21. yüzyılın dünyasını anlamlandırmak için Çin’i anlamak her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. Bu bağlamda Çin’in ekonomik kalkınma süreci ve ABD ile olan jeopolitik rekabetine dair çalışmaların sayısının arttığı gözlemlenmektedir. Ancak bu literatür yakından incelendiğinde, ekseriyetle Batı perspektifi merkezli, ağırlıklı olarak belirli konulara eğilen, onlarla öne çıkan ve saptanabilir bir politik ajanda doğrultusunda hareket ettiği görülmektedir. Bu durum mevzubahis literatürün hatalı ya da reddedilmesi gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır. Öte yandan, konu hakkında yalnızca belirli ideolojik kalıplarla sınırlı kalmamak ve de bütüncül bir perspektif edinmek için Çin’in kendisini dünya sisteminde nerede nasıl konumlandırdığını ve Batı’ya alternatif olarak ne tür söylemler ortaya koyduğunu incelemek gerekmektedir. Mevcut çalışma, bu doğrultuda, önce Çin’in “Ekolojik Medeniyet” (Cn. 生态文明, Shengtai Wenming) kavramının içeriği ve tarihsel gelişimi incelemekte, akabinde bu söylemin sahadaki pratik çıktılarını irdelemektedir. Bu yazı, Çin’in Ekolojik Medeniyet vizyonunun esas itibarıyla sınırları tam olarak belirlenmiş alternatif bir çevreci paradigma olmaktan ziyade Çin’in ithal fosil yakıtlara olan yapısal bağımlılığını azaltmayı, jeopolitik kırılganlıklarını yönetmeyi ve enerji konusunda özerkliğini tesis etmeyi amaçlayan bir kaynak güvenliği projesi olduğunu ileri sürmektedir.

Öncelikle Ekolojik Medeniyet’in ne olduğuna ilişkin resmi söylemlerden hareketle genel bir tablo çizmek mümkündür. Ekolojik Medeniyet kavramı, Çin’in geleneksel sanayileşme modelinin (ki çevre kirliliğini ekonomik kalkınmanın bir zorunluluğu, veya mütemmim cüzü olarak görmektedir) yerine ekonomik büyüme ile çevreciliği entegre etmeyi amaçlayan resmi devlet stratejisidir. Kavram, bir prensip olarak çevreciliği, çevre kirliliğine verilen tepki konumundan çıkarıp, ekonomik ve kültürel yapının merkezine yerleştirmeyi amaçlamaktadır. Ekolojik Medeniyet’in temel felsefesi, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in “Yeşil dağlar ve berrak sular, altın ve gümüş dağları kadar değerlidir” sözüyle özetlenebilir.1 Yani bir ülkenin GSYİH’inde yer almayan ekolojik varlıkları da o ülkenin ekonomik zenginliği olarak kabul edilmektedir. Ekolojik Medeniyet söyleminin Çin’in politikalarında önemli çıktıları olmuştur. Başlıca bu çıktılar, enerji ihtiyacında kömür bağımlılığını azaltmak, rüzgar ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmak, çeşitli uygulamalarla tehlikede olan ekosistemleri koruma altına almak ve Çin’i 2060 yılına kadar karbon nötr bir ülke haline getirme hedefini kapsar.
Ekolojik Medeniyet, söylemi kalkınma karşılığında çevre kirliliğinin göze alındığı geleneksel sanayileşme modelinin karşısında yer alan alternatif bir kalkınma modelidir. Şirketlerin çevresel yük oluşturduğu, bunun karşılığında da ekonomik değer ürettiği, ademi merkeziyetçi ve özel sektör ağırlıklı Batı tipi kalkınma modeline karşı, Çin devletin merkezde olduğu ve sürdürülebilir bir kalkınma modeli sunmaktadır. Böylelikle Çin, ekolojik medeniyet kavramıyla Batı tarzı olarak gördüğü önce kalkınma ve kirlilik, sonrasında çevre temizliği modeline alternatif, devlet güdümlü yeşil bir kalkınma paradigması inşa ettiğini öne sürmektedir.
