İran ve Rusya’nın Dijital Bağlantıları
Avrupa’daki bazı güvenlik kurumları Rusya ve İran bağlantılı aktörler sosyal medya aracılığıyla gençleri kendi lehine çeşitli faaliyetler için kullandığını belirtiyor. Özellikle Telegram, Discord ve benzeri çevrimiçi platformlar bu amaçla tercih ediliyor. Bu ağlar para karşılığında çeşitli görevler teklif ediyorlar.
Bu görevler arasında belirli noktaların fotoğraflarını çekmek, duvar yazıları yazmak, belli başlı şeylerin propagandasını yapan içerikler paylaşmak, afiş asmak veya bazı hedefler hakkında bilgi toplamak gibi faaliyetler var. Güvenlik yetkilileri, bu tür görevlerin çoğu zaman birbirinden bağımsız görünmesine rağmen daha geniş kapsamlı operasyonların parçası olabileceğini düşünüyor.

Ek olarak Avrupa’da son dönemde meydana gelen bazı hadiseler, devlet bağlantılı aktörlerin o ülkenin kendi vatandaşlarından faydalanarak faaliyet yürüttüğüne dair endişeleri de artırmış durumda. Konuyla ilgilenen güvenlik kurumları, sosyal medya üzerinden ulaşılan kişilerin çoğu zaman operasyonların arkasındaki aktörleri tanımadığını ve yalnızca kendilerine verilen görevi yerine getirdiğini ifade ediyor.
Devletler cephelerin yanı sıra dijital dünyada da örtük bir savaş yürütüyor. Sosyal medya platformları uzun süredir yalnızca iletişim ve bilgi paylaşımı araçları olarak görülse de son yıllarda güvenlik ve uluslararası ilişkiler alanında da önemli bir rol oynamaya başladı. Yeni güvenlik paradigmaları dijital mecraları da içine alacak şekilde kurgulanıyor. Bu örnek de bu durumu destekleyen son gelişmelerden biri oldu. Siber savaşların yanında sosyal medya platformları da bu yeni mücadele alanının bir parçası haline geldi.
Bahsi geçen bu örnekte de söz konusu örnekler ideolojik çağrılar yerine para kazanma vaadiyle ile kendilerine insan devşiriyorlar. Bu da sosyal medya platformlarının ne denli geniş bir insan ağına ev sahipliği yaptığını gösteriyor. Ülkeler ve istihbarat servisleri de bunu kendi lehlerinde kullanıyorlar.
Dikkat çeken noktalardan biri de devletlerin geleneksel casusluk yöntemlerinden farklı olarak daha örtük ve inkâr edilebilir yöntemlere yönelmesi. Klasik istihbarat faaliyetlerinde profesyonel ajanlar kullanılırken, bu tip yeni tarz modellerde sosyal medya aracılığıyla ulaşılan çok sayıda kişi küçük görevler üstleniyor. Böylece operasyonların maliyeti azalırken faaliyetlerin arkasındaki aktörlerin tespit edilmesi de zorlaşıyor.
Güvenlik literatüründe bu tip gelişmeler hibrit savaş kapsamında değerlendiriliyor. Hibrit savaş, doğrudan askeri müdahale yerine dezenformasyon, propaganda, siber faaliyetler ve psikolojik etki araçlarının birlikte kullanıldığı bir mücadele biçimini ifade ediyor. Sosyal medya ise bu stratejinin en önemli unsurlarından biri ve belki de devletlerin güncel olarak en çok sık kullandıklarından.
Çin’in LinkedIn İstihbarat Ağı
Bazı güvenlik kurumlarının değerlendirmeleri Çin’in LinkedIn platformunu Batılı hedef kaynaklara ulaşmak için kullandığını gösteriyor. ABD ve müttefik ülkelerin istihbarat birimleri, Çin bağlantılı aktörlerin özellikle kamu görevlileri, askeri personeller, akademisyenler ve savunma sanayii çalışanlarıyla çevrimiçi ortamda ilişki kurmaya çalıştığını düşünüyor. İlk temaslar genellikle iş teklifi, danışmanlık fırsatı, araştırma, işbirliği veya uzman görüşü talebi gibi profesyonel görünümlü mesajlarla kuruluyor.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan 5 ülkeli istihbarat ittifakı, bu tür faaliyetlere karşı ortak bir uyarı yayımladı. Yetkililer, bazı Çin bağlantılı ağların sahte danışmanlık şirketleri ve araştırma kuruluşları görünümü altında faaliyet gösterdiğini belirtti. Bu yapıların, hedef alınan kişilerle güven ilişkisi kurduktan sonra daha ayrıntılı bilgi edinmeye çalıştığı anlaşıldı.

