İran’ın Sosyal Medya Propaganda Ağı
İran bağlantılı bir propaganda ağı sosyal medya platformları üzerinden sistematik bir şekilde İran lehine paylaşımlar yapıp ve buradan İran’a politik bir güç devşiriyor. İran Devrim Muhafızları ile ilişkili hesaplar X (eski adıyla Twitter), Instagram ve Bluesky gibi platformlarda kendilerini sıradan Batılı hesaplar gibi göstererek ilk başta doğal kullanıcılar olduklarına dair izlenim oluşturuyorlar. Hesapların ilk paylaşımları genellikle politik herhangi bir içerik barındırmayan günlük hayata dair şeyler. Ancak bu hesaplar kriz ve çatışma anlarında İran lehine, İsrail ve ABD de aleyhine paylaşımlar yaparak takipçi kitlelerini etkilemeye çalışıyorlar.
Ancak ağın çalışma mantığı bu kadar basit değil. Araştırmalara göre bu hesaplar başlangıçta doğrudan İran’ı savunan içerikler paylaşmak yerine, Britanya’daki iç siyasal tartışmalar, göç, toplumsal kutuplaşma, İskoç bağımsızlığı ya da İrlanda birliği gibi zaten gerilimli konular etrafında görünürlük kazanmaktadır. Böylece hesaplar, bir propaganda aracı olmaktan çok gerçek bir kullanıcı profili izlenimi vermektedir. Ancak bölgesel savaş ya da uluslararası kriz gibi kırılma anlarında bu hesaplar hızla yön değiştirerek İran yanlısı anlatıları yaymaya başlamaktadır.

Gelişmenin dikkat çeken bir diğer boyutu ise yapay zeka destekli içerik üretimidir. Bu algı ve propaganda ağının yalnızca metin paylaşmadığı bunun da yanında sahte videolar, görseller ve gerçekte yaşanmamış saldırıları olmuş gibi gösteren içerikleri de dolaşıma soktuğu belirtilmektedir
Bu haberin gösterdiği en önemli gerçek, iletişim araçlarının ev sosyal medya platformlarının kısa ve orta vadeli propaganda faaliyetlerinin yürütüldüğü alanlar olmaktan çıkıp uzun vadeli ve katmanlı bir nüfuz stratejisine dönüşmüş olmasıdır.
Haberde anlatılan İran bağlantılı ağ, sahte hesapları doğrudan propaganda yapmak için değil de daha ziyade önce güvenilir dijital profiller inşa etmek için kullanmaktadır. Bu hesapların Britanyalı ya da İrlandalı sıradan kullanıcılar gibi davranıp önce göç, Ada’ya dair yerel siyaset, İskoç bağımsızlığı veya İrlanda birliği gibi tartışmalı konulara odaklanması ise bir stratejinin parçasıdır. Çünkü burada amaç asıl verilmek istenen mesajı ilk anda vermek değil önce belli bir görünürlük kazanmak, takipçi kitlesi ve meşru kimlikler üretmektir. Kriz patladığında ise bu hesaplar bir anda İran yanlısı ve Batı karşıtı içeriklerin dolaşıma sokulduğu profillere dönüşmektedir. Bu da propaganda çalışmalarının bugün anlık yapılan algı üretiminden çok, sabırla ve belli bir sistematik üzerinden yürütüldüğünü göstermektedir.
Bu haberi önemli kılan diğer bir detay ise bu propaganda ağının yapay zeka faktörüyle çok daha hızlı ve kolay içerik üretebilmesi. Artık sadece siyasi yorum içeren postlar değil bunun da yanında sahte görseller ve videolar da yayılıyor. Bu da propagandayı daha güçlü hale getiriyor çünkü insanlar özellikle savaş ve kriz anlarında gördükleri içeriklere hızlı tepki veriyor doğrulama ve bilgi güvenliği boyutu ise geri planda kalıyor.
Daha geniş bir perspektiften bakarsak bu haber, sosyal medyanın artık tarafsız bir iletişim alanı olmadığını gösteriyor. Platformlar giderek devletlerin ve farklı siyasi aktörlerin etki mücadelesi yürüttüğü bir alana dönüşmüş durumdadır.
Macaristan’da Sosyal Medya Üzerinden Seçim Yarışı
Macaristan’ın mevcut Başbakanı Viktor Orban Nisan ayındaki seçimler için dijital mecralarda destekçilerini daha örgütlü bir şekilde harekete geçirmeyi planlıyor. Orban mart ayının başında 40 günlük sürecek bir kampanya başlattı ve destekçilerinden her gün en az 10 dakika boyunca sosyal medyada paylaşım yapmalarını ve başka gönderilerin altına yorum yazmalarını istedi. Orban bunu rakibi Peter Magyar ve Tisza Partisi’nin sosyal medyada güçlü bir görünürlüğe sahip olduğundan ve bu mecraları Macaristan siyaseti bağlamında domine ettiği için istiyor.