Ekoloji medeniyet kavramının kökenleri Sovyetler Birliği’ne dayanmaktadır. Kavram ilk kez 1984’te “Scientific Communism” başlıklı bir dergide kullanılmış; sonrasında 1987’de Çinli ziraat ekonomisi uzmanı Ye Qianji tarafından sürdürülebilir tarım vurgusuyla kullanılmıştır.2 Ekolojik Medeniyet’in bu tarihsel bağlamda genel bir kalkınma modelinden ziyade ziraat vurgusuyla insan ve doğa arasında dengeye ve uyuma dayalı bir ilişki tesis edilmesi gerektiği şeklinde daha sınırlı bir kullanıma sahip olduğu söylenebilir. Kavram, Çin’de ilk kez 1980’lerde kullanılmaya başlanmış olsa da, 2000’lerin ortasına dek akademik çevrelerin haricinde yankı bulamamıştır. Kavramın devlet düzeyinde kabul görmesi, 2007’deki 17. Ulusal Kongre’de Parti Genel Sekreteri Hu Jintao’nun bu vizyonu “Ekolojik medeniyet inşasının özü, kaynakların çevresel taşıma kapasitesine, doğa kanunlarına ve sürdürülebilir kalkınmaya dayalı, kaynak tasarrufu sağlayan ve çevre dostu bir toplum inşa etmektir” şeklinde tanımlamasıyla başlamıştır.3 2012’de 18. Ulusal Kongre’de Ekolojik Medeniyet kavramının 5 temel ulusal kalkınma hedefinden biri olarak anayasaya girmesi kabul edilmiştir.4 Hu Jintao’dan sonra göreve gelen, ÇKP Genel Sekreteri Xi Jinping döneminde ise bu yaklaşım, “Xi Jinping Düşüncesi ve Ekolojik Medeniyet” şeklinde tekrar kavramsallaştırılmış, 2018’de temel ulusal stratejilerden biri olarak kavramın anayasadaki yeri pekinleştirilmiştir.5
Ekolojik Medeniyet, devlet-eksenli, toplumsal ve teknik bir vizyon olarak Batı’nın sürdürülebilir kalkınma anlayışına bir alternatif sunma iddiası taşımaktadır. Batı kökenli çevrecilik hareketi, sivil toplum seferberliği, yasal tartışmalar ekseninde ve piyasa mekanizmalarıyla liberal-demokratik bir gelenekten doğmuştur. Öte yandan Çin, ekolojik medeniyeti çevreciliğin devlet ve parti ekseninde öncülüğünde şekillendiği bir araç olarak kavramsallaştırmaktadır. Ekolojik Medeniyet, ÇKP ve devlet öncülüğünde, çevresel krizlerin merkezi idareye bağlı olmayan piyasaların veya sosyal aktivizm yoluyla çözülemeyeceğini savunmaktadır. Bunun yerine, merkezi devlet planlamasının ve devletin kontrolündeki sermayenin süreci yürütmesi gerektiği düşüncesi ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda göze çarpan bir diğer mesele, Ekolojik Medeniyet söyleminde doğanın ve sosyo-politik yapıların insan-doğa ayrımı dolayımında ele alınmadığı ve medeniyet inşasında merkezi devlete alan açılmasıdır. Bu yaklaşım, Batı’nın çevre sorununa bu ayrımla yaklaşan, doğayı insan müdahalesinden koruma hedefiyle hareket eden ve sivil toplumun ana aktör olduğu çevre hareketleriyle farklılık göstermektedir.6

Peki, Ekolojik Medeniyet söyleminin Çin’in politik ekonomisi üzerindeki somut çıktıları nelerdir? Nitekim Çin’de merkezi idarenin etkin olmasına karşın yerel eyalet yönetimlerinin de pek çok konuda merkezden gelen politika direktiflerini esnetebildiği bilinmektedir. Çin’de eyalet ve Parti görevlilerinin sorumlu oldukları bölgenin GSYİH büyümesine göre terfi ettirilmesi, çevresel kirliliğe yol açsa dahi büyümeye katkıda bulunan şirketlerin faaliyetlerini yürütmesine göz yummalarına neden olabilir. Ekolojik Medeniyet söyleminin benimsenmesinin ardından, Parti Merkez Komitesi bu sorunu çözmek için kaynak tüketimi, çevresel değişim ve eko-verimlilik parametrelerini esas alan performans değerlendirme sistemi kurmuştur. Mevzubahis kurumsal dönüşüm esas olarak iki mekanizma aracılığıyla işlemektedir. Bu iki mekanizma Merkezi Ekolojik Çevre Koruma Denetleme Kurumu (CEEPI) ve Doğal Kaynak Varlıklarının Denetimi (ANRA) kurumlarıdır.