Son yıllarda Çin’in yabancı ülkelerden bilgi toplamak amacıyla dijital mecraları ve sosyal medya platformlarını daha yoğun kullandığı yönünde değerlendirmeler mevcut. İstihbarat kurumları, bu dijital ağların yabancı devlet aktörleri tarafından kullanılması ihtimaline karşı kamu görevlileri ve kritik sektör çalışanlarını bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyor.
LinkedIn’in bu süreçte öne çıkması bir rastlantı değil elbette. Çünkü bu platform, kullanıcıların eğitim geçmişi, uzmanlık alanları, kariyer basamakları ve networkleri hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaktadır. Bu durum, istihbarat örgütleri açısından potansiyel hedeflerin belirlenmesini ve onlarla temas kurulmasını geçmişe kıyasla çok daha kolay hale getirmekte Kullanılan yöntemler, dijital teknolojilerin klasik istihbarat faaliyetlerini ne şekilde dönüştürdüğünü de ortaya koyuyor.
Genellikle hedefteki kişiler ile ilk iletişim iş fırsatları, kariyer yolculuğu veyahut ortaklıklar gibi daha meşru görünen yollarla kuruluyor. Bu da günümüzdeki istihbarat faaliyetlerinin zorlayıcı olmaktan çok gittikçe karşılıklı ilişki kurmaya dayalı olduğunu görüyoruz. Bilgi toplama faaliyetleri artık yalnızca gizli operasyonlarla değil bunun da yanında açık kaynak veriler ve profesyonel ağlar üzerinden de işleyebilmektedir.
ABD ve Çin arasındaki stratejik rekabetin ne denli genişlediğini de bir kez daha görüyoruz. Artık dijital mecralar ve sosyal medya platformları bu tip güç mücadelelerinin sahası haline gelmiş durumda. Teknoloji, yapay zeka, savunma sanayi ve diğer kritik alanlarda yaşanan rekabet, bu sektörlerde çalışan uzmanları da jeopolitik mücadelenin dolaylı aktörleri haline getirmektedir. Bu nedenle devletler fiziksel altyapılarının yanında bilgi üreten ve yöneten insan kaynaklarını da korumaya çalışmaktadır.
Belfast Saldırısı, Aşırı Sağ ve Sosyal Medya
Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’ta meydana gelen bıçaklı saldırı, sosyal medyada hızla yayılarak ülke genelinde siyasi ve toplumsal tartışmaların merkezine oturdu. Olayın görüntüleri kısa sürede X ve diğer sosyal medya platformlarında milyonlarca kullanıcıya ulaştı. Polis saldırıyla ilgili bir şüpheliyi gözaltına alırken, olayın ardından yürütülen soruşturmanın devam ettiği açıklandı.
Saldırının ardından sosyal medyada olayla ilgili çok sayıda paylaşım yapıldı. Saldırganın kimliği ilişkin doğruluğu net olmayan bilgiler dolaşıma girdi. Özellikle aşırı sağ kesimler ve göç karşıtı hesaplar, saldırıyı Birleşik Krallık’ın göç politikalarıyla ilişkilendirerek kamuoyunda tepkiye neden olmaya çalıştı. Bazı hesaplar saldırıyı ülkedeki düzensiz göç ve sığınmacı politikalarının bir sonucu olarak gösterirken, daha sıkı sınır kontrolleri ve göçmen kabulünün sınırlandırılması çağrısında bulundu.

Olayın ardından Belfast’ta ve Birleşik Krallık’ın bazı bölgelerinde protestolar düzenlendi. Bazı gösteriler sırasında kamu düzenine zarar veren olaylar yaşanırken, polis güvenlik önlemlerini artırdı. Hükümet yetkilileri ve polis ise soruşturma tamamlanmadan yayılan iddialara karşı uyarıda bulundu. Yetkililer, sosyal medyada dolaşan doğrulanmamış bilgilerin toplumsal gerilimi artırabileceğini belirterek kamuoyunun yalnızca resmi açıklamalara itibar etmesini istedi.
Belfast’teki yaşananlar ne ilk ne de son. Özellikle Avrupa’daki göçmenlerin sayısı artmaya başladığından biri göçmenleri sebep gösterildiği pek çok sorun yaşandı. Bu da politik olarak göçmen karşıtı aşırı-sağ hareketlerin palazlanmasına ve radikalleşmesine sebebiyet verdi. Bu gelişme de yine bu damarı bir kez daha gördüğümüz bir örnek oldu.
Bu olaydaki ilginç ve bizim de asıl ilgilendiğimiz nokta aşırı sağ tepkinin körüklenmesinde sosyal medyanın rolü. Özellikle X ve belli başlı mecralarda pek çok hesap göçmen karşıtı paylaşımlarda bulundu ve bu da gerilimin tırmanmasına vesile oldu. Olayın kendisinden çok, olayın dijital ortamda nasıl yorumlandığı ve farklı siyasi aktörler tarafından nasıl çerçevelendiği kamuoyu üzerindeki etkisini belirleyen etken olmuştur.