İkinci neden ise Meta ve Google’ın Avrupa’daki yeni siyasi reklam kısıtlamaları nedeniyle ücretli siyasi reklamlara son vermesi. Orban’ın partisi Fidesz’in bu nedenden dolayı dijital savaşçılar olarak nitelendirdiği sağcı ve muhafazakar aktivistlere, influencerlara ve yapay zeka tarafından üretilmiş olan kampanya videolarına yöneldiği görülüyor. Orban’ın en büyük rakibi olan muhalif lider Peter Ogyar daha az resmi, samimi ve doğrudan bir tarzla özellikle sosyal medyayı daha aktif kullanan genç seçmen üzerinden Orban’a göre çok daha etkili olduğu anlaşılıyor.

Haber günümüzde demokratik süreçlerin ne denli dönüştüğü ile yakından bağlantılı. Eski klasik propaganda yöntemlerinin ana akım medya araçlarının yerini artık sosyal medya platformları ve dijital mecralar alıyor. Ülke fark etmeksizin siyasi partiler ve politik aktörler sosyal medya üzerinden daha çok kişiye ulaşabiliyor ve insanları kendi lehine ikna etme noktasında daha etkili araçlar üretebiliyor. Haberde geçen yaşlı bir Fidesz seçmeninin “seçim Facebook’ta belirlenecek” sözü bunu sembolik olarak net bir şekilde ortaya koyuyor. Çünkü bu noktada sosyal medya artık yalnızca mesaj duyurma alanı değil seçmen mobilizasyonunun, daha fazla görünür olma mücadelesinin yapıldığı ve gündemin belirlendiği bir kamusal alan olarak karşımıza çıkıyor.
Haberin diğer önemli bir boyutu ise Avrupa’daki yeni dijital ve reklam regülasyonlarının siyaseti dönüştürme üzerindeki etkisi de diyebiliriz. Bir süredir iktidar partisi Fidesz’in reklamlar üzerinden şekillenen dijital alanda bir hakimiyeti söz konusuydu ama yeni AB kuralları bu modeli biraz zorlaştırmış gibi görünüyor. Artık bu reklamlandırma olanaklarının kısıtlanması ile artık örgütlü görünen ama belli bir sistematik içerisinde hareket eden aktivist ve influencer yapıları ön plana çıkmaya başladı.
Haberden yola çıkarak Macaristan iç siyasetinin sosyolojik boyutu ile ilgili de bir şeyler söyleyebiliriz. Fidezs sosyal medyayı daha etkin ve çok kullanan genç kesimler arasında daha fazla destek görüyor. Orban ise muhalefetin buradaki hakimiyetini yeni AB standartları çerçevesinde kırmak ve buradaki gücünü artırmak istiyor. Avrupa ve ABD’deki gibi seçmen yaşı arttıkça muhafazakar/sağ partiler rağbet görürken genç kesim daha çok sol ve demokrat partileri destekliyor.
Rusya’nın Telegram’ı Kontrol Etme Çabası
Rusya’daki bir mahkeme Telegram’a bir kez daha ceza verdi. Moskova’daki Tagansky Bölge Mahkemesi Telegram’ı iki ayrı dosya için suçlu buldu ve şirkete toplamda 10,5 milyon ruble para cezası verdi. Gerekçe ise şirketin aşırılıkçı faaliyetlerle ilgili bilgileri silmemesi olarak nitelendirildi. Telegram’ın geçmişte yine Rusya tarafından verilen cezaları ödemediği ve toplum borcunun 40 milyon rubleyi aştığı aktarılıyor. Rusya’da medya, telekomünikasyon ve internet içeriklerini denetleyen, sansürleyen ve düzenleyen federal yürütme organı olan Roskomnadzor’un 10 Şubat’ta yaptığı açıklamada Telegram’ın Rus hukuki teamüllerine uymadığını ve tutumunu sürdürdüğünü bu yüzden de platforma yönelik kısıtlamaların devam edeceğini açıkladı.

Öyle anlaşılıyor ki mesele bir devletin kendi ülke içi kurallarına uymayan bir platforma para cezası vermesinden ziyade Rus devletinin Telegram’ı kendi standartlarına boyun eğdirme çabası olarak görülebilir. Buna karşı tepki olarak da Telegram’ın oldukça yaygın olarak kullanıldığı bir yer olan Rusya’da daha özerk bir hareket alanına sahip olma arzusu olarak görülebilir. Çünkü son yıllarda görüyoruz ki sosyal medya platformları ve kitle iletişim araçlarının devletlerle kurduğu ilişkiler normatif bir düzlemden ziyade güç odaklı bir paradigma üzerinden şekilleniyor. Devletlerin sahip olduğu legal güç ile şirketlerin sivil ve ekonomik gücü dijital sahada karşı karşıya geliyor.
