İsrail’in İmaj Düzeltme Çalışması
İsrail hükümeti son dönemde ABD kamuoyundaki kendisine yönelik artan tepkileri ve azalan desteği yeniden kendi lehine çevirmek için bütçesi 50 milyon doları bulan etkili bir dijital iletişim kampanyası yürütüyor. Bu kampanya klasik iletişim tekniklerinin yanında sosyal medya, yapay zeka, dijital reklamlar, veri analizi ve kamuoyu araştırmaları gibi birçok farklı yöntemi bir araya getiren oldukça kompleks bir iletişim stratejisi gibi duruyor.
İsrail’in böyle kampanyaya ihtiyaç duymasındaki en önemli sebep şüphesiz ki Gazze’de yaptığı soykırım. 7 Ekim’den bu yana gelişen süreçte İsrail’in yürüttüğü savaş bilhassa sosyal medyada oldukça hızlı bir şekilde yayıldı ve insanların algıları buralarda şekillendi. Bu durum İsrail’in uluslararası kamuoyundakini itibarına büyük zarar verdi hatta bu durum İsrail’e müspet bakışın en yüksek ülkelerden biri olan ABD’de bile oldukça üst seviyeye ulaştı.

Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmaları, özellikle gençler ve Demokrat Parti seçmenleri arasında İsrail’e yönelik tavrın negatif anlamda değiştiğini gösteriyor. İşte İsrail hükümeti de bu durumun önüne geçmek için kapsamlı bir iletişim kampanyası yürürlüğe koydu. Kampanyanın en dikkat çekici yönlerinden biri yapay zekâ destekli kısa mesaj sistemi.
ABD’deki çok sayıda kişiye “Emma” veya “Sarah’’ gibi sıradan isimler kullanılarak mesajlar gönderiliyor. Bu mesajlarda doğrudan propaganda yapılmıyor. Bunun yerine kullanıcılara İran, Ortadoğu veya ABD dış politikasıyla ilgili sorular yöneltiliyor. Böylece hem insanların görüşleri öğreniliyor hem de İsrail’in güvenlik politikalarını destekleyen belirli bir bakış açısının öne çıkarılmaya çalışılıyor.
Çalışmalar sadece kısa mesajlar ile de sınırlı değil. İsrail’in sosyal medya platformlarını kullandığı, içerik üreticileri ve muhafazakar medya kuruluşları ile işbirliği yaparak Amerikan kamuoyuna ulaşmaya çalıştığını görüyoruz. Ayrıca Google arama sonuçları ve yapay zekâ destekli bilgi sistemlerinde İsrail hakkında daha olumlu içeriklerin öne çıkmasını sağlayacak çalışmalar yapılması da stratejinin bir diğer parçası. Böylece insanların internette İsrail hakkında bilgi ararken karşılaştıkları içeriklerin belirli ölçüde etkilenmesi hedefleniyor.
İsrail’in bu faaliyetleri yürütmek için ABD’de faaliyet gösteren birçok iletişim ve danışmanlık şirketiyle çalışıyor. Bu şirketlerin bir kısmı, ABD yasaları gereği yabancı bir devlet adına faaliyet yürüttüklerini resmi olarak bildirmiş durumda.
Bu gelişme İsrail’in ABD’e bozulan imajı düzeltmek için dijital kanalları, sosyal medyayı vb teknolojileri kullandığını gösteriyor. Özellikle 7 Ekim ile başlayan soykırım süreci İsrail’in itibarına büyük zarar vermişti.
Aynı zamanda bu örnek, sosyal medya ve yapay zeka gibi teknolojilerin uluslararası siyasette giderek daha fazla kullanılan araçlar haline geldiğini de gösteriyor. Devletlerin dijital platformlar üzerinden yabancı kamuoyunu etkilemeye yönelik girişimlerinin artması, önümüzdeki dönemde kamu diplomasisi, stratejik iletişim ve dijital etki operasyonları üzerine yürütülen tartışmaların daha da önem kazanacağını gösteriyor.
Hindistan ile Meta Arasında Gerilim
Son dönemde Hindistan hükümeti ile Meta arasında tırmanan bir gerilim göze çarpıyor. Gerilim Facebook üzerinden Başbakan Modi’nin paylaştığı bir videonun platform tarafından kısa bir süreliğine de olsa kısıtlanması sonucu ortaya çıktı.
Olayların başlangıcı, Başbakan Narendra Modi’nin gençlere hitaben yayımladığı bir videonun Facebook’ta kısa süreliğine kısıtlanmasıyla oldu. Meta, bunun kasıtlı bir müdahale olmadığını teknik bir hata nedeniyle gerçekleştiğini beyan ettı ve videoyu kısa süre sonra yeniden erişime açarak kamuoyundan özür diledi.
Şirket ayrıca benzer durumların tekrar yaşanmaması için yüksek profilli hesaplara yönelik yeni kontrol mekanizmaları oluşturacağını da deklare etti. Ancak bu açıklamalar Hindistan hükümetini tatmin etmedi. Hükümet, Meta yöneticilerini resmi olarak toplantıya çağırarak olayın nedenini ayrıntılı şekilde açıklamalarını istedi.