2015 yılında kurulan CEEPI, doğrudan Pekin’den gönderilen denetim ekipleri, yerel yönetimleri es geçerek bölgesel değerlendirmeler yapmak ve bölge halkının çevre şikayetlerini araştırmak suretiyle yerel yönetimlerin çevresel karnesini çıkaran merkezi bir bürokratik organdır.7 CEEPI, parti-devletinin bürokratları ve yerel yönetim kadrolarını sürekli disiplin altında tutma hedefiyle de uyuşmaktadır. Nitekim ilk olarak pilot bölgelerde gerçekleştirilen ve daha sonra uygulamalarda, on sekiz binden fazla yerel yönetici kadrosu çevresel başarısızlıkları nedeniyle mesul tutulmuştur.8 Bu uygulama neticesinde, yerel yetkililerin çevresel kirliliğe göz yummalarına neden olan teşvik yapısı önlenmiş ve yerel yetkilileri disiplin cezasından kaçınmak için çevresel sorunlara öncelik vermeye zorlamıştır. Öte yandan, kimi araştırmacılar, CEEPI’nin endüstriyel emisyonlarda kısa vadeli azalmalar sağladığını kabul etmekle birlikte, kurumun kampanya tarzında geçici süreli davranması ve bu nedenle denetimlerden sonra çevre politikasında gevşeme ve kirliliğin yeniden artması riskinin devam ettiğini vurgulamaktadır.9
ANRA, görevden ayrıldıkları dönemde, üst düzey devlet kadrolarının toprak, su ve orman kaynaklarını yönetme performansını değerlendiren bir denetim mekanizmasıdır. Bu mekanizma, doğal kaynak bilançolarını baz alarak, bir yetkilinin görev süresi boyunca görev bölgesindeki ekolojik kazanımları ve kayıpları sayısal olarak inceleyerek faaliyet gösterir. Pekin tarafından Ekolojik Medeniyet hedefini kurumsallaştırmak için önemli bir mil taşı sayılabilecek ANRA, 2015 yılında faaliyete geçirilmiş ve 2018 yılında ülke çapında uygulamaya koyulmuştur.10 ANRA’nın efektifliğini artıran başlıca neden, kadroların görevden ayrıldıktan veya terfi ettikten sonra bile büyük ekolojik zararlardan sorumlu kalmalarını sağlayan ömür boyu ve geriye dönük hesap verebilirlik sistemidir. Bu denetim mekanizmasıyla, hızlı ekonomik kalkınma ile terfi almayı amaçlayan yerel yönetimler tarafından tercih edilen kısa vadeli, kaynak tüketen sanayileşme ve kalkınma hedeflerinin kısıtlanması ve kontrol altına alınması hedeflenmiştir. Burada vurgulanması gereken bir diğer önemli nokta ise Pekin’in yerel bürokrasiyi CEEPI ve ANRA gibi bürokratik mekanizmalarla disipline etme ısrarının, meselenin sadece çevre kirliliğini önleme çabasından ibaret olmadığına işaret etmesidir. Merkezi idare, yeşil dönüşümde yaşanacak aksamaları ve kaynak israfını Çin’in ulusal güvenlik ve enerji otonomisini sağlama stratejilerini sekteye uğratabilecek birer yapısal tehdit unsuru ve zafiyet alanı olarak algılamış gözükmektedir.
Söz konusu uygulamalarla Ekolojik Medeniyet’in yapısal olarak kurumsallaştırılmasına karşın, bu söylemin oldukça iddialı hedefleriyle Çin’in enerji ihtiyaçları arasında anlaşılır bir dilemma söz konusudur. Bu ikilem, temel olarak Çin’in yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımında tartışmasız dünya lideri olması ve aynı zamanda karbon bazlı endüstriyel altyapıya olan bağımlılığı arasındaki gerilimden kaynaklanır. Konu yeşil dönüşüm olduğunda Çin’in yenilenebilir enerji kapasitesinin genişlemesi eşi benzeri görülmemiş bir atılım olarak göze çarpmaktadır. 2025 yılı sonuna kadar, Çin’in toplam yenilenebilir enerji kapasitesi, güneş (1200 GW), rüzgar (640 GW) ve hidroelektrik (442 GW) inşa etmesiyle yaklaşık 2,34 TW’ye ulaşmıştır.11 2025 yılında, fosil dışı kaynaklar toplam elektrik üretiminin %42’sini oluştururken, rüzgar ve güneş enerjisi %22’lik bir katkı sağlamıştır.12
Bu durum, Ekolojik Medeniyet vizyonunun şüpheci bir tavırla görmezden gelinmesini mecbur kılmamaktadır. Zira, Çin’in yenilenebilir enerjide dünya lideri olurken aynı zamanda kömür altyapısını tahkim etmesi, bir çelişki değil, rasyonel bir risk yönetimi olarak görülmelidir. Rüzgar ve güneş, Çin’i küresel petrol şoklarına (28 Şubat 2026’da başlayan İran-İsrail & ABD savaşı ve Hürmüz Boğazı krizi gibi) ve deniz ticaret yollarındaki (örneğin Malakka Boğazı) olası jeopolitik ablukalara karşı koruyacak birer yerli enerji kaynağı olarak inşa edilmektedir. Öte yandan, iklim şartlarına bağımlı bu kaynakların yarattığı istikrarsızlık ise yine Çin’in kendi topraklarında en bol bulunan ve dış müdahaleye kapalı olan kömür güvencesiyle dengelenmektedir. Dolayısıyla Ekolojik Medeniyet, çevreciliği vurgulasa dahi çevre adına risk alma vizyonu değil, aynı zamanda Çin için bir risk yönetimi stratejisidir.

