İnsansız #8
#8
Teknoloji ve Yapay Zeka Politikaları Programı26 Haziran 2026
İnsansız Bülten Sekizinci Sayı- 26 Haziran 2026

İnsansız #8

Ukrayna’da Dronlar Savaşı Yeni Bir Evreye Geçiyor

Reuters’in Mayıs sonunda yaptığı bir saha gözlemi, Ukrayna’nın son yıllarda orta menzilli saldırılara odaklandığını gösteriyor. Ukrayna İnsansız Sistemler Kuvvetleri, özellikle cephe hattının gerisindeki mühimmat depoları, komuta merkezleri, hava savunma sistemleri ve lojistik güzergahlara sık sık saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar cephe hattındaki birliklere yardımcı olmakla birlikte savaş alanındaki ivmenin değişmesine de yardımcı oluyor. DeepState’in açık kaynaklı haritasına göre, Rusya’nın mayıs ayında sadece yaklaşık 50 kilometrekarelik bir alanı ele geçirdiği belirtiliyor.

Ukrayna’nın orta menzilli saldırılarındaki en dikkat çekici yönü menzili. Reuters’ın sahada görüştüğü birlikler, düzenli olarak cephe hattının 30 ila 180 kilometre gerisindeki hedeflere saldırılar düzenliyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski bu tür saldırıların şubat ayından bu yana dört kat arttığını bildirdi. Hedefler arasında Rus hava savunma sistemleri, askeri lojistik merkezleri ve İHA kontrol noktaları bulunuyor. Bu durum Rusya’nın penceresinden bakıldığında cephe hattı ile cephe gerisindeki güvenli görülen bölge arasındaki ayrımın bulanıklaştığını ortaya koyuyor.

Günümüz savaş dinamiklerine bakıldığında Ukrayna’nın son dönemde özellikle Rus lojistik hatlarını hedef alması stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Cephedeki birliklerin başarısı her iki taraf için de yakıt, mühimmat ve ikmal malzemelerine bağlı. Ukrayna, ikmal yollarını ve Kırım’a giden petrol boru hatlarını yoğun olarak hedef alıyor. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, işgal altındaki bölgelerde Rus lojistiğinin artık daha kırılgan hale geldiğini ve Ukrayna’nın bunlara erişebileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın özel bir İnsansız Sistemler Kuvveti kurması, savaş boyunca artan dron kullanımının askeri planlamada ayrı bir başlık haline geldiğini gösteriyor.. Hava, kara ve deniz insansız sistemleri bu yapı içerisinde daha bütünlüklü bir komuta anlayışıyla ele alınıyor. Rusya’nın benzer bir yapılanmaya yönelmesi de dronların iki tarafın askeri planlamasında daha belirgin bir yer edindiğini ortaya koyuyor.

Bu süreç savunma tarafında da yeni araçları öne çıkarıyor. Savaşta dron avlayan önleyici dronlar da giderek yaygınlaşıyorr. Ukrayna’nın Sting gibi önleyici dronları, Shahed tipi sistemleri etkisiz hale getirmek için sahaya sürülüyor.Yüksek maliyetli füzeler yerine daha düşük maliyetli önleyici dronların kullanılıyor olması, hava savunmasında maliyet-etki hesabındaki denge arayışını görünür hale getiriyor.

Kaynak:AA

Elektronik harp ve GPS karıştırma faaliyetleri de savaşın görünmez cephesini oluşturuyor. Savaşın iki cephesi de karşı tarafın dronlarını etkisiz hale getirmek için yoğun elektronik harp sistemleri kullanıyor. Bu nedenle, yeni nesil platformlarda GPS bağımlılığını azaltan görsel navigasyon, arazi haritalama ve yapay zeka destekli navigasyon çözümleri daha fazla önem kazanmaya başladı. Ukrayna’da kullanılan bazı yeni sistemler, yoğun karıştırma altında bile çalışacak şekilde geliştiriliyor.

Savaşın belirgin sonuçlarından biri insansız sistemler de göreve ve platform çeşitliliğinin artması i oldu. Karadeniz’de kullanılan deniz dronları hava araçlarıyla beraber operasyonel baskının önemli unsurlarından birine dönüşürken kara robotlarımühimmat taşıma, keşif ve yaralı tahliyesi gibi görevlerde daha fazla yer buluyor. . Savaşın başından bu yana bu alanlarda kullanılabilecek kara robotu modelleri geliştirildi. Ukrayna otonom deniz sürüleri ve kara robotları üzerinde çalışması bu çeşitliliğin devam edeceğini gösteriyor. Ortaya çıkan tablo, insansız sistemlerin tekil araçlardan çok birbirini tamamlayan görev hatları üzerinden ele alındığını gösteriyor.