Gerilim bununla da sınırlı kalmadı.Hyderabad polisi, Meta Hindistan Başkanı Arun Srinivas hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmanın nedeni, Facebook’ta Başbakan Modi’yi hakaret içerdiği öne sürülen biçimde gösteren bazı videoların platformda yayımlanmış olmasıydı. Modi destekçileri; Meta’nın bu içeriklerin yayılmasına izin verdiğini söylerken, polis de şirket yöneticisi hakkında işlem başlattı
Bu yaşananlar, Hindistan’ın sosyal medya platformlarına yönelik son dönemlerde daha sert denetim politikasın da bir parçası aynı zamanda. 2026 yılında yürürlüğe giren bazı yeni düzenlemeler, hükümet veya mahkemeler tarafından hukuka aykırı olduğu belirlenen içeriklerin platformlar tarafından üç saat içinde kaldırılmasını zorunlu kılıyor. Kurallara uyulmaması halinde şirketler ve bazı durumlarda yöneticileri de hukuki yaptırımların muhatabı olabiliyor.
İletişimin, kamuoyunu ulaşmanın gittikçe dijital mecraların ve sosyal medya platformlarının hakimiyeti altına girdiği günümüzde bu tarz meseleler daha da hayati bir konumda. Teknik bile olsa yapılacak hataların faturası çok ağır olabiliyor.
Bir tarafta platformlardan zararlı veya yasa dışı içerikleri hızlı şekilde kaldırmaları beklenirken, diğer tarafta yanlış alınan bir moderasyon kararı doğrudan siyasi kriz yaratabiliyor.
Modi’nin paylaşımının kısa süreliğine yanlışlıkla kısıtlanması; Meta’nın teknik bir hata olarak tanımladığı bir olay olmasına rağmen, Hindistan hükümeti tarafından platformun siyasi sorumluluğu kapsamında değerlendirildi. Benzer şekilde, platformda yayınlanan kullanıcı içerikleri nedeniyle şirket yöneticisinin soruşturmaya dahil edilmesi de platformların hukuki sorumluluğunun sınırları konusunda bir diğer dikkat çeken nokta oldu.
Rusya’dan Almanya Seçimlerine Müdahale
İddiaya göre Rusya, Almanya’da yaklaşan eyalet seçimleri öncesi online dezenformasyon faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Alman güvenlik kaynaklarını verdiği bilgiler ışığında anlaşılıyor ki bu faaliyetler aşırı sağ parti AfD’nin rakiplerini hedef alıyor. Özellikle 6 Eylül’de yapılması planlanan Saksonya-Anhalt eyalet seçimi öncesinde bu faaliyetlerin daha da yoğun şekilde gerçekleştiği fark ediliyor.
Söz konusu faaliyetlerin özünde “Matryoshka” olarak isimlendirilen ve daha önce de farklı ülkeler için kullanılmış bir dezenformasyon ağı bulunuyor. Bu yöntemde gerçek haber kuruluşlarının internet siteleri ve logoları taklit edilerek dezenformasyon için üretilmiş sahte videolarda kullanılıyor.

Videolarda AfD’nin rakibi olarak görülen partilere mensup siyasetçiler hakkında gerçeğe dayanmayan suçlamalar ortaya atılıyor. Siyasetçiler yolsuzluk, zimmete para geçirme veya cinsel suçlarla ilişkilendiriliyor. İçeriklerin BBC ve ARD gibi güvenilir medya kuruluşlarının logoları kullanılarak hazırlanması ise videoların gerçek bir haber gibi görünmesini sağlıyor.
Alman yetkililer bu dezenformasyon faaliyetlerinin Rusya kaynaklı ağlar tarafından tasarlandığını ve yönetildiğini düşünüyor. Sonrasında sosyal medya platformlarında ve çeşitli internet sitelerinde paylaşılıyor. Amaç sadece belli siyasetçilerin itibarını sarsmak değil bunun da ötesinde Alman halkının siyasi kurumlara ve demokratik süreçlere olan güvenine de zarar vermek. Özellikle Almanya’daki mevcut CDU-SPD hükümetinin yanı sıra Yeşiller ve Hür Demokrat Parti gibi partilerin de kampanyalarda hedef alındığı belirtiliyor.
Rusya’nın bu stratejisinin nedeni AfD’nin Almanya’daki diğer ana akım partilerden farklı olarak Rusya ile ilişkilerin güçlendirilmesini ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılması gerektiğini savunması. Yapılan kamuoyu araştırmalarında ise partinin özellikle bazı doğu Alman eyaletlerinde güçlü bir konuma geldiği görülüyor.
Alman güvenlik makamları kampanyaları takip ediyor ancak bazı sahte videolar sosyal medya platformlarından kaldırılmış olsa da şu merhalede bu içeriklerin tamamının kaldırılması gibi geniş kapsamlı bir uygulamaya henüz gidilmedi. Bununla birlikte güvenlik yetkilileri, özellikle içeriklerin hızlı şekilde hazırlanıp farklı hesaplar üzerinden yeniden paylaşılmasının takibi zorlaştırdığını söylüyor. Rusya ise bu iddiaları kabul etmiyor. Bu tür iddiaların Rus karşıtı asılsız söylemler olduğunu düşünüyor.
Üretilen dezenformasyonun içeriğine bakacak olursak doğrudan hedef almalardan ziyade daha dolaylı yollardan yapılan itibar suikastlarını görüyoruz. Doğrudan şunu yapın şu partiye oy verin gibi yönlendirmelerden ziyade belli başlı söylenti ve iddialar üzerinden daha katmanlı bir dezenformasyon faaliyeti üretiliyor.Böylece insanların tek tek bir siyasi partiye yönlendirilmesinden ziyade siyasi tartışmanın genel havasının değiştirilmesi hedefleniyor.
