Marco Rubio’dan Sosyal Medya Çağrısı
ABD’li senatör ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Amerikalı diplomatlarına X platformunu ( eski adıyla Twitter) daha aktif ve yoğun kullanarak bu mecradaki Anti-Amerikan propaganda ve anlatılar ile mücadele etme çağrısında bulundu. Rubio, diplomatlarından sosyal medyada ve özellikle X platformunda çok daha etkin ve yoğun bir şekilde görünür olarak ABD’nin politikalarını uluslararası kamuoyuna anlatmaları ve yanlış bilgi ve manipülatif anti içeriklere anlık yanıt verilmesi gerektiğini belirtti.
ABD’li bakana göre günümüzde dijital kanallarda ABD karşıtı anlatılar hızla yayılıyor ve Birleşik Devletler bu duruma gerekli önlemleri alamıyor. Rubio da bu duruma çare olarak diplomatlarını aktif göreve çağırıyor. Haberde, diplomatların artık sadece müzakereci rolünde değil, aynı zamanda dijital ortamda iletişim aktörü olarak da görev üstlenmeleri gerektiği ifade edildi. Rubio’nun açıklamaları, ABD’nin sosyal medyayı dış politika ve propaganda mücadelesinde daha aktif kullanma yönündeki yaklaşımını yansıtıyor.

Marco Rubio’nun ABD diplomatlarına X üzerinden “anti-Amerikan propaganda” ile mücadele çağrısı, modern diplomasi ve bilgi savaşlarının giderek dijitalleştiğini gösteren önemli bir işarettir. Rubio’nun bu çağrısı ise şaşırtıcı değil. Özellikle 7 Ekim’den sonraki süreçte ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz destek, Maduro’nun yakalanması ve yine son olarak İran savaşı ile birlikte sosyal medyada gözle görülür Anti-ABD bir anlatının günden güne güç ve destek kazandığını görüyoruz.
Sosyal medya platformlarının ve dijital medya kanallarının uluslararası kamuoyunun birincil iletişim alanı geldiği günümüzde bu alanların kontrolü devletlerin ve özellikle ABD gibi süper güçlerin yaptıklarına meşruiyet sağlama noktasında çok kritik bir önem teşkil etmekte.
Bu yaklaşım ile amaçlanan şey geleneksel ve resmi metodların ötesine geçerek sosyal medyayı bir iletişim aracı olarak kullanmak ve gün geçtikçe etkisini artıran ABD karşıtı algı ve anlatının gücünü kırmak. Böylelikle diplomatlar yalnızca kapalı kapılarda müzakere yürüten aktörler olmaktan çıkıp kamuoyunun fikrini şekillendiren birer iletişim aktörleri konumuna taşınıyor.
Bu durum, anlatı kontrolünün öneminin ne denli arttığını ve devletlerin askeri ve ekonomik gücün de yanında dijital mecraları da yönetmek ve kontrol etmek zorunda olduğunu ortaya koyuyor. Bu bağlamda, dijital diplomasi artık resmi hesaplardan yapılan bilgi paylaşımından ziyade stratejik bir enstrüman haline gelmiş durumda.
İşin bir diğer boyutu ise Rubio’nun bu çağrısının X platformu üzerinden olması. Bu ayrıntı hem X’in uluslararası kamuoyu için kritik bir mecra olduğunu gösterirken diğer yandan X platformunun sahibi olan Elon Musk’ın Cumhuriyetçi kanada yakın olmasının da bir diğer önemli unsur olduğunu gösteriyor.
Avustralya’dan Sosyal Medya Denetimi
Avustralya’da belli yaş altındaki çocuklara sosyal medya kısıtlamaları getirmişti. Hükümet soruşturma kapsamında sosyal medya şirketlerinin bu kısıtlama ve düzenlemelere ne derece uyup uymadığını denetlemeye başladı. Bununla sosyal medya devlerinin çocukların bu platformlara erişimini engelleme konusunda yeterli adımların atılıp atılmadığı değerlendirilmek isteniyor.
