İnsansız #4
#4
Teknoloji ve Yapay Zeka Politikaları Programı23 Ocak 2026
İnsansız Bülten Dördüncü Sayı- 23 Ocak 2026

İnsansız #4

ABD’nin İnsansız Tehditlere Karşı Yeni Arayışı

Bir İHA, Washington’da düzenlenen JIATF 401 İHA karşıtı sistemler tatbikatı kapsamında bir arazi alanından havalanıyor, 21 Aralık 2025,U.S. Army fotoğrafı, Sgt. Wesley Domalewski

Pentagon, 2023 yılında başlattığı “Replicator” adlı girişimle yapay zeka, robotik ve sivil teknolojilerden yararlanarak 18-24 ay gibi kısa bir sürede binlerce düşük maliyetli otonom insansız sistemi (drone ve benzeri araçlar) hızlıca envantere katmayı hedeflemişti. Bu hamle, stratejik rakip olarak gördüğü Çin’in gemi, füze ve personel sayısındaki sayısal üstünlüğüne karşı küçük, akıllı, ucuz ve çok sayıda platformlarla cevap verme ihtiyacından doğmuştu. Geleneksel olarak ABD ordusu az sayıda fakat çok gelişmiş ve pahalı sistemlere dayanırken, Replicator girişimi bunun yanında daha kolay üretilebilir ve kaybedilmesi göze alınabilir insansız araç sürüleriyle sahada yeni bir denge kurmayı hedefliyordu.

Replicator programının ilk aşaması (Replicator 1), tüm kuvvetlerde “çok sayıda otonom sistemin hızlıca yaygınlaştırılması” üzerine odaklanmıştı. Nitekim bu dönemde kara, hava ve deniz gibi çeşitli alanlarda binlerce insansız sistemin hizmete alınması planlandı. Programın ikinci aşaması olan Replicator 2 ise zamanla değişen tehdit ortamına yanıt olarak ortaya çıktı. Özellikle son yıllarda küçük insansız hava araçlarının (sUAS) oluşturduğu yeni tehditler belirgin hale geldikçe, Replicator inisiyatifi de rotasını bu spesifik soruna çevirdi.

2025’te devreye alınan Replicator 2, küçük İHA’ların yarattığı tehlikelere karşı savunmayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu odak değişikliği tesadüf değil. 2023 yılı sonlarında, ABD’nin Virginia’daki Langley-Eustis ortak üssü üzerinde izinsiz ticari drone uçuşları tespit edilmiş; akabinde Utah, Ohio, Almanya’daki ve hatta İngiltere’deki bazı askeri tesisler yakınlarında benzer ihlaller yaşanmıştı. Bu olaylar, düşük maliyetli insansız araçların askeri güvenlik için ciddi bir açık oluşturabileceğini gösterdi. Nitekim bu tür sürpriz drone uçuşlarının ardından Kongre üyeleri Pentagon’a “ülke içindeki üslerimiz bu ucuz dronelara karşı savunmasız mı?” sorusunu yöneltmeye başladı. Replicator 2 girişimi, bu endişelere yanıt olarak küçük İHA tehditlerini hızlı ve yenilikçi yöntemlerle alt etmeye odaklanmak üzere şekillendi. Program, Grup 1 ve 2 sınıfı olarak adlandırılan ve Ukrayna ile Orta Doğu’daki çatışmalarda da sık görülen küçük droneları artan bir risk olarak ele alıyor. Böylece Replicator 2, droneların istilası döneminde ABD’nin hem yurt içinde hem denizaşırı üslerde bu tehditlere hazırlıklı olmasını sağlamayı hedefliyor.