Ekolojik Medeniyet vizyonunun hayata geçirilmesinde 2025 tarihi de bir diğer dönüm noktası olarak görülebilir. 2025’te kömürle çalışan enerji üretimi, 2015’ten bu yana ilk kez net bir düşüş yaşayarak %1,9 oranında (71 TWh) geriledi ve karbon dışı kaynaklarla sağlanan enerji üretimi elektrik talebindeki büyümeden fazla arttı.13 Ancak öte yandan Çin’in yeşil dönüşümünün kömür altyapısına olan bağlılığın devam etmesiyle birlikte eşzamanlı olarak gerçekleştiği de unutulmamalıdır. 2025’in ilk yarısında Çin, 21 GW’lık kömürle çalışan enerji üretim kapasitesini devreye almasının yanı sıra 75 GW’lık enerji üretimi planları belirledi veya devre dışı kalmış santralleri yeniden hayata geçirdi. Bu rakamın son on yılın en yüksek seviyesi olduğu göz çarpmaktadır. Bir yandan ivmelenerek artan yeşil dönüşümün, öte yandan da git gide artan kömür tüketiminin enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve endüstriyel güvenlik gibi yapısal taleplerden kaynaklandığı söylenebilir. Zira yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanan enerji üretimi kimi zaman istikrarsız olabilmektedir. Dolayısıyla kömür temelli enerji üretimi, Çin’in giderek artan hacimlerdeki endüstriyel üretim ve dijital hedefleri için emniyet sübabı olarak işlev görür vaziyettedir.14 Bu durumun sahadaki pratik etkilerine Nisan 2026’dan örnek verilecek olursa, rüzgar hızının düşük seyretmesi ve birkaç adet nükleer santralin planlı bir şekilde bakıma alınması nedeniyle, elektrik şebekesi, fabrikaların kapanmasını önlemek için ekseriyetle kömürle çalışan termik enerji üretimini yıllık ölçekte %3,1 artırarak meydana gelebilecek açığı telafi etmiştir.15
Toparlamak gerekirse, Ekolojik Medeniyet söylemi, Çin’in ekonomik kalkınmaya bakışını gözden geçiren alternatif bir yaklaşım mahiyetindedir. Bu amaca yönelik olarak, başlıca yerel yönetimler yukarıda zikredilen çeşitli bürokratik teşvikler ile harekete geçirilmiş ve merkezi idarenin Çin’i yeşile duyarlı bir sanayi gücü olarak yeniden yapılandırmasına başlanmıştır. Ekolojik Medeniyet vizyonu ayrıca, bu dönüşümün ademi-merkeziyetçi piyasa adaptasyonundan ziyade devletin direksiyonda olduğu bir model olarak göze çarpmaktadır. Öte yandan, yukarıdan aşağıya olan, yeşil dönüşümü hedefleyen ve teknoloji odaklı bu yaklaşımın karbon yoğunluklu ekonomik kalkınma modelinden temelden bir kopuş olarak görülmemesi gerekir. Çin, halihazırda yeşil dönüşümün en etkin aktörlerinden biri olmasına karşın, enerji tedariğinin istikrarını sağlamak, büyüme hedeflerini yakalamak, yapay zeka yarışı için kritik olan veri merkezlerine enerji sağlamak gibi çeşitli gerekçelerden ötürü karbon emisyonlu ekonomik faaliyetleri sürdürmektedir. Çin’in bu dinamikleri ne ölçüde yönetebileceği, Ekolojik Medeniyet vizyonunun gelecek süreçteki başarısını belirleyen ana faktör olacaktır

.