Yetkililer özellikle hükümetin belirlediği yaş doğrulama süreçlerine ne kadar riayet edildiği noktasına odaklanıyor. Buna göre teknoloji şirketlerinin, kullanıcıların yaşını doğru şekilde tespit edip etmediği ve çocukların platformlara erişimini sınırlandırmak için etkili sistemler kurup kurmadığı inceleniyor. Ayrıca şirketlerin zararlı olarak kabul edilen içeriklere karşı çocukları koruma yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği de soruşturmanın kritik noktalarından biri olarak görülüyor.

Avustralya hükümetinin yaptığı bu soruşturma belli yaş altı çocuklara getirdiği sosyal medya kullanımının kısıtlama düzenlemesinin bir devamı niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal medya platformlarının belli yaşın altına yasaklama hamlesi son günlerde pek çok Avrupa ülkesinde de konuşulan hatta bazı ülkelerde somut adımların da atıldığı bir furya.
Avustralya bu dalganın bir sonraki aşamasına geçerek işin içine sosyal medya şirketlerini de katmış bulunuyor. Bu şirketlerin Avustralya hükümetinin getirdiği yasal düzenlemelere ne derece uyduğu legal bağlamda hükümet tarafından kontrol edilmeye başlandı
Avustralya’nın daha önce açıkladığı bu yaklaşımda, sosyal medya şirketlerinin kullanıcıların yaşını doğrulamak için daha güvenilir sistemler kurması bekleniyor. Doğum tarihi girilerek yaşın kolayca değiştirilebildiği eski sistemlerin yetersiz ve hataya açık olduğu düşünülüyor. Bu nedenle hükümet platformlardan daha güvenilir yaş doğrulama mekanizmaları kullanmasını ve içeriklere erişmesini daha zor hale getirmesini talep ediyor.
Bu haberle birlikte gördüğümüz tablo devletlerin sosyal medyaya nasıl baktığını ve nasıl algıladığına dair de bize bir şeyler söylüyor. Devletler artık sosyal medyayı sadece izlenecek ve denetlenecek bir alan olmaktan ziyade müdahale edilmesi ve şekillendirilmesi gereken bir yer olarak görüyor. Bunun da en somut ve taze örneklerinden biri de belli yaş altı çocuklar gelen sosyal medya kısıtlamalarını daha da derinleştiren bu soruşturma meselesi oldu. Bu örneğin diğer ülkelere de emsal teşkil etmesi ise oldukça muhtemel bir olasılık.
Sosyal Medya Demokrasiyi Nasıl Etkiliyor ?
Gallup tarafından yayımlanan bir araştırmaya göre sosyal medya kullanımının demokrasi üzerinde etkisine dair insanlar arasında net bir görüş birliği yok. Ankete göre insanlar sosyal medyanın demokratik süreçler üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri olduğunu düşünüyor. İki açıdan da bakan oldukça fazla sayıda kişi var.
Araştırmaya katılanların bir bölümü sosyal medyanın insanların kendi görüşlerini ifade ettikleri ve bunların daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağladığını düşünüyor. Bu görüşe sahip katılımcılar, platformların özellikle insanları siyasi katılıma teşvik ettiğini ve bilgiye erişimi kolaylaştırdığı kanaatinde.
Ankette bir diğer öne çıkan yaklaşım ise sosyal medyanın yanlış bilgiyi çok hızlı bir şekilde yaydığı ve bunun demokratik süreçlere zarar verdiği yönünde. Katılımcıların önemli bir kısmı doğruluğu teyit edilmemiş içeriklerin hızla yayılmasının kamuoyunu yanlış yönlendirebildiğini ifade etti. Ayrıca, sosyal medya algoritmalarının kullanıcıları benzer görüşlerle sınırlı içeriklere yönlendirmesinin kitleleri belirli bir siyasi pozisyonun radikali hale getirebileceğini düşünüyor.

