Gri Bölge Sosyal Medya #9
#9
Güvenlik ve Strateji Araştırmaları Programı12 Mayıs 2026
-ABD’nin Çin Manipülasyonu -Dijital Diplomasi ve İran–İngiltere Gerilimi -New Mexico’da Meta Davası

Gri Bölge Sosyal Medya #9

ABD’nin Çin Manipülasyonu

Habere göre ABD merkezli bir oluşum sosyal medyada influencer’ları kullanarak Çin karşıtı içerikler üretiyorlar. Build American AI adlı bir oluşum, Leading the Future isimli bir organizasyonla bağlantılı bir şekilde faaliyet göstererek özellikle TikTok ve Instagram gibi platformlarda içerik üreten kişilere belli bir ücret karşılığında paylaşımlar yaptırmaktadır.

Bu kampanya kapsamında influencerlara video başına yaklaşık 5.000 dolar veriliyor. Bu içerik üreticilerinden istenen şey ise videoların belirli mesajları içermesi. Bu mesajlar genel olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin yapay zeka alanında lider olması gerektiği ve Çin’in bu alanda ilerlemesinin ne denli tehditler oluşturabileceği fikri etrafında şekillenmektedir.

Kaynak: AA

Kampanya iki aşamalı bir stratejiye sahip. İlk aşamada bu influencerlardan yapay zekanın günümüz dünyası için ne kadar önemli olduğunu ve günlük hayatta ne kadar kullanışlı olduğunu vurgulamaları isteniyor. Bu içeriklerde politik bir vurgu yapılmamakta.

Asıl amaç ikinci aşamada hasıl olmaktadır. İçerik üreticileri, Çin’in yapay zeka alanındaki gelişimini olumsuz bir çerçevede sunan ve bu durumu potansiyel bir risk olarak gösteren videolar paylaşmaktadır. Bu içeriklerin ana teması ABD’nin neden yapay zeka alanında lider olması gerektiğini savunan ve Çin’in yapay zeka alanındaki gelişimini olumsuz bir çerçevede sunan ve bu durumu potansiyel bir risk olarak gösteren paylaşımlardır.

Bu durumu ABD-Çin arasındaki hem ekonomik hem politik savaşın başka bir boyutu olarak değerlendirmek mümkün. Savaşın sadece görünen cephelerde değil arka planda daha illegal boyutlarda da devam ettiğini görüyoruz. Gerçek gücün ve rakamların yanında algının da bu tip mücadelelerde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark etmiş oluyoruz.

Kampanyanın TikTok ve Instagram gibi platformlarda influencer’lar aracılığıyla yürütülmesi, klasik siyasal iletişim modellerinden farklılık göstermekte. Geleneksel propaganda genellikle devlet kurumları veya açık politik aktörler üzerinden yürütülürken burada mesajlar gündelik hayattan içeriklerin içine meczedilerek sunuluyor. Bu durum, mesajın algılanma şeklini değiştirir. Çünkü izleyici içerikle karşılaştığında bunu politik bir iletişim unsuru olarak değil daha ziyade sıradan bir kullanıcı deneyimi olarak algılar.

İşin bir diğer boyutu kampanyanın dark money olarak adlandırılan ve bağışçıları tam olarak açıklanmayan bir finansman modeliyle desteklenmesi. Bu durum, kampanyanın arkasındaki kişi veya kurumların kim olduğuna dair şeffaflığın sınırlı olduğu anlamına gelmektedir.

Dijital Diplomasi ve İran–İngiltere Gerilimi

Birleşik Krallık hükümeti, İran’ın Londra Büyükelçisi’ni, İran’ın İngiltere’deki büyükelçiliğinin sosyal medya paylaşımları nedeniyle Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. Bunun gerekçesi de İran büyükelçiliğinin söz konusu paylaşımlarını kabul edilemez ve kışkırtıcı bulunmasıydı.