Carnegie: “Askeri Alanda Yeni Devrim”

Carnegie tarafından Nisan 2026’da yayınlanan bir analize göre sahadaki bu dönüşümler bir askeri devrim niteliğinde.

Analizi kaleme alan eski Ukrayna Savunma Bakanı Zagorodnyuk, bu dönüşümün merkezinde beş temel unsurun olduğunu belirtiyor: düşük maliyetli ancak çok etkili ve yüksek doğrulukta sistemlerin kitlesel olarak bulunabilirliği, hava sahasındaki üstünlüğün giderek belirsizleşmesi, manevranın daha riskli ve zor hale gelmesi, ağ merkezli savaşın belirleyici rol üstlenmesi ve hızlı adaptasyonun başlı başına bir askeri kapasiteye dönüşmesi. Bu unsurlar geçmişte mevcut olsa dahi şu an hepsinin eş zamanlı ve bu ölçekte ortaya çıkması, savaş alanında bir dönüşümü işaret ediyor.

Ukrayna, 2025 yılında 4 milyondan fazla dron üretti ve sahaya sürdü. Dron birlikleri, toplam personelin yalnızca yüzde 20’sini oluşturmasına rağmen Rusya tarafındaki kayıpların yüzde 80’inden fazlasında belirleyici rol oynuyor.

Çalışmanın bir argümanı da Ukrayna’nın dron alanındaki başarısının Batı’da yüzeysel değerlendirilmesi. Rheinmetall CEO’su Armin Papperger’in Mart 2026’da Ukrayna’nın geliştirdiği çözümleri “doğaçlama ve geçici tedbirler” olarak nitelendirmesi, bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

Zagorodnyuk’a göre Ukrayna’nın insansız sistemler alanındaki başarısı, tekil platform performansından çok bu platformları destekleyen yapının işleyişiyle ilgili. Etkiyi belirleyen unsurlar arasındaölçekli üretim kapasitesi, ağ üzerinden paylaşılan durum farkındalığı ve cepheden gelen geri bildirimlerle güncelleneen inovasyon döngüsü yer alıyor. Bu açıdan Ukrayna örneği sahadaki ihtiyaca hızla uyum sağlayabilen bir üretim ve operasyon modelini görünür kılıyor.

Moskova Artık Güvenli Bölge Değil

18 Haziran Moskova saldırısında, Reuters analizindeki orta menzilli saldırılara ilişkin çerçeve ve Carnegie analizinde ifade edilen dönüşümün bir tezahürü görüldü. AP’ye göre Ukrayna, Moskova’daki büyük bir petrol rafinerisini aynı hafta içinde ikinci kez hedef aldı. Saldırı, Moskova havalimanlarında uçuşların aksamasına yol açtı. Yaklaşık 200 dron ile gerçekleştirilen saldırıda, Moskova’nın Kapotnya bölgesindeki petrol rafinerisi hedef alındı. Hedef alınan rafinerinin Moskova bölgesindeki yakıt üretiminde önemli bir paya sahip olması hedef seçiminin enerji altyapısı üzerinden lojistik ve ekonomik baskı kurma amacını güçlendirdiğini gösteriyor.

Svenska Dagbladet’e konuşan askeri uzman Johan Huovinen, Moskova’ya yönelik saldırıyı savaşta oluşan yeni bir örüntünün parçası olarak değerlendiriyor. Huovinen’e göre taraflar artık kaynaklarını her gün küçük çaplı saldırılar için tüketmek yerine birkaç gün arayla daha büyük ve daha yoğun saldırılar düzenlemeye yöneliyor. Bu yaklaşım, insansız sistemlerin baskıyı belirli aralıklarla artıran daha planlı bir operasyonel araç olarak kullanıldığını da gösteriyor denebilir.

