Gri Bölge Sosyal Medya #10
#10
Güvenlik ve Strateji Araştırmaları Programı2 Haziran 2026
-X ile Birleşik Krallık Anlaştı -AB’den Yeni Sosyal Medya Düzenlemesi -TikTok ve AB’nin Gatekeeper Tartışması -Endonezya Hükümetinden Sosyal Medya Manipülasyonları

Gri Bölge Sosyal Medya #10

X ile Birleşik Krallık Anlaştı

Elon Musk’ın platformu X ve Birleşik Krallık nefret söylemi ve terör unsurları ile bağlantısı olan içeriklere daha sıkı denetimler getirilmesi konusunda karşılıklı olarak anlaşmaya vardılar. İngiltere’nin medya düzenleyici kurumu olan Ofcom tarafından açıklanan anlaşma şartlarına göre X platformu, kullanıcılar tarafından bildirilen yasa dışı nefret söylemi ve terör unsuru barındıran içerikleri ortalama 24 saat içinde incelemeyi taahhüt etti. Bunun da yanında bu bildirilen içeriklerin en az yüzde 85’inin 48 saat içinde değerlendirilmesi de hedeflenen bir diğer nokta.

Kaynak: AA

Anlaşmaya göre X, Birleşik Krallık makamlarınca terör örgütü olarak tanımlanan yapılarla bağlantılı olduğu tespit edilen hesaplara erişimi sınırlandıracak. Platformun ayrıca önümüzdeki bir yıl boyunca Ofcom’a düzenli raporlar sunacağı da ayrıca belirtiliyor. Ofcom bu adımı atmalarındaki en önemli nedenlerden birinin İngiltere’deki Yahudi topluluğunu hedef alan saldırılar olduğunu ve düzenlemenin bu saldırıların ardından daha daha da önem kazandığını ifade etti.

Yetkililer, sosyal medya platformlarında yasa dışı nefret söylemi ve radikallik yanlısı içeriklerin ciddi bir sorun olmayı sürdürdüğünü belirtti. Kurum ayrıca sivil toplum kuruluşlarının, şikayet edilen içeriklerin yeterince hızlı değerlendirilmediği yönündeki eleştirilerinin ardından X’in dışarıdan gelen uzmanlarla çalışmayı kabul ettiğini de duyurdu.

Getirilen eleştiriler ise tamamen bitmiş değil. Bazı uzmanlar ve insan hakları kuruluşları, alınan önlemlerin olumlu bir başlangıç olduğunu ancak platformdaki nefret söylemi ve ırkçı içeriklerin hala ciddi boyutta olduğunu düşünüyor. Avrupa Birliği, Avustralya ve Singapur’daki bu konu ile ilgilenen düzenleyici kurumların da X’in içerik denetim politikalarını incelemeye devam ettiği belirtiliyor.

X’in Birleşik Krallık ile yaptığı anlaşma, devletlerin legal güçlerini kullanarak sosyal medya platformları üzerindeki baskılarını ne kadar artırdığını ortaya koyan somut örneklerden biridir.
Son yıllarda nefret söylemi, radikallik yanlısı propaganda ve şiddet içerikleri olduğu düşünülen paylaşımlar gittikçe yayılmaya başladı.

Elon Musk’ın söz konusu platformu satın aldıktan sonra içerikleri denetleyen ekiplerin ağırlığının azaldığını ve bu alanı daha serbest bırakma eğiliminde olduğunu biliyoruz. Fakat bu tutum özellikle Avrupa’da hakim olan düşünce yapısı ile örtüşmemekte. Avrupa ülkeleri bu mesele özelinde denetim ve kontrol mekanizmalarını daha da güçlendirme ve geliştirme gayreti içerisinde. İşte bunun bir sonucu olarak Birleşik Krallık ve Musk böyle bir anlaşmaya vardılar. Her ne kadar ABD’li iş adamı belli açılardan farklı düşünse de devletlerin baskısına direnmesi oldukça güç.

İşin bir diğer boyutu ise yapılan düzenlemenin çıkış noktasının Yahudilere yöneltilen nefret söyleminden kaynaklanması. Bu da Avrupa ve Batı nezdinde Yahudi topluluğunun ne kadar hassas bir konumda olduğunu gösteriyor.

AB’den Yeni Sosyal Medya Düzenlemesi

Avrupa Birliği, çocukları ve gençleri sosyal medyanın zararlı etkilerinden muhafaza etmek amacıyla yeni düzenlemeler hazırlıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, TikTok, Instagram, Facebook ve X gibi platformların bağımlılığa sebebiyet veren tasarımlarını hedef alma hazırlığında olduklarını beyan etti. Von der Leyen, sosyal medya şirketlerinin çocukların dikkatini ticari bir meta haline getirdiğini ve bunun uyku bozuklukları, kaygı, depresyon, siber zorbalık ve kendine zarar verme gibi birçok sağlık problemine sebebiyet verdiğini söyledi.

