamamböceği Hareketi’nin hikayesi Hindistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Surya Kant’ın işsiz gençleri bir duruşmada hamamböceği olarak nitelendirmesiyle başladı. Tepki olarak ortaya çıkan sosyal medya paylaşımlarıyla gençler, kendilerini aşağılamak için kullanılan ifadeyi tersine çevirerek bir protesto sembolüne dönüştürdü. Aynı zamanda Başbakan Narendra Modi’nin Hint Halk Partisi’ne (BJP) göndermeyle oluşturulan partinin adı, hiciv ile siyaseti aynı potada buluşturuyor.

Üniversiteye giriş sınavında yaşanan skandal hareketin patlama noktası oldu. Tıp fakültelerine girişte kullanılan ulusal sınavın sorularının sızdırılması, iki milyondan fazla öğrencinin geleceğini belirsizliğe sürükledi. Aylar süren hazırlığın ardından sistemin adaletsizliğine tanık olmak zaten büyük baskı altında yaşayan gençler için bardağı taşıran son damla olurken süreç boyunca en az 20 öğrencinin intihar etmesi de gençler üzerinde derin iz bırakmış görünüyor.

Sınav krizinin arkasında daha büyük bir ekonomik mesele var. Hindistan, dünyanın en genç nüfuslarından birine sahip olmasına rağmen bu avantajı istihdama dönüştürmekte sıkıntı yaşıyor. Genç işsizlik oranının %15’ten fazla olduğu ülkede özellikle eğitimli kesim iş bulmakta fazlasıyla zorlanıyor. Öyle ki işsiz nüfusun üçte ikisinden fazlasını üniversite mezunları oluşturuyor. Bir yandan eğitim sistemine duyulan güven azalırken diğer yandan emek ile başarı arasındaki ilişkinin zayıfladığı düşüncesi gençler arasında giderek daha yaygın şekilde kabul görüyor.

Hal böyleyken aktivist Sonam Wangchuk’un başlattığı açlık grevi hareket için kritik bir dönüm noktası oldu. Eğitim sistemindeki adaletsizliklere dikkat çekmek amacıyla günlerce açlık grevinde bulunan Wangchuk, eyleminin 20. gününde iddialara göre polis tarafından zorla hastaneye kaldırıldı. Ardından Wangchuk’un daveti üzerine başkent Yeni Delhi’deki Jantar Mantar Meydanı’nda bir araya gelen gençler parlamentoya yürümek istedi. Karşılık olarak güvenlik güçleri göstericileri göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve tahta sopalarla durdurdu; çatışmalar neticesinde 100’ü aşkın göstericisi ve polis memuru yaralandı.

Ertesi gün hareketin lideri Abhijeet Dipke yaptığı açıklamayla parlamento yürüyüşlerini sonlandırdıklarını duyurdu. Ancak bu hareketin geri çekildiği anlamına gelmiyor, zira oturma eylemlerinin ve barışçıl protestoların devam etmesi planlanıyor. Göstericilerin talepleri ise Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın ve Başbakan Narendra Modi’nin istifasıyla birlikte ulusal sınav sisteminin tamamen şeffaf, güvenilir ve adil hale getirilmesi.

Hindistan’daki Hamamböceği Hareketi, sosyal medya mizahının nasıl güçlü bir siyasi dile dönüşebileceğini gösteren çarpıcı örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Aşağılayıcı bir söz milyonlarca insanın ortak kimliğine dönüşebilirken internette başlayan bir şaka, ülkenin siyasal gündemini bir anda değiştirebiliyor. Bu durum, dijital çağda mizahın eğlencenin ötesinde kolektif öfkeyi örgütleyen ve siyasi mobilizasyonu hızlandıran etkili bir araç haline geldiğini de ortaya koyar nitelikte.