Son kertede, Çin’in Ekolojik Medeniyet söyleminin inandırıcılığı, bu vizyonun romantik bir küresel çevrecilik vadetmesinden ziyade, ulusal beka ve enerji güvenliğiyle doğrudan ilişkili realist bir zemine dayanmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu süreçte esas odaklanılması gereken nokta, küresel iklim krizini çözmeye yönelik normatif söylemlerden ziyade, Çin sınırları içerisindeki devasa endüstriyel yapıyı dış şoklardan koruma motivasyonudur. Bu vizyonun başarısını belirleyecek olan da onun küresel çevre normlarına uyumundan çok, söz konusu jeopolitik risk yönetiminin Çin’in ekonomik ve endüstriyel gerçekleriyle ne kadar süre daha uyum içinde yürütülebileceği olacaktır.
Geall, Sam. Clear Waters and Green Mountains: Will Xi Jinping Take the Lead on Climate Change? Lowy Institute for International Policy, 2017. http://www.jstor.org/stable/resrep17555.
Gare, Arran (2009). Barbarity, Civilization and Decadence. Chromatikon 5:167-189.
China Daily. 2007. “Ecological Civilization.” 24 Ekim 2007.
Li, Yilong, Yu-Ting Tang, May Tan-Mullins, and Christopher D. Ives. 2023. “Exploring the Potential Opportunities of China’s Environmental Agenda, Ecological Civilization, on Global Sustainable Development” Sustainability 15, no. 6: 5135. https://doi.org/10.3390/su15065135
Gallelli, Beatrice. (2026). Why “Ecological civilisation”? The values driving China’s green turn under Xi Jinping.
Weins, Niklas Werner, Annah Lake Zhu, Jin Qian, Fabiana Barbi Seleguim, and Leila da Costa Ferreira. 2023. “Ecological Civilization in the Making: The ‘Construction’ of China’s Climate-Forestry Nexus.” Environmental Sociology 9 (1): 6–19. doi:10.1080/23251042.2022.2124623.
Wang W, Mao C and Liu S (2024) How does Central Environmental Protection Inspection drive the green transformation of China’s heavy-polluting enterprises from an ESG perspective?. Front. Environ. Sci. 12:1444671. doi: 10.3389/fenvs.2024.1444671
Yi (2022). The first round of central ecological and environmental inspectors held 18,000 leading officials as the touchstone of responsibility. China news Network 2022-09-15. http://www.chinanews.com.cn/gn/2022/09-15/9853174.shtml
Feng, Li, Ziming Chen, and Haisong Chen. 2022. “Does the Central Environmental Protection Inspectorate Accountability System Improve Environmental Quality?” Sustainability 14, no. 11: 6575. https://doi.org/10.3390/su14116575
Yu, Tao, Yusheng Yuan, Ting Luo, and Taiyang Zhong. 2026. “Impact of the Auditing of Natural Resource Assets on Farmland Protection” Land 15, no. 3: 396. https://doi.org/10.3390/land15030396
Blooming Trade Data. 2026. “China Renewable Energy Capacity Hits 2.34TW in 2025.” 4 Mart 2026.https://www.bloominglobal.com/media/detail/china-renewable-energy-capacity-hits-234tw-in-2025.
Ember. 2026. “China.” 22 Nisan 2026. https://ember-energy.org/countries-and-regions/china/.
Wood Mackenzie, “China’s Coal-Fired Power Generation Declines for the First Time Since 2015,” https://www.woodmac.com/press-releases/chinas-coal-fired-power-generation-declines-for-the-first-time-since-2015/.
Örneğin Çin’in ana aktörlerden olduğu yapay zeka rekabeti bağlamında, veri merkezi yatırımlarının 2030 yılına kadar küresel düzeyde 78 GW’lık talebe ulaşması beklenmektedir. “Renewable Development in the “Golden Age” of AI,” TXSES, February 25, 2026,https://txses.org/renewable-development-in-the-golden-age-of-ai/.
Energy News Beat. “Wind and Nuclear Output Drops in China – Solved by Increased Coal Output.” Energy News Beat, April 22, 2024.https://energynewsbeat.co/electrical-generation/wind-and-nuclear-output-drops-in-china-solved-by-increased-coal-output/.