Le Monde’un analizinde saldırının Moskova’daki güvenlik algısına etkisi öne çıkıyor. Moskova, savaş boyunca Rusya’nın en yoğun korunan bölgelerinden biri olarak görülüyordu lakin yaklaşık 200 dronun kullanıldığı saldırıda rafineriye ulaşılması, başkentin güvenilir olduğuna dair algıyı zayıflattı. Le Monde bu durumu, Kremlin’in savaşın kontrol altında olduğu yönündeki anlatısını zorlayan bir gelişme olarak değerlendiriyor.

Saldırının etkisi rafineride çıkan yangınla sınırlı kalmadı. Reuters’a konuşan sektör kaynaklarına göre 18 Haziran’daki saldırı rafinerisinin ana işleme hatlarından birinde hasara yol açtı. Aynı tesis 16 Haziran’da da hedef alınmış, rafinerinin diğer ana işleme hattı zarar görmüştü. AP’nin aktardığına göre tesis, Moskova bölgesindeki yakıt üretiminin üçte birinden fazlasını karşılıyor. Reuters’ın haberinde onarımın en az altı ay süreceği belirtildi. Bu tablo, Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelen saldırılarla Rusya üzerindeki lojistik ve ekonomik baskıyı artırmaya çalıştığını gösteriyor.

Moskova’ya kadar ulaşan bu saldırı, Rusya’nın korunaklı kabul edilen bölgelerinde de dron tehdidinin daha göünür hale geldiğini gösteriyor. Bu yönüyle dronlar, cephe hattındaki taktik kullanımın ötesine geçerek enerji altyapısı ve başkent çevresi üzerinden baskı kuran bir araca dönüşüyor.

İnsan Döngüden Çıkıyor mu?

Ukrayna’da görev yapan operatörler artık birçok göreve, iletişim bağlantısının dakikalar içinde karıştırılacağını veya tamamen kesileceğini bilerek başlıyor. Bu nedenle başarı, o anda ne yaptıklarından çok iletişimin kaybolduğu anda devreye girecek yazılımı ne kadar iyi programladıklarıyla ilgili. İnsan karar verici rolünü tamamen kaybetmese de karar zincirinin giderek daha gerisine çekiliyor.

Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri Aralık 2024’te Harkiv bölgesinde yaşandı. Ukrayna’nın 13. Milli Muhafız Tugayı, keşif dronları, mayın temizleme ve döşeme robotları ile makineli tüfek taşıyan İKA’lar ve patlayıcı yüklü FPV dronlardan oluşan tamamen insansız bir kuvvetle Rus mevzilerine saldırı düzenledi. Operasyonda sahaya doğrudan personel gönderilmedi.

ABD’nin önümüzdeki yıllarda yüz binlerce insansız sistemi envantere katmayı planladığı bir dönemde Ukrayna geçen yıl yaklaşık 4 milyondan fazla dron üretti ve bu yıl üretimi 7 milyon seviyesine çıkarmayı hedefliyor. Esas soru ise bu ölçekteki otonom kuvvetlerin nasıl yönetileceği.

Foreign Affairs tam da bu noktaya dikkat çekiyor. Özerkliği mevcut görevleri daha hızlı yapan bir araç olarak gören ordular ile bunu başlı başına yeni bir komuta modeli olarak değerlendiren ordular arasındaki fark, geleceğin savaş alanlarını şekillendirebilir.

Washington bu dönüşüme hazırlanmaya çalışıyor. ABD Hava Kuvvetleri’nin CCA (Collaborative Combat Aircraft) programı kapsamında geliştirilen insansız sistemlerin, gelecekte F-47 gibi yeni nesil savaş uçaklarıyla birlikte görev yapması planlanıyor. ABD’nin F-47 ve CCA programlarına verdiği önemin artmasında, Çin’in J-36 ve J-50 gibi yeni nesil hava platformlarında kaydettiği ilerlemenin etkili olduğu değerlendiriliyor.

Kaynak: Reuters

Hedef, insanın genel komutayı elinde tuttuğu ancak görevin önemli bölümünün otonom sistemler tarafından yürütüldüğü yeni bir savaş mimarisi oluşturmak. Ancak yeni doktrinler, yeni eğitim modelleri ve farklı bir komuta anlayışı olmadan bu sistemlerin beklenen etkiyi yaratması mümkün görünmüyor.

