TikTok, ABD Kongresi’ndeki Toplantıdan Çekildi
TikTok, ABD Temsilciler Meclisi'nde Çin üzerine çalışan komitenin düzenleyeceği halka açık toplantıya katılmaktan vazgeçti. Toplantıda şirketin baş güvenlik sorumlusuna, Çin hükümetinin ABD'li kullanıcıların verilerine erişimi, TikTok'un algoritması ve güvenlik önlemleri hakkında sorular sorulacaktı. Komite Başkanı John Moolenaar, TikTok'un 27 Ağustos'ta toplantıya katılmama kararı aldığını açıkladı.
Bu gelişmeyi ilginç kılan noktalardan biri, ABD'nin sosyal medya şirketlerinin çocuk güvenliği konusunda daha fazla baskı gördüğü bir dönemde yaşanmış olması. Meta'nın çocuk ve genç kullanıcılarla ilgili yeni önlemler almasını öngören anlaşmasının ardından TikTok'un da benzer sorularla karşılaşması bekleniyordu. Ancak Moolenaar'a göre toplantının asıl gündemi çocuk güvenliğinden çok TikTok'un Çin ile bağlantısı, veri güvenliği ve algoritmaydı.
Burada asıl mesele TikTok'un toplantıya katılmaması değil, ABD'nin platformu neden hâlâ bir güvenlik sorunu olarak gördüğü. Bunun temel nedeni TikTok'un Çin merkezli ByteDance'e ait olması. Washington, Çin hükümetinin şirket üzerindeki olası etkisinin ABD'li kullanıcıların verilerine veya platformun işleyişine yansıyabileceğinden endişe ediyor.
Algoritma da bu tartışmanın önemli bir parçası. TikTok, milyonlarca kullanıcının karşısına hangi içeriklerin çıkacağını belirliyor. Bu nedenle ABD'de sadece veriler güvende mi sorusu sorulmuyor. Bu kadar büyük bir bilgi akışını yöneten sistem üzerinde yabancı bir devletin etkisi olabilir mi sorusu da akıllara geliyor.
Ancak haberde Çin hükümetinin TikTok üzerinden ABD'lilerin verilerine eriştiği veya algoritmayı doğrudan yönettiği kanıtlanmış değil. Tartışma daha çok böyle bir ihtimalin oluşturabileceği risk üzerinden dönüyor. Dolayısıyla TikTok'u doğrudan Çin hükümetinin kontrolündeki bir araç olarak göstermek doğru olmaz. Mesele, Washington'un bu ihtimali ciddi bir güvenlik sorunu olarak görmesi.
TikTok örneği sosyal medyanın devletler için neden daha önemli hale geldiğini de bir kez daha gözler önüne seriyor. Bir platform hem milyonlarca insanın verisini topluyor hem de insanların hangi içerikleri göreceğini belirliyor. Şirketin başka bir ülkeyle bağlantısı olduğunda, veri güvenliği ve algoritma konusu siyasi bir meseleye dönüşebiliyor.
ABD'nin TikTok'a yönelik bu yaklaşımı ise yeni bir durum değil. Washington daha önce Çin bağlantısı nedeniyle platformun ABD'deki faaliyetlerini sınırlandırmaya çalışmıştı. Daha sonra TikTok'un ABD operasyonlarının yeni bir yapıya geçirilmesini öngören bir anlaşma yapılmasına rağmen Kongre'deki şüpheler devam etti. Son toplantı çağrısı da tartışmanın hala bitmediğini gösteriyor.
Bu nedenle son gelişme sadece TikTok'un Kongre toplantısına katılmaması olarak görülmemeli. ABD, TikTok'u hala veri, algoritma ve yabancı devlet etkisi bağlamlarında bir ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor. Sosyal medya platformlarının sahipliği ve teknik altyapısı da artık devletlerin güvenlik hesaplarının bir parçası haline geliyor.