Stratejik açıdan Replicator 2, geleneksel savunma tedarik yöntemlerinden farklı, hızlı ve esnek bir model benimsiyor. Programın icrası için kurulan Ortak Kurumlar Arası Görev Gücü 401 (JIATF 401), bir startup mantığında çalışarak ihtiyaç duyulan teknolojileri olabildiğince çabuk sahaya ulaştırmaya odaklanmış durumda. Görev gücü, “gerektiğinde az sayıda sistemi hızlıca satın al, sahada dene, kullanıcının geri bildirimini al ve başarılı olanları ölçeklendir” prensibiyle hareket ediyor. Örneğin ilk etapta küçük ölçekli alımlar yapılarak farklı İHA karşıtı çözümleri çeşitli üslerde test ediliyor daha sonra bu tecrübeler ışığında hangi sistemlerin geniş çaplı kullanılacağına karar veriliyor. Bu yaklaşımın yenilikçi bir parçası da bir “Çevrimiçi İHA Önleme Sistemleri Pazaryeri” fikri. Pentagon, Mart 2026 itibarıyla devreye alınması planlanan bu platformu, bir anlamda Amazon benzeri bir alışveriş ve değerlendirme sitesi olarak kurguluyor. Nasıl ki bir e-ticaret sitesinde ürün yorumları okunarak karar veriliyorsa, üs komutanları da bu dijital platform üzerinden diğer birliklerin denediği İHA önleyici sistemlerine dair kullanıcı yorumlarını görebilecek, performans puanlarını inceleyebilecek ve kendi ihtiyaçlarına en uygun sistemi hızlıca tedarik edebilecek. Bu sayede, ABD ordusunun farklı tesisleri arasında deneyim paylaşımı sağlanarak etkili çözümlerin hızla yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Aralık 2025’te JIATF 401 tarafından Replicator 2 programı kapsamındaki ilk satın alma olarak iki adet DroneHunter F700 sistemi sipariş edildi. Fortem Technologies yetkilileri, DroneHunter sisteminin halihazırda dünyada kritik altyapıları ve güvenlik güçlerini koruma görevlerinde başarıyla kullanıldığını, dolayısıyla konsept aşamasını geçmiş, olgun bir çözüm olduğunu belirtiyor. İlk etapta sadece iki adet alınmış olsa da, bu küçük alımın sembolik ağırlığı büyük görülüyor. Pentagon yetkilileri, Replicator 2 çerçevesinde seçilen bu ilk sistemin ileride daha geniş ölçekli dağıtımlar için bir referans noktası oluşturabileceğini ve ihtiyaçlar geliştikçe kısa yoldan ölçek büyütmeye imkan tanıyacağını ifade ediyor.

Pentagon, DroneHunter gibi sistemlerin hızlı tedarik edilmesini askeri üsler ve kritik altyapıların korunmasına yönelik hızlandırılmış bir stratejinin kilit adımı olarak görüyor. Nitekim ilk DroneHunter F700’ların 2026 Nisan ayına kadar belirlenen iki ABD üssünde konuşlandırılması planlanıyor ve bu sayede tespit edilen güvenlik açıklarının süratle kapatılması hedefleniyor.

Rusya, İHA’larda Starlink Benzeri Uydu Kontrolüne Geçiyor

Serhii Flash, Telegram

Ukrayna ordusu tarafından cephede kullanılan uydu terminalleri, yüksek hızlı internet bağlantısıyla iletişim sağlayarak sahada önemli bir rol oynuyor. Ocak 2026’da ilk kez, benzer bir sistemin Rusya’ya ait bir insansız hava aracında da kullanıldığı tespit edildi. Düşürülen bir BM-35 tipi Rus kamikaze İHA’nın enkazında, Starlink benzeri bir uydu iletişim terminalinin varlığı ortaya çıkarıldı.

Ukrayna hava savunması tarafından hedefine ulaşamadan düşürülen BM-35’in teknik incelemesinde, gövdesine SpaceX şirketinin Starlink uydu iletişim anteninin adapte edildiği belirlendi. Terminalin, uçuş boyunca kesintisiz sinyal alabilecek şekilde İHA yapısına entegre edildiği raporlandı. BM-35, Rusya’nın uzun menzilli kamikaze insansız hava araçlarından biri. Normalde radyo kontrolü veya önceden programlanmış rota ile hedefe güdülen bu platform, uydu bağlantısı sayesinde çok daha geniş bir alanda ve elektronik karıştırmaya rağmen etkili biçimde kullanılabilir hale geliyor.

Uydu tabanlı iletişim, drone ile yer kontrolü arasında son derece kararlı ve düşük gecikmeli bir bağlantı kurulmasını sağlıyor. Komutlar ve gerçek zamanlı video aktarımı, Starlink terminali sayesinde kesintisiz gerçekleşebiliyor. Sinyalin uydu üzerinden şifrelenerek iletilmesi ise düşman elektronik harp sistemlerinin etkisini büyük ölçüde boşa çıkarıyor. Nitekim uzmanlar, bu tip uydu kontrollü İHA’ların elektronik karıştırmadan neredeyse hiç etkilenmediğini ve hedeflerini uzaktaki operatörün kontrolü altında yüksek isabet oranıyla vurabildiğini belirtiyor. Bu durum, Rus insansız araçlarının elektronik harp ortamında dahi komuta kontrolünü koruyarak görev yapabilmesi anlamına geliyor.