Kaynak: AA

Yeni düzenlemelerin, yıl sonunda sunulması planlanan Digital Fairness Act kapsamında hazırlanacağı ve yine bu kapsamda Avrupa Birliği’nin sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve sürekli bildirim gönderme gibi kullanıcıları platformda daha uzun süre tutmayı amaçlayan mekanizmaları da sınırlamayı hedefliyor. Ayrıca sosyal medya kullanımında yaş sınırı getirilmesi de zaten uzun süredir pek çok Avrupa ülkesinin gündeminde olan bir mesele. Von der Leyen, uzmanlardan gelecek rapora bağlı olarak yaz aylarında yeni bir yasal teklif sunulabileceklerini de ifade etti.

AB’nin bu adımı, dünya genelinde çocukların sosyal medya kullanımını kısıtlamaya yönelik artan eğilimin önemli bir safhası olarak görülüyor. Avustralya, 16 yaş altına sosyal medya yasağı getiren ilk ülkelerden biriydi. Fransa, Danimarka, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde de bu tip düzenlemeler legal düzeyde ciddi bir şekilde gündemi meşgul ediyor.

Peki ne oldu da ifade özgürlüğü, bireysel özerklik, bilgi dolaşımının serbestliği gibi kavramlara önceleyen Avrupa daha korumacı ve güvenlikçi bir paradigmayı benimsemeye başladı ? Tabi bunun çok farklı sebepleri var. Dünyanın gittiği nokta, birkaç on yıldır hakim olan kurumsal düzenin ciddi erozyona uğraması özgürlük bazlı paradigmaların daha güvenlikçi bir noktaya kaymasına sebebiyet verdi.

Bu kaymadan sosyal medya platformları ve dijital mecralar da nasibini aldı. Artık ülkeler sosyal medya platformlarını daha sıkı bir şekilde denetlemeyi ve kontrol etmeyi hedefliyorlar.
Çocuk güvenliği gerekçesiyle başlayan düzenlemelerin ilerleyen dönemde ifade özgürlüğü, veri gizliliği ve platformların nasıl yönetileceğine dair tartışmaları da daha görünür hale getirmesi bekleniyor.

AB’nin bağımlılık yaratan tasarımlar olarak nitelendirebileceğimiz mekanizmalara doğrudan müdahale isteği, sosyal medya şirketlerinin iş modelini doğrudan etkileyebilir. Çünkü sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve bildirim sistemleri gibi unsurlar platformların kullanıcı etkileşimini artıran temel araçlar arasında yer alıyor. Bu nedenle yeni düzenlemeler, teknoloji şirketleri ile Avrupa kurumları arasında yeni gerilimler kapı aralayabilir.

TikTok ve AB’nin Gatekeeper Tartışması

TikTok, Avrupa Birliği’nin kendisini gatekeeper yani dijital pazarda sınıf olarak öncü platform olarak nitelendirmesine karşı Avrupa’nın en yüksek mahkemesinde son bir hukuki girişimde bulundu. TikTok’un sahibi olan ByteDance şirketi, Avrupa Birliği’nin Dijital Pazarlar Yasası (DMA) kapsamında kendi platformlarına getirilen bu statünün kaldırılmasını talep ediyor.

Kaynak: AA

Meselenin arka planına gidecek olursak AB, TikTok’u 2023 yılında gatekeeper ilan etmişti. Bu statü büyük teknoloji şirketlerine daha sıkı yükümlülükler getiriyor. Google, Apple, Meta, Amazon, Microsoft ve Booking.com gibi şirketler de aynı kategorinin içindeler. Dijital Pazarlar Yasası kuralları kapsamında şirketlerin rekabeti engelleyici uygulamalardan kaçınması gerekiyor. Kuralları ihlal eden firmaların cezası ise küresel yıllık gelirlerinin yüzde 10’una kadar çıkabilen para cezaları.

TikTok’un avukatları, platformun Avrupa’daki dijital pazarda baskın ve öncü bir konuma sahip olmadığını savundu. Şirket, kullanıcıların aynı anda Instagram, Facebook, X ve Snapchat gibi farklı platformları da kullandığını belirterek TikTok’un kullanıcıları kendi ekosistemine kilitlemediğini öne sürdü. Şirket avukatları ayrıca ByteDance’in piyasa değerinin büyük bölümünün Asya faaliyetlerinden geldiğini ve Avrupa pazarının farklı dinamiklere sahip olduğunu ifade etti.

Avrupa Komisyonu ise bu savunmayı reddetti. Komisyonun avukatları, kullanıcıların birden fazla platform kullanmasının TikTok’un belirli kullanıcı grupları üzerinde güçlü bir etkisi olmadığı gerçeğini değiştirmediğinii iddia etti.

Bu durumun bize gösterdiği bazı şeyler var. Bunlardan biri devletlerin veyahut devlet üstü otoritelerin sosyal medya platformları ve onların bağlı oldukları şirketi etki gücüne göre belli kategorik ayrımları gitmesi. Bu da devletlerin ve bu tarzdaki yapıların meseleyi sistematik bir şekilde ele alacak kadar ciddiye aldıklarını net bir biçimde ortaya koyuyor.