İsveç Seçimlerinde Rusya Etkisi
İsveç'te seçimlerden sadece günler önce patlak veren bir olay, ülkenin en güçlü partilerinden birini zor durumda bıraktı. Olayın merkezinde İsveç Demokratları (SD) partisinin uzun süredir görev yapan çalışanı Polina Malaberg var. İsveçli araştırmacı gazetecilik kuruluşu Expo, 3 Eylül'de bir rapor yayınladı ve bu raporun temelinde büyük ölçüde Malaberg'in yıllar içinde sosyal medyada bıraktığı dijital bir iz vardı On yıl boyunca sosyal medyada Rusya'yı öven paylaşımlar yaptığı, Rus devletine yakın bir grupla bağlantı kurduğu ve bazı Rus vatandaşlarını İsveç Meclisi binasına soktuğu öne sürüldü.
Malaberg, Rusya doğumlu ve 2006'da İsveç'e yerleşmiş biri. Meclis'te önemli komisyonlarla bağlantılı işlerde çalıştı. İşin daha da ilginç hale gelmesinin sebebi ise partneri Gustav Gellerbrant SD'nin hükümetle ilişkilerini yürüten birim başındaki isim ve gizli bilgilere erişimi olan biri. Yani mesele sadece bir kişinin görüşlerinden ziyade Malaberg’in devlet sırlarına erişimi olan birine yakınlığı.
Expo'nun kanıtlarının önemli bir bölümü, Malaberg'in geçmişte sosyal medyada paylaştığı ya da desteklediği, Rusya'yı destekler nitelikteki yazılardan oluşuyor. 2014'te Kırım'ın ilhakından sonraki eski paylaşımlar bile tek tek incelenmiş. Yani klasik bir sosyal medya arşiv taraması gibi düşünülebilir. Yıllar önce atılan bir paylaşım bugün siyasi bir krize dönüşebiliyor. Haber çıkınca siyasi tepkiler de gecikmedi.
Sosyal Demokrat lider Magdalena Andersson, Başbakan Ulf Kristersson'dan açıklama istedi. Kristersson da iddialar doğrulanırsa Malaberg'in görevden alınması gerektiğini söyledi. SD lideri Jimmie Åkesson ise iç soruşturma başlattıklarını duyurdu.
Haber yayılınca online mecralarda da ikiye bölünme yaşandı. Bir kesim bunu kanıtsız bir linç kampanyası olarak eleştirirken diğer kesim devlet işlerine bu kadar yakın birinin Rusya'ya sempati duymasının kabul edilemez olduğunu düşünüyor. Bu da olayın sadece siyaset ve güvenlik çevrelerinin de ötesinde doğrudan sosyal medya kullanıcıları arasında da canlı bir gündem maddesi haline geldiğini gösteriyor.
Olayı önemli kılan üç şey var. Birincisi zamanlama: skandal 13 Eylül seçimlerinden hemen önce patlak verdi ve sosyal medyada hızla yayılarak doğrudan seçim tartışmasının parçası haline geldi.
İkincisi güvenlik boyutu. İsveç 2024'te NATO'ya katıldı ve savunma harcamalarını artırıyor. Böyle bir dönemde hükümete yakın birinin, kanıtları eski sosyal medya paylaşımlarına dayanan bir Rusya bağlantısına sahip olması meseleyi ciddiye bindiriyor.
Üçüncüsü ise aşırı sağın imajı. Avrupa'da birçok aşırı sağ parti geçmişte Rusya sempatisiyle eleştirilmişti ve SD de bu itibarından kurtulmaya çalışıyordu. Sosyal medyada yeniden gün yüzüne çıkan eski paylaşımlar bu eski eleştirileri canlandırıp partinin artık normalleştik minvalindeki söylemlerin de inanırlığına zarar vermiş oldu.
Sonuç olarak bu haber, dijital geçmişin ve sosyal medya paylaşımlarının siyasi bir silaha dönüşebildiğini, güvenlik endişelerinin kişisel ilişkilere kadar uzandığını ve seçim öncesi zamanlamanın, sosyal medya etkisiyle, her detayı büyüttüğü bir dönemi gösteriyor.