Uydu üzerinden kontrolün bir diğer önemli avantajı, İHA’ların menzilini ve operasyonel etki alanını artırması. Starlink terminalli bir drone, görüş hattına bağlı kalmaksızın çok daha uzak mesafelerden yönetilebiliyor. Örneğin daha önce Starlink sistemi entegre edilen Molniya tipi küçük insansız kamikaze uçaklarının menzilinin yaklaşık 50 km’den 230 km’nin üzerine çıktığı rapor edildi. Bu sayede operatörler, drone’u kendi güvenli bölgelerinden (örneğin Rusya topraklarından) dahi gerçek zamanlı olarak kontrol edebilir hale geliyor. Uydu bağlantısının sağladığı yüksek bant genişliği, drone kameralarından gelen görüntülerin anlık iletimine imkan tanıyarak operatöre hedefi tanıma ve takip etmede büyük avantaj sunuyor. Kısacası, uydu iletişimi hem menzil hem de veri aktarım kalitesi açısından insansız sistemlere önemli bir kabiliyet kazandırıyor.

Rusya’nın bu gelişmiş iletişim sistemlerini İHA’larına entegre etmek için farklı kanallara başvurduğu anlaşılıyor. SpaceX firması her ne kadar Starlink hizmetinin Rusya’da aktif olmadığını ve bu ülkeye cihaz satışı yapılmadığını açıklamış olsa da, Moskova’nın üçüncü ülkeler üzerinden uydu terminallerini temin edebildiği bildiriliyor. Nitekim Rusya’nın Birleşik Arap Emirlikleri, Singapur ve Malezya gibi ülkelerdeki paravan şirketler vasıtasıyla Starlink benzeri terminalleri tedarik edip cephedeki birliklerine ve İHA üreticilerine ulaştırdığı belirtiliyor. Ele geçirilen BM-35 vakası da Rus mühendislerin bu ticari sistemi başarılı biçimde İHA gövdesine entegre edebildiğini gösteriyor. Uzman görüşlerine göre terminal, uçuş süresince kesinti olmaması için gövde içine uygun şekilde yerleştirilmişti. Rus kaynakları da Starlink tabanlı kontrolün devreye girmesiyle durumun kökten değiştiğini, bu sistemin İHA’lara son derece stabil komuta ve telemetri kanalları sağladığını vurguluyor. Bu ilk BM-35 örneğinin ardından, benzer uydu kontrol sistemlerinin diğer Rus insansız platformlarda da hızla yaygınlaşması bekleniyor. Ukraynalı askeri uzman Serhii “Flash” Beskrestnov, Starlink ile yönlendirilen Shahed (Rus envanter adıyla Geran) kamikaze droneların aylar değil, muhtemelen günler içinde sahada görülebileceğini ifade ediyor. Ayrıca Rusya’nın yeni geliştirilen Geran-4 insansız hava araçlarına hava-hava füzeleri entegre edip bunları insansız önleme uçağı olarak kullanmayı ve bu platformlarda da uydu terminallerinden yararlanmayı planladığı rapor ediliyor.

Uydu kontrollü İHA’ların kullanılmaya başlanması, Ukrayna açısından ciddi bir meydan okuma. Şimdiye dek çoğunlukla Rus dronelarını karıştırma sinyalleriyle etkisiz hale getirebilen Ukrayna elektronik harp birimleri, bu yöntemlerin uydu bağlantılı araçlar karşısında daha az etkili kalabileceğini belirtiyor. Uydu kontrolü, bir İHA’nın operatör komutasını uçuşun son anına dek muhafaza etmesini mümkün kılarak hedefine ulaşma olasılığını artırıyor. Bu da Moskova’nın Ukrayna’nın elektronik savunmalarını atlatma çabalarında yeni bir eskalasyona işaret ediyor. Nitekim son dönemde Ukrayna’nın yüksek öncelikli hedeflerine (örneğin HIMARS füze rampalarına) yönelik başarılı saldırıların, Starlink terminalli Rus insansız sistemleri aracılığıyla gerçekleştirildiği bildirildi. Uydu üzerinden kesintisiz ve net video akışı sayesinde Rus operatörlerin sahte maketler yerine gerçek hedefleri tespit edebildiği, dolayısıyla bu saldırılarda isabet oranının yükseldiği ifade edilmektedir. Bu gelişmeler, Ukrayna’nın hava savunma ve elektronik harp taktiklerini yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.