Bu tartışma sosyal medyanın günden güne hem yerel hem de uluslararası ölçekte kamusal alanın bir parçası haline gelmesiyle birlikte sık sık gündeme gelmeye başladı. Konu üzerine bir literatür oluşmaya başladığını bile rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakat mesele tek taraflı bakılan ve insanların üzerinde fikir birliğinde bulunduğu bir mesele değil. Oldukça fazla boyutu olan ve farklı bakış açılarına kapı açan bir tartışma olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
Yapılan araştırma da bu durumu kanıtlar nitelikte. Verilen cevaplar insanların net bir ayrışma içerisinde olduğunu konuya farklı taraflardan baktığını söylüyor. Peki akla şu soru geliyor: Kim haklı ? Bu noktada net bir şey söylemek güç. Sosyal medya oldukça kompleks ve çok boyutlu bir olgu. Herkes bu mecrayı farklı bir amaç ve şekilde kullanıyor bu da farklı deneyimlerden farklı sonuçların çıkmasına neden oluyor.
Eğer sosyal medyayı kitlelerin manipüle edildiği ve kutuplaştırılıdığı bir alan olarak kabul edersek demokrasiye ve demokratik süreçlere zarar verdiğini söyleyebiliriz. Lakin diğer bir yandan ana akım medyanın bu denli tekelleştiği ve kontrol edilebilir olduğu bir çağda sosyal medya platformları bize önemli bir bağımsız bilgi edinme aracı mahiyeti görüyor. Bu açıdan baktığımız zaman da demokrasinin çoğulcu ve çok sesli karakteristiği adına önemli bir işlve görüyor.
En nihayetinde dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bi zamanda bu soruya verilecek cevaplar ortak bir zeminde buluşamayacak gibi duruyor. Meselenin çok boyutlu yapısı ve insanları farklı bakış açıları perk çok farklı tepki ve cevabı ortaya koyuyor.
Fransa’dan Grok Baskını
X’in yapay zekası Grok’un etrafında gelişen kriz teknolojik boyutundan sıyrılarak politik ve hukuki bir hüviyet kazanmış durumda. Sürecin başlangıcı, Grok’un X platformuna entegre edilmesiyle birlikte bazı kullanıcıların bu yapay zeka aracını gayrı-ahlaki içerikler üretmek için kullanmaya başlamasıyla ortaya çıktı. Özellikle bazı kullanıcıların gerçek kişilere ait fotoğrafları izinsiz şekilde değiştirerek cinsel içerikli deepfake görüntüler üretmesi ciddi tepki topladı.
Bu gelişmeler Fransa’daki yetkillerin gündemine girdi ve belli başlı yaptırımların uygulanmasına sebebiyet verdi. Yetkililer, bu yapay zeka özelliğinin zararlı içerik üretme kapasitesi, veri kullanımı ve olası yasal ihlaller üzerinde durdu. Bunun sonucunda ise siber suç birimleri X’in Paris’teki ofisine baskın düzenledi.

Buna karşılık X yönetimi ve sahibi Elon Musk, iddiaları reddederek sürecin politik bir amaçla yapıldığını iddia etti. Ancak bu açıklamalar, ilgili Avrupalı yetkilelerin baskısını azaltmadı. Süreç ilerledikçe yalnızca Fransa da değil Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı ve daha geniş ve kapsamlı bir denetim sürecine evrildi.
Bu durum birçok açıdan değerlendirilebilir fakat en göze çarpan boyutu Trump’ın seçilmesi ile birlikte ABD ve Avrupa arasındaki gerilimle alakalı. Cumhuriyetçi kanada yakın Elon Musk’ın Twitter’ı satın alması ile birlikte başlayan tartışmalarda Musk’ın 2024 seçimlerinde Trump’a verdiği açık destek tartışma konusu olmuştu.
Bu noktadan beri süregelen politik gerilim dijital sahada da kendisini net bir şekilde gösteriyor. ABD ile Avrupa ülkeleri arasında başlayan politik restleşmeler Grok meselesi ile iyice ayyuka çıkmış gibi duruyor.
Öte yandan Fransa’daki baskın ve İngiltere’de başlatılan incelemeler, devletlerin bu tür teknolojilere karşı daha aktif bir pozisyon almaya başladığını gösteriyor. Burada dikkat çeken nokta, müdahalenin doğrudan platformun merkezine yapılmış olması. Yani kullanıcı davranışlarından ziyade sistemin kendisi ve nasıl çalıştığı da sorgulanıyor. Bu durum, teknoloji şirketlerinin tarafsız platform iddialarının giderek daha da fazla sorgulandığını ortaya koyuyor.