İngiltere’nin Orta Doğu’dan sorumlu bakanı Hamish Falconer’ın yaptığı açıklamada İran büyükelçiliğinin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımların derhal durdurulması gerektiğini ve bu tür mesajların hem Birleşik Krallık’ta hem de uluslararası düzeyde şiddeti teşvik edebileceğini ifade etti.

Kaynak: AA

Olayın arka planı ise şu İran’ın Londra Büyükelçiliği tarafından sosyal medya platformu Telegram üzerinden yapılan bir paylaşım. Bu paylaşımda, İngiltere’de yaşayan İranlılara yönelik olarak ülkelerini savunmak maksadıyla fedakarlık göstermeye hazır olduklarını beyan etmelerine dair bir çağrısında bulunulmaktadır. Paylaşımın içeriği, özellikle hayatlarını feda etmeye hazır olma gibi ifadeler nedeniyle İngiliz yetkililer tarafından sorunlu bulundu.

İngiliz hükümetinin hangi spesifik sosyal medya paylaşımlarını kastettiği açıkça belirtilmiyor. Buna rağmen, İngiltere’deki bazı siyasetçilerin İran kaynaklı tehditlere ilişkin daha geniş çaplı endişeler de dile getiriyorlar. Bu durum, söz konusu olayın yalnızca tek bir paylaşım ile sınırlı olmayabileceğine de işaret etmekte.

İran, ABD ve İsrail ile olan savaşında sahadaki silahlı çatışmanın yanında sosyal medyada ve dijital mecralarda da bir mücadele yürütüyor. Günümüzde gerçek sıcak çatışmanın yanında çevrimiçi dünyada da bir algı ve bilgi savaşı dönüyor. Taraflar uluslararası kamuoyunda haklılıklarını ispatlamak için bu mecraları kullandığı gibi kendi halklarını mobilize etmek amacıyla da sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanıyorlar. Özellikle İran devleti stratejileri gereği bu tip platformları sık kullanıyor. Bu örnekte de görüldüğü gibi Avrupa’daki İran diasporasını verilen mücadeleye katılmalarını istiyor.

Diplomatik temsilciliklerin artık sosyal medya platformlarını doğrudan siyasal mesaj üreten kamuoyuna mesajlar veren alanlar olarak kullanıldığını görüyoruz. Geçmişte devletlerarası gerilimler çoğunlukla resmi açıklamalar, basın toplantıları veya diplomatik notalar üzerinden yürütülürken bugün ise büyükelçiliklerin Telegram gibi dijital platformlarında yaptığı paylaşımlar uluslararası krizlerin parçası haline gelebilmektedir. Bu durum, sosyal medyanın diplomatik iletişimin merkezine yerleştiğini net bir şekilde gösteriyor.

New Mexico’da Meta Davası

Meta, ABD’nin New Mexico eyaletinde açılan bir dava ile karşı karşıya. Dava, özellikle Facebook ve Instagram gibi sosyal medya platformlarının çocuklar ve gençler üzerindeki etkileriyle ilgili. Mahkemenin vereceği kararın, Meta’nın platformlarında ciddi değişikliklere yol açabileceği düşünülüyor.

Davayı açan New Mexico Başsavcısı Raul Torrez, Meta’yı çocukları yeterince korumamak ile suçluyor. Eyalet yönetimine göre şirket, genç kullanıcıların platformlarda daha fazla vakit geçirmesi için çeşitli mekanizmalar kullanıyor. Özellikle sonsuz kaydırma özelliği, otomatik oynayan videolar ve diğer algoritmalar eleştirilerin merkezinde yer alıyor. Yetkililer, bu sistemlerin çocukların sosyal medyada daha da uzun süre kalmasına neden olduğunu savunuyor.

Kaynak: AA

Dava süreci iki bölümden oluşuyor. İlk aşamada jüri, Meta’nın eyalet yasalarını ihlal ettiğine karar verdi ve şirkete 375 milyon dolar ceza kesildi. Şimdi ise ikinci aşama başladı. Bu bölümde mahkeme, Meta’nın platformlarında doğrudan değişiklik yapılıp yapılmayacağına karar verecek.