İnsansız Hava Trafiğinde Siber Güvenlik Sorunu

sUAS, yer kontrol istasyonu (GCS) ve UAS servis sağlayıcılarının (USS) temsilî mimarisi, arXiv

Küçük insansız hava araçlarının (sUAS) sivil ve ticari uygulamalarda yaygınlaşması, havacılık mimarisinin düşük irtifa katmanında yeni bir dönemin başlangıcı niteliğinde. UTM (UAS Traffic Management) adıyla tanımlanan sistem, binlerce dronun aynı hava sahasını paylaşmasını mümkün kılmak için iletişim, navigasyon ve bulut tabanlı trafik yönetimi altyapılarını entegre ediyor. Bu bağlantılı yapı bir yandan da ciddi siber güvenlik risklerini bütüncül biçimde gündeme getiriyor. Yayımlanan yeni bir analiz, İHA ve UTM ekosistemlerinde komuta-kontrol (C2) bağlantılarının yanı sıra navigasyon, sensör veri hatları ve bulut erişim katmanlarının da uçuş güvenliği üzerinde kritik kırılganlıklar barındırdığını gösteriyor. Çalışma, mevcut literatürde daha önce sadece kavramsal olarak tartışılmış olan bu riskleri somut sınıflandırmalarla ortaya koyarak sUAS’lerin güvenli ve ölçeklenebilir entegrasyonu için açık tehdit araştırmalarını bir araya getiriyor.

UTM’nin güvenlik açığı anlamında kritik olmasının temel sebebi, sUAS’lerin operasyonlarında büyük ölçüde veri bağlantılarına, sensör verilerine ve özellikle navigasyon sistemlerine bağımlı olmaları. Analiz, bu altyapıların spoofing, jamming, ele geçirme ve veri manipülasyonu gibi siber saldırı türlerine karşı savunmasız olabildiğini vurguluyor çünkü sUAS’ler GPS tabanlı navigasyon, uzaktan komuta (Remote ID) sistemleri ve bulut tabanlı trafik verisi alışverişleri üzerinden kontrol ediliyor, bu da saldırganların sistem davranışlarını bozmak veya manipüle etmek için muhtelif fırsatlar bulabileceği anlamına geliyor.

Bu güvenlik risklerinin varlığı, akademik ve endüstriyel araştırmaların odağında yer alıyor. Örneğin siber güvenlik tehditleri ve çözüm yolları üzerine yapılan başka değerlendirmeler de UTM mimarilerinin artan veri bağımlılığı ve geniş bağlantı yüzeyinin sistem güvenliğini doğrudan etkilediğini gösteriyor. UTM’deki bileşenler arasında C2 linkleri, telemetri hatları ve destek sistemleri yer alıyor ve saldırganların bu iletişim kanallarını bozmasının veya yanıltmasının uçuş güvenliğini felç edebilecek sonuçlara yol açabileceği belirtiliyor.

Araştırmalar ayrıca UTM’nin siber güvenlik ihtiyaçlarının sadece tehditleri tanımlamakla kalmayıp aynı zamanda UTM mimarisinin parçalarını oluşturan alt sistemler arasındaki veri alışverişi ve iletişim protokollerinin güvenliğini artırmak için kapsamlı savunma yöntemleri gerektirdiğini ortaya koyuyor. Bu tür çalışmalar sadece mevcut saldırı yüzeylerini saptamakla kalmayıp aynı zamanda bu yüzeylere yönelik yeni nesil kriptografik çözümler, kimlik doğrulama mekanizmaları ve anomali tespit sistemleri gibi savunma tekniklerinin geliştirilmesini de gündeme getiriyor.

UTM’nin üçüncü taraf servis sağlayıcıları ile havacılık otoriteleri arasındaki veri paylaşımlarında, sistemler arası iletişimde ve komuta-kontrol linklerinin bütünlüğünün sağlanmasında ortaya çıkan açıklıklar, hava sahasının güvenli bütünlüğü açısından kritik önemde görülüyor çünkü bu açıklıklar bir siber saldırganın kontrolü ele geçirmesine, görev verilerini bozmasına veya sistem davranışını manipüle etmesine olanak tanıyor.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.