Bu münferit olayını kısa bir süre içerisinde daha büyük siyasi tartışmaların parçası haline gelmesi bize bir şeyler söylüyor. Özellikle göç ve güvenlik konularında zaten var olan toplumsal gerilimler, saldırının ardından yeniden görünür hale gelmiştir. Aşırı sağ grupların olayı göç politikaları ile ilişkilendirmesi ve suçlunun göçmenler olarak gösterilmesi, sosyal medyanın mevcut siyasi ve toplumsal fay hatlarını derinleştirebilen bir araç olarak kullanılabildiğini göstermektedir.
Starmer-Elon Musk Tartışması Devam Ediyor
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Elon Musk arasında, 18 yaşındaki Henry Nowak’ın öldürülmesinin ardından başlayan tartışma daha da alevlendi. Starmer, Elon Musk’ı sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımlarla Birleşik Krallık’ta kutuplaşmayı körüklemeye çalışmakla suçladı.
Tartışmanın çıkış noktası, Aralık 2025’te Southampton’da öldürülen Henry Nowak olayı. Nowak, Vickrum Digwa tarafından bıçaklanarak öldürülmüş, olay sırasında saldırgan tarafından ırkçı davranışlarda bulunmakla suçlanmıştı. Daha sonra bu iddiaların doğru olmadığı ortaya çıkarken, saldırgan mahkum edilmişti. Olayın ardından ortaya çıkan polis kamerası görüntülerinde, ağır yaralı durumdaki Nowak’ın polis tarafından kelepçelenmesi kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı.

Elon Musk ise platformu X üzerinden polisin bu davranışını eleştiren paylaşımlarda bulundu. Bu da özellikle aşırı sağ çevrelerde karşılık ve yankı buldu. Başbakan Starmer da Yorkshire’da yaptığı açıklamada bu paylaşımlara yanıt verdi Musk’ın İngiliz siyasetine müdahale ettiğini ve toplumdaki gerilimleri artırmaya çalıştığını ifade etti. Starmer, İngiltere’nin “makul ve hoşgörülü insanlar ülkesi” olduğunu belirterek Nowak ailesinin de olayın nefret ve bölünme yaratmak için kullanılmaması yönünde çağrı yaptığını vurguladı.
Sosyal medyanın toplumsal olaylarda kitleleri hareket geçirme ve mobilize etme gücünün ne denli bir boyuta ulaştığını bir kez daha görmüş olduk. Elon Musk gibi milyonlara anında ulaşabilecek birinin nasıl bir siyasi güce etki ettiğine de yeniden tanık olduk.
Tartışmanın merkezinde yalnızca bir cinayet vakası veya polis müdahalesi değil aynı zamanda bu olayın dijital platformlar aracılığıyla nasıl siyasi bir anlam kazandığı da bulunmaktadır. Olayın ardından ortaya çıkan görüntüler ve sosyal medyada yapılan paylaşımlar, kısa sürede geniş kitlelere ulaşarak kamuoyu tartışmasının yönünü belirledi
Geleneksel medyanın aksine sosyal medya platformları, olayların ilk yorumlamalarının ve siyasi çerçevelerinin çok hızlı biçimde oluşmasına zemin hazırlayan karakteristiğe sahip. Henry Nowak vakasında da olayın hukuki ve adli boyutundan ziyade polis davranışı, adalet sistemi ve siyasi sorumluluk tartışmaları gündemi meşgul ediyor.
Elon Musk’ın X platformundaki paylaşımları, teknoloji şirketi sahiplerinin artık yalnızca bir insanı değil. Siyasi tartışmaları etkileyebilen aktörler artık. Milyonlarca takipçiye sahip platform sahipleri veya kullanıcılar, belirli olayların nasıl algılanacağını doğrudan etkileyebilmekte ve ülkelerin sınırlarını aşan bir etki alanına sahip olabilmektedir. Bu durum, dijital platformların ulusal siyaset üzerindeki etkisine ilişkin tartışmaları da yoğunlaştırmaktadır.
Diğer taraftan Starmer’ın açıklamaları, Avrupa’da giderek yaygınlaşan bir kaygıyı yansıtıyor. Birçok hükümet, sosyal medya platformlarının yanlış bilgi, kutuplaştırıcı içerikler ve siyasi manipülasyon açısından önemli bir rol oynadığını düşünüyor. Bu nedenle teknoloji şirketlerinin ve platform yöneticilerinin sorumluluklarının artırılması yönündeki talepler de güçleniyor.