Macron’dan AB’ye 15 Yaş Altı Sosyal Medya Yasağı Çağrısı
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 15 yaşın altındaki çocukların sosyal medya kullanımının Avrupa Birliği genelinde yasaklanması için Avrupa Komisyonu’na çağrıda bulundu. Macron, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’e bu konu özelinde bir mektup gönderdi. Konunun AB genelinde ele alınmasını istedi. Bu çağrı, Fransa’nın kendi ülkesinde benzer bir yasa çıkarmakta yargı engeline takılmasının ardından geldi.
Fransa Parlamentosu daha önce 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımını sınırlayan bir düzenlemeyi kabul etmişti. Ancak Fransa Anayasa Konseyi, yasanın ifade özgürlüğünü fazla sınırlayabileceğine ve yaş doğrulama konusunda yeterli güvencelerin bulunmadığını gerekçe göstererek düzenlemeyi engelledi. Macron ise bunun ardından konuyu AB düzeyine taşımaya yöneldi.
Bazı Avrupa ülkeleri benzer yaş sınırlarını gündemine taşırken, özellikle İskandinav ülkelerinde çocukların sosyal medya kullanımının tamamen yasaklanması yerine kararın ebeveynlere bırakılması gerektiğini savunan görüş hakim.
Fransa gibi ülkeler, platformların çocuklara erişimini doğrudan sınırlandırmayı bir çözüm olarak görüyor. Ancak böyle bir yasak başka bir sorunu da beraberinde getiriyor. Yaş nasıl doğrulanacak? Platformların bir kullanıcının 15 yaşından küçük olup olmadığını anlaması için kimlik, yüz tanıma veya başka kişisel bilgileri kullanması gerekebilir. Bu da çocukları korumaya çalışırken kişisel verilerin toplanması ve mahremiyet konusunda yeni sorunlar yaratabilir.
Fransa Anayasa Konseyi’nin itirazlarından biri de bu noktadaydı. Ayrıca sosyal medya artık sadece eğlence için kullanılan bir alan değil. İnsanlar burada haber takip ediyor, iletişim kuruyor ve kamusal tartışmalara katılıyor. Bu nedenle 15 yaşın altındaki herkes için doğrudan yasak getirmek, çocuk güvenliği ile ifade özgürlüğü arasında yeni bir tartışma alanı açıyor.
Macron’un konuyu AB’ye taşımasının önemli bir nedeni de bu. Fransa tek başına böyle bir yasak uyguladığında çocukların başka ülkelerdeki platformlara erişmesini tamamen engellemek zor olabilir. AB genelinde ortak bir yaş sınırı ise platformların daha standart bir sistem kullanmasını sağlayabilir. Fakat bunun için üye ülkelerin çocuk güvenliği, ebeveynlerin sorumluluğu ve kişisel verilerin korunması konusunda anlaşması gerekiyor.
Bu gelişme, devletlerin sosyal medya platformlarından ne beklediğinin de değiştiğini gösteriyor. Tartışma artık sadece zararlı içeriklerin kaldırılmasıyla sınırlı değil. Platformların kimlere hizmet verdiği, kullanıcıların yaşını nasıl kontrol ettiği ve çocukların hangi şartlarda platformlara erişebileceği de devletlerin düzenlemek istediği konular arasında.
Dolayısıyla Macron’un çağrısındaki asıl mesele yalnızca çocukların sosyal medyadan uzak tutulması değil. Çocuk güvenliği sağlanırken mahremiyet ve ifade özgürlüğünün nasıl korunacağı da tartışmanın önemli bir parçası. Fransa’nın ulusal düzeyde yaşadığı hukuki sorunların ardından konuyu AB’ye taşıması, bu tartışmanın önümüzdeki dönemde Avrupa genelinde devam edeceğine bir işaret olabilir.