Benzer bir arayış Avrupa’da da görülüyor. Şubat 2026’da Fransa, Polonya, Almanya, İngiltere ve İtalya’nın oluşturduğu E5 grubu, LEAP (Low-Cost Effectors and Autonomous Platforms) programını başlattı. Programın amacı, Ukrayna savaşından çıkarılan dersleri kullanarak düşük maliyetli, otonom ve ölçeklenebilir savunma sistemleri geliştirmek. LEAP duyurusunda öne çıkan çerçeve, tehdidin maliyetiyle savunmanın maliyetini eşitlemek.

Çin ise konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Çinli askeri yayınlar da son dönemde Ukrayna ve Orta Doğu’daki çatışmalardan çıkarılan dersleri tartışıyor. Özellikle yüksek maliyetli hava savunma sistemlerinin kitlesel sürü saldırıları karşısındaki dayanıklılığı, Pekin’in üzerinde durduğu başlıca konular arasında yer alıyor. Çin’in Atlas sürü sistemi kapsamında geliştirilen yapılar, çok sayıda platformun tek merkezden koordine edilmesini hedefliyor. Benzer şekilde Ocak ayında yayımlanan görüntülerde, tek bir operatörün yüzlerce otonom dronu aynı anda yönettiği görüldü.

Farklı gerekçelerle ilerleyen tüm bu süreçler insanın tamamen sistemin dışına çıkmadığı ancak savaş alanındaki rolünün değiştiği noktasında birleşiyor.

Sivil Alanda İHA Kullanımı Savunmayı Zorluyor

Reuters’da yayınlanan habere göre havalimanları, enerji tesisleri ve limanlar çevresinde artan dron tehdidi, radar, karıştırıcı ve tespit sistemlerine yönelik küresel ilginin büyümesini sağladı.

Bu dönüşümün arkasında Ukrayna-Rusya savaşının yarattığı yeni harekat ortamı oldukça etkili. Geçen sene Mart ayında Ukrayna’ya ait olduğu belirtilen bazı askeri dronlar Estonya ve Letonya hava sahasına girdi. Dronlardan biri Estonya’daki Auvere enerji santralinin bacasına çarptı, bir diğeri Letonya’ya düştü. Litvanya’da da aynı hafta benzer bir dron kazası bildirilmişti. Yine geçtiğimiz Mayıs ayında iki şüpheli dron Rusya sınırını geçerek Letonya’ya düştü. Dronlardan birinin Rezekne bölgesindeki petrol depolama tesisinde patlaması üzerine Letonya ve Litvanya, NATO’dan bölgedeki hava savunmasının güçlendirmesini talep etti. Bu talep, dron tehdidinin Baltık hattında bölgesel güvenlik gündemine taşındığını gösteriyor.

Reuters’ın haberine göre, anti-dron pazarı bugün 3 milyar ila 7 milyar dolar aralığında değerlendiriliyor ve yılda yaklaşık %20 büyüyor. Haberde yer verilen MarketsandMarkets tahmini, pazarın mevcut 4,5 milyar dolarlık seviyeden 2030’da 14,5 milyar dolara ulaşabileceğini gösteriyor. Bu büyüme, alanın askeri kullanımın dışına çıkmasıyla özetlenebilir. Enerji şirketleri, havalimanı işletmecileri, liman idareleri, otel zincirleri ve veri merkezi operatörleri dron tehdidini kendi güvenlik planlamalarının parçası olarak ele alıyor. Norveç’te 43 havalimanını işleten Avinor’un dron tespit sistemi kurması bu eğilimin örneklerinden biri.

Teknoloji tarafında gelişme tek bir ürün grubunda toplanmıyor. Radar sistemleri, pasif radyo frekans algılayıcıları, elektro-optik sensörler, akustik tespit araçları ve yapay zeka destekli yazılımlar birlikte kullanılıyor. Echodyne CEO’su Eben Frankenberg, radar talebinin geçen yıl %100’ün üzerinde büyüdüğünü ve şirketin açacağı yeni tesisle yıllık kapasitesini 30 bin birimin üzerine çıkarmayı hedeflediğini aktarıyor.

Kaynak: AA

Karşı savunma tedbirleri tarafında sinyal karıştırıcılar, GPS müdahaleleri, dron yakalama sistemleri ve önleyici dronlar öne çıkıyor. Savaş alanında bu araçların kullanımı daha esnek ilerlerken sivil alanda aynı yöntemlerin uygulanması çok daha zor. Özellikle havalimanı çevresinde yapılacak bir karıştırma faaliyeti haberleşme ve seyrüsefer sistemlerini de etkileyebilir. Bu yüzden sivil alandaki anti-dron yaklaşımı, hedefi doğrudan imha etmek yerine tespit ve karar destek mimarisi üzerine kuruluyor.