İsrail Savunma Bakanı’ndan Soykırım İtirafı

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın Gazze’deki geniş çaplı yıkımın kendisini “iyi hissettirdiğini” söylemesi uluslararası kamuoyunda büyük tepki topladı. Ayrıca Katz, Gazze’de sürdürülen yıkımın rastlantısal olmadığını, aksine “bilinçli bir politikanın” ürünü olduğunu da ifade etti. Bu açıklama, İsrail’in operasyonlarının kapsamına ilişkin önemli bir itiraf niteliği taşırken Gazze Soykırımı’nın gayet planlı ve sistematik bir karakter taşıdığını bir kez daha gözler önüne sermiş oldu.

Kaynak: AA

Son yirmi aya yaklaşan süreçte Gazze’de sivil altyapının büyük bölümü yok edildi. Hastaneler, okullar, ibadethaneler ve yerleşim alanları ağır hasar aldı, milyonlarca Filistinli ise defalarca kez yerinden edildi. Birleşmiş Milletler ve çok sayıda uluslararası kuruluş, bölgedeki insani durumun modern tarihin en ağır krizlerinden biri haline geldiğini vurguluyor. Buna rağmen İsrail yönetiminin kullanmaya devam ettiği söylem, soykırım politikalarının sistematik bir şekilde devam ettiğini gösteriyor.

Katz’ın açıklamalarındaki en dikkat çekici unsur ise Gazze’nin kuzeyinde kalıcı bir İsrail varlığı oluşturma önerisi oldu. Bakan, İsrail’in 2005 yılında Gazze’den çekilmeden önce bulunduğu bölgelerde yeniden üç Nahal karakolu kurmayı planladığını duyurdu. Bu açıklama, askeri planlamanın ötesinde uzun vadeli yerleşim politikalarının Gazze’de gündeme taşındığını gösteren güçlü bir siyasi mesaj olarak değerlendiriliyor.

Nahal karakolları, İsrail tarihinde askeri ve sivil yerleşim politikalarının kesişim noktasında yer alıyor. İlk aşamada askeri birlikler tarafından kurulan bu yapılar, zaman içinde sivil yerleşimlere dönüştürülerek yeni yerleşim bölgelerinin temelini oluşturuyor. Dolayısıyla Gazze’nin kuzeyinde Nahal karakolları kurulması önerisi, geçici güvenlik tedbirinin ötesinde gelecekte kurulması planlanan kalıcı yerleşimlerin ön hazırlığı olarak okunuyor.

Bu durum, Gazze’de yürütülen operasyonların İsrail’in öne sürdüğü üzere yalnızca Hamas’a karşı mücadele olarak değerlendirilmesini imkansız kılıyor. Zira fiziksel yıkımın ardından yeni yerleşim planlarının gündeme gelmesi, soykırım politikalarıyla desteklenen operasyonların bir toprak ve nüfus mühendisliği boyutu taşıdığını gösteriyor. Uluslararası hukuk, işgal altındaki topraklara sivil nüfus transferini açık biçimde yasaklıyor olsa da söz konusu İsrail olunca uluslararası hukukun pek geçerliliğinin kalmadığı bilinen bir gerçek.

Son olarak ise yaklaşık 2,3 milyar dolarlık yeni bir anlaşmayla Batı Şeria’daki yasadışı yerleşimlerin genişletilmesi ve yaklaşık 12 bin yeni konutun inşa edilmesi kararlaştırıldı. Böylece yerleşim politikalarının kurumsallaşmış bir devlet stratejisi olduğu bir kez daha görülmüş oldu. Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişlemesi ile Gazze’de yeniden yerleşim kurulmasına yönelik planlar birlikte değerlendirildiğinde ortak bir eğilim dikkat çekiyor. Bir yandan mevcut Filistin nüfusunun yaşam alanları soykırım politikalarıyla daraltılırken, diğer yandan İsrail’in fiili kontrolünü kalıcılaştıracak yeni yerleşim ağları oluşturuluyor.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.