Roskomnadzor’un açıklamalarına bakınca bu gerçekliği anlayabiliyoruz. Telegram üzerindeki baskının bir süredir farklı cezalar ve kısıtlamalar üzerinden devam ettiği görülüyor. Yani amaç sadece belirli bir ihlali cezalandırmak değil platformu devletin koyduğu sınırlara uymaya zorlamak. Şirket ya bu çizgiye yaklaşacak ya da daha fazla baskıyla karşılaşacak.
İşin bir diğer boyutu ise üstte de bahsettiğimiz gibi Telegram’ın Rusya’da oldukça yaygın ve geniş kitlelerce kullanılan bir kitle iletişim aracı olmasıdır. Çünkü Telegram Rusya’da sadece bireylerin kullandığı bir uygulama değil. Gazeteciler, siyasetçiler, savaş muhabirleri ve farklı siyasi çevreler için de temel iletişim alanlarından biri. Devlet otoritesinin böyle bir platformu kontrol etme çabası aynı zamanda toplumsal olarak etkili ve kitlelere hitap eden kesimleri de dolaylı kontrol etmek işlevi görebilir.
Günümüz dünyasında haberleşme araçları, sosyal medya platformlarnın insanların birncil iletişim aracı olması devletler için bunları kontrol etme ve şekillendirme zorunluluğu oluşturuyor. Devletler de bunu ellerindeki en legal ve meşru güç olan hukuki altyapılarını kullanarak yapıyorlar.
Endonezya’da Çocuklara Sosyal Medya Sınırlaması
Pek çok Avrupa ülkesinden sonra Endonezya da çocukların sosyal medya kullanımını sınırlayan yeni bir düzenlemeye hazırlanıyor. Hükümet 16 yaş altındaki kullanıcıların yüksek riskli görülen platformlardaki hesaplarını 28 Mart 2026’dan itibaren devre dışı bırakmayı planlıyor. İletişim ve Dijital Bakanlığı’nın yüksek riskli saydığı platformlar arasında Roblox, Instagram, YouTube ve TikTok da yer alıyor. YouTube düzenlemeyi incelediğini ve hem ebeveynleri güçlendiren hem de milyonlarca Endonezyalının öğrenme amaçlı erişimini koruyan bir çerçeve gerektiğini söylerken TikTok da bakanlıkla görüştüğünü ve genç hesaplar için çok sayıda hazır güvenlik ve gizlilik önlemi bulunduğunu belirtiyor. Meta ise benzer şekilde yasakların gençleri daha az güvenli ve daha az denetlenen alanlara itebileceğini savunuyor.
Buradaki meseleyi yalnızca çocukların sağlığı ve güvenliği üzerinden okuyabiliriz fakat bu eksik bir okuma olacaktır. Bunu yaparak devletin bu mecraları ve platformları kontrol etme çabasını göz ardı etmiş oluruz. Çünkü devletler bu mecraları basit iletişim ve eğlence araçları olarak görmüyor, bunun da ötesinde bu platformlar aynı zamanda risk üreten ve bu yüzden doğrudan müdahale edilmesi gereken alanlar olarak nitelendiriliyor. Düzenlemenin yüksek risk kategorisi üzerinden yapılması da bunu kavramsal bağlamda ortaya koyuyor.

Müdahale biçimi de Endonezya hükümetinin niyetini gösterir nitelikte. Düzenleme tüm platformların tamamen yasaklanmasından ziyade belirli yaş grubundaki kullanıcıların belirli platformlardaki hesaplarının kapatılmasını kapsıyor. Bu da devletlerin artık yalnızca içerikleri denetlemeye çalışmadığını, kimin hangi platforma hangi şartlarda erişebileceğini de düzenlemeye başladığını gösteriyor. Yani tartışma sadece içerik silme meselesi değil, dijital alana girişin ve katılımın da siyasal bir mesele haline gelmesi.
Ezcümle, son zamanlarda pek çok devletin birçok sosyal medya platformu ve dijital mecraya kısıtlamalar ve yaş sınırlandırmaları getirdiğini görüyoruz. Bu düzenlemelerin aynı anda pek çok ülkede gündeme gelmesi ve uygulanması önümüze bir çıktı koyuyor. Devletler kendi meşru ve legal kapasitelerini kullanarak sosyal hayatta günden güne daha fazla yer kaplayan sosyal medya platformlarını ve dijital mecraları kontrol etmeye ve şekillendirmeye çalıştığını görüyoruz. Bunun en yeni örneklerinden biri ise yukarıda bahsettiğimiz Endonezya örneği oldu.