New Mexico yönetimi, Meta’dan bazı yeni önlemler almasını istiyor. Bunlar arasında daha sıkı yaş doğrulama sistemleri kurulması, çocuklara önerilen içeriklerin denetlenmesi ve küçük kullanıcılar için bazı özelliklerin sınırlandırılması bulunuyor. Özellikle otomatik video oynatma ve bağımlılık oluşturduğu düşünülen sistemlerin değiştirilmesi talep ediliyor.

Meta ise suçlamaları kabul etmiyor. Şirket, çocuk güvenliği konusunda zaten çeşitli adımlar attığını söylüyor. Ayrıca eyaletin istediği bazı değişikliklerin teknik olarak uygulanmasının zor olduğunu savunuyor. Meta’ya göre bazı talepler ifade özgürlüğü ve internet yasalarıyla da çelişebilir.

Haberde dikkat çeken bir diğer nokta ise Meta’nın, mahkemenin çok sert kararlar alması durumunda New Mexico’daki hizmetlerini durdurmayı bile değerlendirebileceği iddiası oldu.

Bu dava yalnızca Meta için değil diğer sosyal medya şirketleri için de önemli görülüyor. Çünkü son dönemde ABD’de birçok eyalet ve kurum, sosyal medya platformlarının çocuklar üzerindeki etkilerini daha fazla sorgulamaya başladı.

Meta hakkında açılan bu dava, sosyal medya platformlarının sadece denetlenmesi gereken değil aynı zamanda doğrudan müdahale edilmesi gereken alanlar olarak görüldüğünü açıkça gösteriyor. Özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri nedeniyle sosyal medya şirketleri son yıllarda daha fazla eleştiriliyor. New Mexico’da açılan dava da bu tartışmanın güncel önemli örneklerinden biri.

Davanın merkezinde, sosyal medya platformlarının kullanıcıları mümkün olduğunca uzun süre uygulama içinde tutmaya çalışan sistemleri yer alıyor. Sonsuz kaydırma özelliği, otomatik oynayan videolar ve kişiye özel algoritmalar yalnızca teknik özellikler olarak görülmüyor. Pek çok kişi bu sistemlerin özellikle çocuklar üzerinde bağımlılık benzeri etkiler oluşturduğunu düşünüyor. Bu nedenle tartışma artık sadece içerik üzerinden değil, platformların çalışma mantığı üzerinden yürütülüyor.

Bu da devletlere ve türevi otoritelere bu alanlara müdahale etmek için meşru sebepler sağlamış oluyor. Eskiden platformlar daha özgür alanlar olarak görülürken bugün hükümetler algoritmaların nasıl çalıştığına, çocukların ne gördüğüne ve kullanıcıların uygulamada ne kadar zaman geçirdiğine kadar pek çok konuda söz sahibi olmak istiyor. Özellikle çocuk güvenliği konusu, bu müdahalelerin en önemli gerekçelerinden biri olarak gösteriliyor.

Meta’nın savunması ise teknoloji şirketlerinin genel tavrını ortaya koyuyor. Şirket, kullanıcı güvenliği için çeşitli önlemler aldığını söylese de devletlerin talep ettiği kadar büyük değişikliklerin platformların yapısını zorlayacağını düşünüyor. Bu durum, teknoloji şirketleri ile devletler arasında giderek büyüyen bir güç mücadelesine işaret ediyor.

Sonuç olarak bu dava yalnızca Meta’yı ilgilendirmiyor. Mahkemenin vereceği karar, gelecekte diğer sosyal medya platformlarının nasıl çalışacağını ve devletlerin dijital alan üzerindeki etkisinin ne kadar artacağını da belirleyebilir.

Paylaş
XLinkedInWhatsApp
Bültene abone olun

Yeni yayınlar ve etkinlikler e-postanıza gelsin.