Dronun nereden geldiği, hangi rotayı izlediği, ticari bir platform mu yoksa kasıtlı bir tehdit mi olduğu, hava trafik düzeni içinde nasıl bir risk oluşturduğu gibi sorular ortaya çıkıyor. Anti-dron meselesi, savunma sanayii ürünü geliştirme başlığının ötesine geçerek hava sahası yönetimi, hukuk, emniyet ve altyapı güvenliği başlıklarının kesiştiği yeni bir alan haline geliyor.

Sorunun ne kadar hassas olduğunu ABD’de yapılan bazı anti-dron testlerinde yaşanan aksaklıklarda görebiliriz. Geçen sene Mart ayında ABD Gizli Servisi ve Donanması tarafından Reagan Washington Ulusal Havalimanı yakınında yürütülen anti-dron testleri, uçuş ekiplerinin kokpitlerinde hatalı uyarılar almasına neden oldu. Bu örnekler, sivil alanda anti-dron teknolojisinin cihaz satın almakla çözülemeyeceğini gösteriyor. Sistemlerin hava trafik altyapısıyla uyumu, yanlış alarm oranı, elektromanyetik etkileri ve hangi kurumun hangi durumda müdahale yetkisine sahip olduğu da sistem kadar önemli.

Elektronik harp boyutu da bu tartışmalardaki önemli konulardan biri. 2025’te yayımlanan bir çalışma, GNSS sistemlerinin radyo frekansı müdahalesine karşı giderek daha kırılgan hale geldiğini, sinyal karıştırma ve yanıltma girişimlerinin konumlama ve zamanlama hizmetlerini tehdit ettiğini ortaya koydu. Çalışmada düşük maliyetli ticari alıcılarla GNSS karıştırma ve aldatma olaylarının tespit edilebildiği, Norveç’teki kontrollü testler ile Polonya ve Güneydoğu Akdeniz’deki gerçek saha verilerinin bu yöntemi desteklediği belirtildi.

Denizcilik tarafında da benzer bir tablo var. 2026’da yayımlanan bir başka çalışma, GNSS aldatma ve karıştırma faaliyetlerinin Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) verilerini bozarak deniz trafiğinde konum bilgisini güvenilmez hale getirebildiğini ortaya koydu. Araştırma, yaklaşık 966 milyon AIS mesajı üzerinde yapılan testlerde 17 aldatma ve 343 karıştırma kümesi tespit edildiğini belirtti.

Pazara yönelik yoğun ilgi ise beraberinde başka bir sorun getiriyor. Talep arttıkça hızlı kurulabilen, her tehdide çözüm sunduğunu iddia eden ve yüksek maliyetli sistemlerin sayısı da artıyor. Reuters’ın haberinde Cornell Üniversitesi’nden Greg Falco’nun dikkat çektiği panik modu ve aldatıcı ürün riski bu nedenle önemli çünkü anti-dron alanında etkili çözüm, tek bir sensör ya da tek bir karıştırıcıyla kurulamaz. Sistemin yerel hava sahasına, altyapı tipine, tehdit senaryosuna, mevzuata ve kullanıcı kurumun müdahale kapasitesine göre tasarlanması gerekir. Aksi halde pahalı fakat sınırlı etki üreten sistemler, kritik altyapılar için güvenlikten çok sahte bir kontrol duygusu yaratabilir.

Gelinen noktada insansız sistemlerin yükselişi iki yönlü bir dönüşüm süreci üretiyor. Sivil alanda kullanım alanları genişlerken dronlar günlük hayatın daha görünür parçaları olarak önümüze çıkıyor. Bir diğer tarafta aynı yaygınlaşma, sivil altyapıyı daha korunmasız hale getiren yeni tehdit biçimlerine dönüşüyor.

Anti-dron teknolojilerinin gelişimi, halihazırda insansız sistemler alanının ayrılmaz bir parçası olmuş durumda. Dronların sayısı arttıkça, onları tespit eden, sınıflandıran, gerektiğinde etkisiz hale getiren ve bunu sivil güvenliği riske atmadan yapan sistemlere ihtiyaç da artacak.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.