Peki iddia edildiği gibi gerçekten TikTok dijital dünyada baskın ve öncü bir platform mu ?
TikTok’un belirli bölgelerden ziyade tüm dünyada oldukça yaygın olduğu bariz bir gerçek. Bunun içeriklerinin diğer sosyal medya platformlarında da kullanıldığını ve buraları beslediğini söyleyebiliriz. Bu açıdan bakacak olursak TikTok’un öncü ve baskın sosyal medya platformlarından biri olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.

TikTok da belli başlı yasal yükümlülüklerden kurtulmak için bu sınıflandırmayı kabul etmiyor. Devletler ve devlet üstü otoritelerin bu tip alanlar üzerindeki artan baskısına karşılık şirketler ve platformlar kendilerine yasal alanlar açmaya çalışıyor. Lakin yaptırım gücünün bu tip otoritelerin elinde olması her ne kadar büyük olurlarsa olsunlar devlet ve devlet üstü aktörlere büyük bir avantaj sağlıyor.

Endonezya Hükümetinden Sosyal Medya Manipülasyonları

Uluslararası Af Örgütü’nün yayımladığı yeni bir rapor, Endonezya’da hükümeti eleştiren kişilerin sosyal medya aracılığıyla hedef alındığını ortaya çıkardı. Rapora göre özellikle gazeteciler, insan hakları ve çevre aktivistleri hakkında organize bir şekilde karalama kampanyaları yürütülüyor. Bu kampanyalarda eleştirmenler sık sık yabancı ülkelerin ajanı ya da ülkeye karşıt bir unsur gibi ifadelerle yaftalanıyor.

Raporda bu tür içeriklerin Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun göreve gelmesinden sonra daha da yoğunlaştığı ve görünür hale geldiği anlaşılıyor. Özellikle ordu ve iktidardaki Gerindra Partisi ile bağlantılı olduğu öne sürülen hesapların, hükümet karşıtı isimleri hedef alan paylaşımlar yaptığı aktarılıyor. Endonezya hükümeti ve ordu ise henüz konu hakkında doğrudan bir açıklama yapmadı.

Kaynak: AA

Örneğin insan hakları aktivisti Andrie Yunus, ordunun sivil hayattaki yerini ve etkisini eleştirdikten sonra sosyal medyada yoğun bir şekilde hedef gösterildi. Hakkında hazırlanan videolarda Yunus’un dış unsurların çıkarları için çalışan biri gibi gösteriliyor. Amnesty International’a göre bu içerikler önce bazı siyasi hesaplarda paylaşıldı, ardından çok sayıda farklı hesap tarafından da yaygınlaştırıldı. Yunus’un bir süre sonra asitli saldırıya uğradığı ve olayla bağlantılı bazı askerlerin yargılandığı da olayın bir diğer ayrıntısı.

Raporda ayrıca Tempo dergisi ve Greenpeace gibi kurumların da benzer online kampanyaların hedefi olduğu belirtiliyor. Meta, TikTok, X ve YouTube gibi platformların ise bu içerikleri kaldırmakta yetersiz kaldığı, birçok paylaşımın uzun süre yayında kaldığı anlaşılıyor.

Rapordan çıkaracağımız ana mesaj şu: Sosyal medya platformları bilginin hızlı dolaştığı mecralar olduğu kadar algının da o denli hızlı şekillendirildiği yerler. Bu mecralar her ne kadar bilginin merkezi otoritelerden daha mobil bir şekilde tabana akışını sağladıysa aynı şekilde iyi organize edilmiş yine bu merkezler tarafından da kullanılabilir. Endonezya vakası da bu durumun son örneklerinden biri oldu.

Bildiğimiz gibi yalnızca Endonezya’ya da özgü değil bu durum. Son yıllarda birçok ülkede devletler, siyasi partiler veya onlarla bağlantılı gruplar sosyal medyayı muhalifleri hedef almak, kendilerine gelen eleştirileri bastırmak ve kamuoyu algısını şekillendirmek için kullanıyor. Özellikle “ajan”, “ülke düşmanı” veya “terör destekçisi” gibi söylemler, online kampanyalarda sık kullanılan araçlara dönüşmüş durumda.

Haberde dikkat çeken bir diğer boyut ise sosyal medya platformlarının rolü. Meta, X, TikTok ve YouTube gibi şirketler uzun süredir dezenformasyonla mücadele ettiklerini söyleseler de bu tarz organize kampanyaların hala geniş kitlelere ulaşabilmesi bu mekanizmaların yeterince etkili ve işlevsel çalışmadığını ortaya koyuyor. Bu nedenle dijital platformların içerik denetimi ve siyasi manipülasyonla mücadele kapasitesi, önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılmaya açılacak gibi duruyor.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.